9/10
·128 syf.··
2026 8. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 00:14
Yayınevine roman için “Bu kitapta basım hatası var” şikayeti iletilmiş pek çok kez. Nasıl okunacağını bilmiyorsanız evet basım hatası olduğunu düşünebilirsiniz. Kitapta iki ayrı kişiye ait günlük var. Soldaki sayfalar tamamen erkek kişiye ait, sağdaki sayfalar ise tamamen kadın kişisine ait. İki okuma şekli var. İsterseniz sadece soldaki sayfaları okuyarak kitabı bitirip, tekrar baştan sağdaki sayfaları okuyarak tekrar bitebilirsiniz. Ya da zaten eşzamanlı gidiyor. Önce aynı günü erkeğin gözünden sol sayfayı okuyarak, sonra aynı günü kadının gözünden sağ sayfayı okuyarak ilerleyebilirsiniz. Ben bu ikincisini yaptım. Gerçek kişilere ait günlük olmasa da günlük okumak gerçekten çok keyifliymiş. Günlük türünde olan başka kitaplar bulup okuyabilirim aslında. Yazım dilini ve hikayeleri çok beğendim. Aynı olayları iki farklı insanın gözünden okuyunca bu kadar farklı olmasını beklemiyorsun aslında. Gerçek hayatta da bunun olabileceğini düşünmek insana biraz farklı hissettiriyor. Benim romanda sanırım en çok takıldığım kısım kadın karakterinin abisine karşı olan fazla saplantısı demek istiyorum ben. Gerçek hayatta da insanların aile bireylerine bu kadar saplantılı olması hep tuhaf gelmiştir. Bu karakter belki gerçek hayattakilerden biraz fazla olabilir. Okurken çok sinirlendim çok gerildim. Neyse ki bu bir kitaptı ve bitti. Sakince uyuyabilirim.
Suzan DefterAyfer Tunç · Can Yayınları · 202520,2bin okunma
Puan vermedi
Hint kökenli, Trinidad doğumlu yazarı hiç duymamıştım. Oysa 2001 yılında Nobel de almış. Kendi yaşam öyküsünden izler taşıyan kitapta, Trinidad değil ama İsabella adlı bir ada mekan seçilmiş. Bir otel odasına kapanıp geçmişini 1. tekil kişili bir anlatımla yazan yazar, çocukluğundan siyasete atılış süreci , evliliği, Londra'daki yaşantısı arasında dağınık bir geri dönüş tekniği kullanıyor. Aklına o gün hangi anısı geldiyse onu yazar bir hali var. Bazı olaylar kurgu olsa da birçok yönüyle kendi yaşamını, özellikle sömürge toplumları sorgulamış yazar. Adından anlaşılacağı üzere sömürge ülkelerin Batı 'ya özenip kendi kültürlerinden uzaklaşması, daha doğrusu onları taklit etmesi ana konu. Yazar da İsabella adası, Hindistan, İngiltere arasında tam bir aidiyet hissetmeyişini anlatıyor. Sömürge ülkelerdeki siyaset üzerine öyle güzel tespitlerde bulunuyor ki birçok ülkeye uyan gerçekler bunlar. Yazar da zaten kendileri gibi en az 200 ülkede aynı siyaset anlayışı olduğunu söylüyor. Yani egemen güçlere bağlı, onların güdümünde yürütülen bir siyaset. Sol görüşte bir parti kurup bakanlığa kadar yükselen kahramanın ani düşüşü hiç şaşırtıcı değil. Benzer örnekleri gerçekte de bolca mevcut. Taklitçiler, kendisi olamayan insanların ve ülkelerin bir öz eleştirisi diyebilirim. Anlatım biraz dağınık olsa da anlaşılır nitelikte.
TaklitçilerV. S. Naipaul · Alfa Yayınları · 202438 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·128 syf.··
2026 21. kitabı
Eserde Arapların işgali anlatılıyor. Din adı altında yapılan zulümler, yoksulların elinden her şeyinin alınması, kadınların cansız bir eşya gibi görülmesi, küçük kız çocuklarına yapılan işkenceler sahneye taşınıyor. Zerdüşt inancının hakim olduğu bir coğrafya arap istilasına maaruz kalıyor. Yeni sahipler ülkenin zenginliklerin yağmalayıp halkını da din değişmek zorunda bırakıyorlar. Cefer Cabbarlı eserde dokuzuncu yüzyılı anlatsa da, kaleme aldığı zamanlar da yine ülke esaret altında. Belki buna da bir gönderme olabilir. Ki zaten eser yazarın hapishaneden çıkışından sonra yazılmış. Kitaptaki şiirsel hava hemen fark ediyor ve akıp gidiyor yazılar. Dikkatimi çeken bir şey daha vardı. Elhanın savunduğu fikirler özellikle sonlara doğru iyice ideolojik hal almaya başladı. Bir nevi sağ sol çatışması gibi. Yanlış anlamış da olabilirim
İnceleme
Od GəliniCafer Cabbarlı · Qanun Nəşriyyatı · 2020204 okunma
Bir Gönüle Aşk Girince
Puan vermedi·272 syf.·
2026 23. kitabı
Son zamanlarda okuduğum kitapların içinde aşkı görüyorum. Bu ay içerisinde okuduğum kitaplardan biri de Mesihpaşa İmamı adlı eserdi. Son derece inançlı, disiplinli, işlerine haram bulaştırmayan bir imamın gönlüne aşk düşünce neler oldu, neler... Okurken hem ufak ufak tebessüm etmiş hem de şaşırmıştım. Şimdi ise İstanbul Galata'sının en meşhur orospusu Fosforlu Cevriye'nin gönlüne aşk düşünce ne oldu? Bir türkü geçiyor aklımdan Sevcan Orhan’nın TRT kaydındaki performansı harikadır: Bir gönüle aşk girince, hey can Ateşte yanmışa benzer, hey can Bir de hasretlik olunca Aşk umut etmektir. Aşk dönüşüm demektir. Aşk için ölmek varken de aşkın için yaşamaktır. Aşk her şeydir... Nazım Hikmet Ran 'in 1920 yılında yazdığı Gölgesi adlı şiiri Suat Derviş'e yazdığı iddia edilir; hatta ona platonik bir aşk beslediği de söylenir. "Ağlasa da gizliyor gözlerinin yaşını; Bir kere eğemedim bu kadının başını." Suat Derviş ise sol görüşlü, feminist bir yazardır. Dikkat edin; o dönemde bu iki kelimenin yan yana gelmesi büyük bir cesarettir. Hele ki bir kadınsanız... Toplumcu gerçekçi eserler kaleme alan hemen hemen her yazar soruşturmalardan geçmiş, tutuklanmış, dışlanmış ve sürgünü andıran bir hayat yaşamıştır. Fosforlu Cevriye ilk bakışta bir aşk romanı gibi görünse de aslında bundan çok daha fazlasıdır. Roman, İstanbul'un arka sokaklarını, yoksulluğunu, dışlanmış insanlarını ve toplumun görmek istemediği yüzünü anlatır. Suat Derviş'in başarısı da burada ortaya çıkar. O, okuyucusunu sadece bir aşk hikayesine değil, aynı zamanda dönemin sosyal gerçeklerine de tanık eder. Fosforlu Cevriye, toplumun "düşmüş kadın" olarak damgaladığı bir karakterdir. Fakat roman ilerledikçe onun yalnızca bu sıfatla açıklanamayacağını görürüz. O, seven, özleyen, fedakarlık yapan, umut eden ve hayal kuran bir
Aşk
Fosforlu CevriyeSuat Derviş · İthaki Yayınları · 20212,641 okunma
9/10
·305 syf.··
Beğendi
·
2026 57. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 09:31
Gökteki Göz, ana karakterimiz Jack Hamilton'ın işinden kovulmasıyla başlıyor. Gerekçesi de başarısızlığı değil, kitabın yazıldığı dönemde de mevcut olan politik atmosferdir. Patronu, Hamilton'a eşi Marsha'nın sol eğilimli fikirlere sahip olduğu, şüpheli dergilere abone olduğu ve komünist yatkınlığı bulunan derneklere destek olduğuna dair raporlar olduğu gerekçesiyle kendisinin gizli bilgilere erişiminin sakıncalı olacağını sebep gösteriyor. Gökteki Göz, şu ana kadar okuduğum bütün Philip K. Dick kitapları içinde sanırım en politik kitaptı. Bu girişte, 1950'lerin Amerikasında, SSCB ile Amerika arasında süregelen Soğuk Savaş sürecinde birçok insan, özellikle entelektüeller, sanatçılar ve bilim insanları sürekli olarak gözetim altında tutuluyordu, "Kızıl Korku" olarak adlandırılan bu komünizm düşmanlığı ve korkusu bir cadı avına dönmüş haldeydi. Özellikle, dönemin bilimkurgu eserleri için "dış uzay"dan "iç uzay" dönemine geçilmiş. Dick de aslında genel olarak birçok eserinde gerçeklik ve insan algıları üzerine odaklanan bir yazar olarak bu kitapta da asıl tehtidin dışarıdan gelecek bir uzaylı ırkı değil de insanın kendi algıları, dogmatik inançları ve bu inançları baskı ve saldırı malzemesi haline getirme isteği olarak kullanıyor. Farklı karakterlerin kendi inançları ve dünyadan beklentilerine göre şekillenen farklı farklı dünyaları gezdiğimiz kitap hem çok keyifli, hem sosyolojik ve psikolojik eleştirileriyle çok ilginç hem de döneminin siyasi ve toplumsal durumuna dair Philip K. Dick'in yorumlarıyla çok göz açıcıydı.
Gökteki GözPhilip K. Dick · Alfa Yayıncılık · 2019257 okunma
9/10
·464 syf.··
Beğendi
·
2026 57. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 10:08
Hurmalı Kurabiye tadında hoş bir suriye romanı. 1995 ile 2013 yılları arasında geçen olaylar. Turistik seyehat için Suriyenin palmira şehrini ziyaret eden fransız kız ve annesi. Onlara antik şehri gezdiren suriyeli genç. İmkansız bir aşk. Kitap Suriye de Zalim Beşşar Esadın halkına yaptığı zulümleri de gözler önüne seriyor. Sebebsizce bombalanan şehirleri anlatıyor. Kendi öz yurtlarında iki ateş arasında kalıp kaçmaya çalışan insanların yaşadıkları zorlukları gözler önüne seriyor. Kitap ve konu çok iyi ama yazarımız çok gereksiz betimlemeler yaparak okuyucuyu bezdiriyor. Örneğin " Tarık, marketten ekmek su yoğurt ve sigara aldı. Su ve yoğurdu sol eline alıp sağ eli ile sigara paketini tutuyordu. Sağ eli ile sigara paketini açıp dişleri ile bir dal çekti. Paketi cebine koydu. Çakmağı çıkardı. Sol eli ile rüzgar söndürmesin diye siper yaparak sigarasını yaktı." Bu şekil gereksiz betimleri okurken canımdan can gitti ama konu ilgilendiğim bir konu olduğu için. Beni bağladı. Kitabı öneririm ama eğer yukarda ki betimlemelere her sayfa tahammül edecek kadar sabrınız varsa :-)
Alıntı
Hurmalı Kurabiyeİsmail Alaca · Lukka Kitap · 201958 okunma