10/10
·400 syf.··
2026 74. kitabı
Öncelikle ilk kitaptan çok daha iyi olduğunu belirtmeliyim. Bu kadının kalemini gerçekten sevdiğimi anladım. Adrian ve Lia'nın birbirlerini asla doğru anlamamaları beni sinir etti. Özellikle karısını gözlerindeki hüzünden tanıyan Adrian'ın karısının onu sevdiğini anlamaması aşırı saçmaydı bana göre. Ama yine de kitap aktı gitti. Çok da spoilera girmek istemiyorum kurgu biraz karışık, ilk kitabın başından sonuna kadar olan olayların daha öncesi işleniyor. O yüzden ikinci kitap bittiğinde her şeyin yerli yerine oturmasına sevinirken aklıma ilk kitabın sonu geldi ve her şeyin yanlış yere oturduğunu hatırladım. Bu yüzden 3. ve son kitaba başlamak için sabırsızlanıyorum.
Yalanın CazibesiRina Kent · Ren Kitap · 20231,236 okunma
Puan vermedi·124 syf.··
2026 25. kitabı
"Ben hiç mutlu oldum mu?” Sanırım kitabın kapağını kapattığımda ve sonrasında uzun süre boyunca zihnimde en çok yankılanan cümle bu oldu. Kısa bir hikâye olmasına rağmen oldukça yoğun, hatta yer yer zorlayıcı; buna rağmen edebî değeri son derece yüksek. Bir çırpıda okunacak değil aksine sindire sindire okunacak bir kitap. Tip Marugg, varoluşsal sancıları ve yalnızlığı ajitasyona kaçmadan, şiirsel ve vurucu bir dille okuyucuya sunuyor. Karakterin zihninden dökülen her cümle, derin felsefi sorgulamalar barındırıyor. Kitap, bir adada, gece vakti verandasında viskisini yudumlayarak sabahın gelişini bekleyen yaşlı bir adamın içsel monologları ve anıları üzerine kurulu. Melankolik ve ağır bir atmosfere sahip olduğu için herkese rahatlıkla önerebileceğim bir kitap değil; çünkü ben de okurken zaman zaman oldukça zorlandım. Ancak kitabın kapağını kapattığımda zihnimde bıraktığı sorgulamalar ve hissettirdikleri benim için çok değerliydi. Yazarın karaktere bir isim vermemiş olması ise bana, okuyucuyu karakterin bizzat kendisi yaparak hikâyeye davet ettiği hissini verdi. Zaten güçlü betimlemeleri sayesinde zihninizde canlanan dünyaya kolaylıkla dahil oluyor, kendinizi hikâyenin içinde buluyorsunuz. Karayip edebiyatından ilk okumam olan Sabahın Kükreyişi, ilerleyen zamanlarda kesinlikle tekrar okumak istediğim eserlerden biri. Tıpkı Küçük Prens gibi, her okunuşta zihnimde farklı kapılar aralayacağını ve bana yeni bakış açıları kazandıracağını düşünüyorum. İkinci kez okuduğumdaysa bende nasıl izler bırakacağınıysa şimdiden merak ediyorum.
1000Kitap
Sabahın KükreyişiTip Marugg · İdeal Kültür Yayıncılık · 202529 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
10/10
·138 syf.··
Beğendi
·
2026 127. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 00:00
"KIRILAN SESSİZLİK" ​"Düşmanlarımız ne kadar sert vururlarsa vursunlar asla bizleri yıkamazlar, yenebilirler ama yıkılmayız, umudumuz, hayallerimiz ve inançlarımız hâlâ var olurlar fakat en yakınlarımızın en ufak darbesi umudumuzu, hayallerimizi ve inancımızı yerle yeksan edebilir." Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda görünen bir aile… İçeride ise yıllardır sustukça büyüyen sırlar, konuşulmayan gerçekler, suskunluklar ve en sonunda dayanılmaz hale gelen sessizliğin çatırdaması… Sıradan bir aile hikâyesi gibi başlasa da yazar, bir ailenin içten içe nasıl çürüdüğünü, sessizliğin bir aileyi nasıl yabancılaştırdığını gözler önüne seriyor. Bizi gerilim dolu bir labirentin içine sürüklüyor. Halim, kendi halinde bir elektronik mühendisi. Hayatı seven, insanlara güvenen, sıradan bir hayatın peşinde. En yakın arkadaşı Ferdi ise onun “can kardeşi”. Birlikte büyümüş, birlikte hayaller kurmuş, birlikte büyümüş iki çocukluk arkadaşı. İş hayatına atılmalarıyla birlikte görüşme sıklıkları azalır. Ama dostlukları devam eder. Bir gün Emirgan Korusu’nda buluşurlar. Eski günleri yâd eder, kahkahalar atar, belki de “Ne çabuk büyüdük” derler. Ferdi yeni bir projeden bahseder. Kısa bir Mısır gezisinden sonra hayata geçireceği planları anlatır. Bu buluşma, Halim’in hayatının son “güvenli” günlerinden biridir. Çünkü Ferdi’nin yola çıktığı gün, Halim’in karşı komşuları aniden ölür. Ve Ferdi, bir daha geri dönmez. Ferdi’nin dönmeyişi, Halim’in dünyasında ilk sarsıntıyı yaratır. Komşularının ölümü ise ikinci büyük şoktur. Halim, iki olay arasında bağlantı olup olmadığını merak etmeye başlar. Araştırdıkça, öğrendikçe, gerçeğe yaklaştıkça… İnsanlara olan güveni birer birer dökülür. Dostluk dediğin neydi ki? İnsan dediğin neydi ki? Peki ya güvendiğin her şeyin yalan olduğunu öğrensen, geriye
Edebiyat
Kırılan SessizlikHakan Yüksek · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202628 okunma
Araf..
10/10
·118 syf.·
2026 115. kitabı
Seni düşünüyordum, Susana. Yeşil tepelerde. Rüzgârlı havalarda uçurtma uçururduk tepelerde, aşağılarda kalan köyün sesleri gelirdi kulaklarımıza, rüzgâr uçurtmanın ipini çekelerdi. “Koş, Susana.” Yumuşak ellerin ellerimi yakalardı. “Gevşek bırak ipi." Rüzgâr nasıl güldürürdü bizi; ip parmaklarımızdan kayarken birbirimize bakardık; bir kuşun kanatları çarpmış gibi usulca kopardı ip. Kâğıt-kuş yukarlardan taklalar atarak düşerdi, toprağın yeşili içinde eriyene kadar saçaklı kuyruğunu sürürdü ardından. Dudakların ıslaktı, çiy tanelerini öpmüştüm sanki. Seni düşünüyordum. Orada deniz-yeşili gözlerinle bana bakışını. Susanna, ne kadar uzaklardasın sen, bulutların üstünde, ta uzaklarda, tepelerde gizlenmişsin. O’nun büyüklüğünde, O’nun bağış dolu Kutsal Yüceliğinde saklısın, seni bulamam artık, göremem. Orada sözlerim erişemez kulaklarına." Damlaların düşüşünü gözlüyordum Susana, şimşeğin parıltısında her soluk bir iç çekişiydi, her düşüncem sen." --- Ne yazsam az kalacak, ne desem eksik... Ne dökülür ki kelimelere; yaşayanlar mı, ölenler mi, anılar mı, geç kalınmış bir intikam isteği mi yoksa aşk mı? Comala’da bu ayrım çoktan silinmiştir. Ne gerçeğin ayakları yere basar burada, ne de büyünün kanatları vardır; anlatılan her şey, sıcaktan kavrulmuş taşın ve toprağın kendi kendine mırıldanmasıdır belki de bir yerlere sinmiş, saklanmış yankılar vardır. Zaman, dağınık ilerler, ileri geri akmaz, evet. Ama belki de hiç akmaz. Her fısıltı, her çığlık ve her susuş, o hiç geçmeyen, her an yeniden doğup aynı yerde can veren sonsuz bir şimdinin içinde gizlidir. Ne geçmiş gömülebilmiştir ne de gelecek bir umuttur; her şey şu anda asılı kalmıştır. Adem’in dünyaya bırakılması gibi bırakılır Juan Preciado bu coğrafyaya. Kimse karşılamaz. Tekinsiz, kurak ve ölü bir
1000Kitap
Pedro ParamoJuan Rulfo · Can Yayınları · 19832,283 okunma
3/10
·88 syf.·
2026 152. kitabı
Gazze'nin Son Kitapçısı Rachid Benzine Rachid Benzine’in kaleme aldığı ve Fransa’da ses getiren Gazze’nin Son Kitapçısı, hacim olarak oldukça küçük bir eser. 88 sayfadan oluşan bu ince romanı, dilinin akıcılığı sayesinde birkaç saat gibi kısa bir sürede soluksuz okumak mümkündı. Yazarın ajitasyondan uzak, sade ve ölçülü üslubu, okuyucuyu Gazze'nin dumanı tüten harabeleri arasına zahmetsizce çekiyor. Kitap, edebi ve tematik olarak aslında çok güçlü bir zemin üzerine kurulmuş. Gazze’de her şeyini kaybetmesine rağmen sahaf dükkanına ve kitaplarına tutunmaya devam eden yaşlı sahaf Nebil El Cebir’in hikayesi, Filistin halkının yaşadığı derin acıları ve yok edilmek istenen hafızayı çok güzel özetliyor. Durumu belgelemek isteyen genç Fransız fotoğrafçı Julien’in yolu Nebil ile kesiştiğinde, hikaye sadece bir savaş tanıklığı olmaktan çıkıp insani bir derinlik kazanıyordu. Bombaların altında bir kitabevini açık tutmanın, bir sayfa çevirmenin aslında kültürel kimliği korumak adına sessiz ama sarsıcı bir devrim, asil bir direniş biçimi olduğu fikri kitapta başarıyla işlenmiş. Filistin’in dramını bu denli yalın ve vakur bir dille anlatması, eserin en büyük artısı. Ancak kitabın bu takdir edilesi edebi başarısı ve Filistin'in acılarını aktarmadaki hassasiyeti, ne yazık ki kurgunun satır aralarına, hatta merkezine yerleştirilen belirgin bir ideolojik dilin gölgesinde kalıyor. Yazar, anlatı boyunca adeta buram buram bir "dinler arası diyalog" dili kullanıyor. Metni okurken, bir dönem Türkiye'de ve dünyada belirli çevrelerin (özellikle Fetullahçıların) diline pelesenk ettiği yapay, dayatmacı ve baskın diyalog söylemini hissetmemek imkansız. Romanın bütününe yayılan, sürekli üç dine mensup insanları bir araya getirme
Edebiyat
Gazze'nin Son KitapçısıRachid Benzine · Beyaz Baykuş Yayınları · 2025194 okunma
10/10
·392 syf.··
2026 11. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2026 00:00
On Dakika Otuz Sekiz Saniye, daha ismiyle bile insanın içine tuhaf bir ağırlık bırakan kitaplardan biri. Elif Şafak bu romanda bir insanın son anlarından yola çıkarak koca bir hayatı, hafızayı, acıyı, dostluğu ve toplumun görmezden geldiği insanları anlatıyor. Daha ilk sayfalardan itibaren bunun kolay okunup unutulacak bir kitap olmadığını hissettim. Havva’nın Üç Kızı’nı bitirdikten üç gün sonra yine Elif Şafak’tan On Dakika Otuz Sekiz Saniye’ye başladım. Açıkçası bu kadar kısa arayla aynı yazardan iki kitap okumak biraz riskliydi. Çünkü Havva’nın Üç Kızı bende çok güçlü bir etki bırakmıştı ve hemen ardından okuyacağım kitabın onun gölgesinde kalmasından çekindim. Ama bu kitap bambaşka bir yerden vurdu beni. Romanın merkezinde Tekila Leyla var. Onun hayatı üzerinden sadece bir kadının yaşadıklarını değil, İstanbul’un arka sokaklarını, toplumun dışına itilen insanları, susulan acıları ve insanın hayata tutunma biçimlerini okuyoruz. Elif Şafak’ın en başarılı yaptığı şeylerden biri de bence tam olarak bu; herkesin görmek istemediği hayatları, okurun gözünün önüne getirip kaçmasına izin vermiyor. Kitapta beni en çok etkileyen şey, Leyla’nın hikayesinin sadece hüzün üzerinden kurulmamış olmasıydı. Evet, çok ağır yerleri var. Kadın olmak, yalnız kalmak, dışlanmak, yargılanmak, ait hissedememek, geçmişin insanın peşini bırakmaması… Bunların hepsi romanın içinde güçlü bir şekilde var. Ama buna rağmen kitap sadece karanlık bir hikaye anlatmıyor. Dostluk, dayanışma, seçilmiş aile ve insanın en dipte bile birbirine tutunabilmesi de en az acılar kadar güçlü işlenmiş. Leyla karakteri bende uzun süre kalacak karakterlerden biri oldu. Onu okurken sadece üzülmedim. Düşündüm, kızdım, içim burkuldu, bazı yerlerde de insanın yaşadığı her şeye rağmen içinde bir parçayı nasıl canlı
On Dakika Otuz Sekiz SaniyeElif Şafak · Doğan Kitap · 20197,2bin okunma