Kente son kapıdan giriyoruz
Hava dingin değil, bastırılmış
Dul bir kadın sessizliğinde
Kavgadan iz yok
Düşman bildiğimiz düşman değil
Aman bu nasıl barış
Barışın böylesi görülmemiş
El işte, ağız yoklukla dalaşta
Kim açmış bunca okulu
Kim basmış bunca kitabı
Herkes ama herkes
Gözleriyle tükürmesini öğrenmiş
Bazı yerlerde aynaların üstüne bez örterler, ölen kendini görmesin ya da aynaya yansımasın diye, ve son nefesten sonra ruhun dışarıya uçması için pencereyi hemen açarlar, hapsolup duvarlara kuş gibi çarpmasın diye, ya da sinek gibi. Aslında burada bazı bölgelerde “ruh” kelimesi “sinek” ile aynıdır – muha, muşa, muşiçe.
O sinek – ruh.
Gönlünü tamamıyla yatırdığı ebediyete aklında büsbütün budayıcı bir vecd idrakiyle kapanamayan inandığını bile akıl zaviyesinden hala Bir tehlike gözüyle bakan yani sonuna kadar akla bağlı ve Yunanlı kalan Sokrates her şeye rağmen akılla aklı iflas ettirmenin hendesyle hendeseyi yıkmanın ve ilahi Vahdet eşiğinde dize gelmenin batıda ilk ve eşsiz örneği..
O, memleketinin putlarını devirmeye kalkıştığı ve (plastik) çerçevenin sinek kâğıdına yapışanları insan hayatının iç kesimine çağırdığı için öldürüldü ve bu bakımdan fikir tarihinin, Batıda ilk büyük mazlûmu oldu. Kaderini çok derinden sezmiş ve bunun bütün ruh soyluları için umumi bir nasip olduğunu anlamıştı, Müdafaasında, karşısındaki 501 heykele şöyle haykırmıştı:
«- Bu iş dünyada ne benimle başladı, ne de benimle bitecek!...
Hak ve hakikati günlük hayat kaygılarının üstünde tutanları, daima benim akıbetim kovalayacak!..» Bugün (Sokrates) öldürüleli, yani düşünen adam düşündüğü için toprağa tıkılalı tam 2363 yıl geçmiş bulunuyor. Acaba, o gün bugün,arkalarından aynı akıbetin kovaladığı kimseler kaçtır?.