Uzuuun bir reading slump döneminden sonra geri döndüm... Eskiden de inceleme pek yazmazdım ama bu geri dönüş bunu hak etti bence. Bu arada söylemeden edemeyeceğim: Buraya ne olmuş? Ara ara girip
Kitabı tasvir ederken ölüm yolculuğu demek istedim, çünkü Tolstoy bu eserinde yaşamı değil; hepimizin telaffuz etmekten hatta çoğu zaman düşünmekten kaçındığı ölümü konuşuyor. Öncelikle kitabı
Evet kitabım bitti güzel bir kitaptı özellikle başta yazarın hayatı anlatılması beni içine çekti hikaye de güzeldi okunabilir bir kitap çıtır çerez gidiyor özellikle son sayfalara doğru daha çok ilgimi çekti okumalısınız
Miguel de Unamuno'nun Sis isimli kitabını elime aldığımda, daha önsöz ve sonsöz kısmında durup kaldım. Ön sözü yazar değil, Victor Goti yazıyordu ve Victor, Augusto'yu anlatırken bir yandan
Kitaptan Kalanlar | Palto – Gogol
Üstad Sahaf okuma grubunun değerli üyeleriyle aynı masada buluşmak benim için oldukça kıymetli bir deneyim oldu.
İlk kez katıldığım bu buluşmada, edebiyatın yalnızca kitaplardan değil; farklı bakış açıları, yorumlar ve düşünsel paylaşımlardan da beslendiğini yeniden hissettim. Saygılı, nitelikli ve aynı zamanda samimi atmosferi için başta Adem Bey olmak üzere tüm grup üyelerine teşekkür ederim.
Gogol, Palto’da mizah ile hüznü aynı anda öyle güçlü harmanlıyor ki kitap bir nefeste okunuyor; fakat geride günlerce süren bir düşünce yoğunluğu bırakıyor.
Palto, yalnızca bir kıyafet değil; saygınlığın, toplum içinde görünür olmanın ve var olabilmenin sembolü.
Bürokrasi ise insanı isterse görünmez kılıyor, isterse var ediyor. Aradaki çizgi ne yazık ki oldukça sert.
Gogol, sıradan bir insanı merkeze koyarak dönemin “küçük insan” temasını ve Rus toplumundaki sınıf farkını son derece yalın ama etkili biçimde ortaya koyuyor.
Akaki’nin hayatında ilk kez bir şey için heyecan duyması ise romanın en hüzünlü taraflarından biri.
Paltoyu kaybetmese hayatı gerçekten değişecek miydi?
Yoksa o değişim ihtimali baştan beri bir yanılsama mıydı?
Gogol bu sorunun cevabını bilinçli olarak okuyucuya bırakıyor.
Bu kitabın her satırını, her satırın bıraktığı duygu yoğunluğunu ve düşünsel derinliğini çok sevdim.
Ağır bir toplumsal gerçeklik böylesine sade, akıcı ve etkileyici anlatılabilir miydi diye uzun süre düşündüm.
PaltoNikolay Gogol
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve beklentimin çok ama çok üzerindeydi. Benzer mentalitede Ralph Waldo Emerson ve Henry David Thoreau'yu okumuştum ama Jiddu Krishnamurti her şeyin teorisi derecesinde doğayı, doğayla münasebeti doğrudan merkeze alarak tüm insani özelliklerimiz için olmazsa olmaz, başat unsur haline getiriyor. Böyle davranmakla gayet haklı nedenler serdediyor.
Eserin bence en önemli tarafı okuyucuya sorular sorarak kendi içiyle bir kuyuya bakarcasına başbaşa bırakıyor. Adeta tüm cevaplar sende, ne arıyorsan kendinde ara diyor.
Kitabın hareket noktası adından da anlaşıldığı üzere doğa. Doğayla bağ kuramayan, insanlarla da bağ kuramaz, diyor yazar. Bu bağ ön kabullerden arınmış, toplumsal (sosyete içindeki rollerimiz, statülerimiz gibi) koşullandırmalardan azade bir bağ.
Dünya toplumları olarak sürekli bir çatışmanın içinde olmamız da doğayla aramızdaki kopukluğa yoruluyor.
Tek olumsuz yönü sonlara doğru kendini tekrar etmiş olması diyebilirim, onu da gözüm görmedi açıkçası.
Son zamanlarda okuduğum en iyi kitaptı.
Herkese içtenlikle tavsiyemdir.