Yaşam entelektüel kavramlarla açıklanamaz. Konfüçyüs'ün de çok uzun zaman önce söylediği gibi: "Yaşam hakkında son derece bilgisizken ölümü bilebilir miyiz?"
Bir anı, bir yaşam dilimini aynen yakalamak gibi çılgın ve giderek uzaklaşan bir umutla, kat edilen yolu doğrulayacak, bu yarışı sürdürmenin anlamsız zorunluluğunu bağışlayacak, kabul edilmesi mümkün olmayan bozgunlarla dolu bir mücadele.
Bir akşam ışıkların dağlara güldüğünü
Bir akşam bulutların seyre döküldüğünü
Görürsün hasretiyle sabah ezgilerinin Bir akşam gözlerin ufka dalar pek derin
Kuşlar öter, uçuşur, yeşil dallara konar Umutlar yaprak yaprak alevlenir de yanar
Son mutluluk sesleri dökülür dudaklardan İnsanlar gölge gibi çekilir sokaklardan
Rüzgar okşamaktayken anne gibi tenini Gecenin kollan sessizce yakalar seni
Anlarsın gözlerinin dolup boşaldığını Anlarsın yalnızlığı ve yalnız kaldığını
Şiir bittikten sonra kendime kızmıştım. "Sen asla yalnız olamazsın demiştim. Sana şahdamarından daha yakın olan Rabbin var. Kalabalıklar içinde tek başına kalsan bile yalnız değilsin, olamazsın!"
Ey yar, bu mektubu aldığın demde
Kara topraklara verdim kendimi...
Herşey bana engel oldu alemde,
Bir çoşkun nehirdim, yıktım bendimi.
Benim gönlüm doğusundan deliydi;
Başka dünyaların saşkın seliydi...
Bunun böyle olacağı belliydi...
Her şey biter sel yerine döndü mü...
Dünya durmaz, bahar olur, kış olur,
Belki senin gözün yaş olur,
Ben garibim, benim gönlüm hoş olur,
Sevdiklerim ayda yılda andı mı...
Yıldız olur sana ışık tutarım,
Bülbül olur pencerende öterim.
Yer altında belki rahat yatarım
Yer üstünde çektiklerim dindi mi...
Şimdi yaşamayı tatlı bulursun,
Koşarsın, gülersin, tez yorulursun,
Bir gün olur yine bana gelirsin
Deli gönlün yaşamağa kandı mı...