Plastik, tel, tahta, kırık elbise askıları. Biraz görgüsüzce, biraz da umursamaz bir tavırla pansiyon sahiplerine bırakılmış fazlalıklar. Tatilin son gününde gelen yüklerden kurtulma isteği.
Sayfa 17 - Can Yayınları, 2024, I.Basım·Kitabı okuyor
İnançlı olmak cesur olmayı, tehlikeye atılabilmeyi, acı ve düş kırıklığına hazırlıklı olmayı gerektirir. Emniyet ve güvenliği yaşamının birinci koşulu sayanlar inançlı olamaz. Kendini koruma sistemleri içine hapseden, mal mülk edinmenin emniyet olduğunu sanan kişi kendisini bir tutukluya dönüştürür. Sevilmek ya da sevmek, çok önemli bazı değerleri düşünmek ve bu değerler için her şeye son verecek adımı atmak için cesaret gerekir.
“Evlenmemişsin,”
“Evlenmedim."
“Niye?”
“Zaten evliyim.”
"O burada hâlâ hayatta. Nefes alıyor, benimle konuşuyor, kitap okurken benimle okuyor. Yarası derin, hâlâ kanıyor ama ben Güldeste'nin yarasına bile ihanet edemem, Timur.”
“Ne dirisine ne ölüsüne yüz çeviririm.”
“Öyle sevdim ki onu ben...”
“Varlığını da yokluğunu da... Ona dair hiçbir şeye ihanet edemem. Beni sevmeye devam et, dedi. Son sözüne ihanet edemem. Ondan başkasını sevdiğim, diyemem. Onunla kuramadığım yuvayı başkasıyla kuramam.”
Arabalara bakıyorum, arabaları sayıyorum. Arka koltuklarda uyuyan çocukların gittiğini ve bu çocukların her birinin bir gün, yıllar önce babalarıyla yolculuk ettikleri eski arabaları hatırlayacaklarını düşünmek içimi eziyor.
Biz gençken, otuz yaşının üstündeki herkes orta yaşlı, ellinin üstündeki herkes ihtiyar gözüküyordu. Ve geçip giden zaman, o kadar da yanılmadığımızı doğruluyor. Gençken son derece kesin ve kaba olan şu küçük yaş farklılıkları, aşınıp gidiyor. Sonunda hepimiz de aynı kategoriye ait oluyoruz, genç olmayanlar kategorisine.