Villa halkı bir ağızdan Zeki Bey’e kızıyorlardı ama kendileri de sanki Vahdettin bir gün dönecekmiş, tekrar tahtına oturacakmış gibi harvurup harman savurmaktaydı. Kim bilir bu villanın kira bedeli ne kadar tutmuştu. Misafirler olmadan 35-40 kişiyi bulan mahiyetinin yiyip içmesi, giyinmesi, gezmesi kim bilir kaça mal oluyordu? Misafirlere kurulan ziyafet sofraları ise Yıldız’ı aratmıyordu. Nimet bu değirmenin suyu kesildiğinde ne olacağını merak ediyordu. 
Sayfa 245·Kitabı okudu
Alıntı
02.35
Dışarıdan bakıldığında Adelaide kusursuz bir bütünlük içindeydi -uzuvları yerli yerindeydi, hiçbir eksiği yoktu- ama içten içe, ruhen dağılmış haldeydi. Paramparça olmuştu ve parçalarını tekrar bir araya getirebileceğini hiç sanmıyordu. Ölmek istemiyordu aslında, sadece var olmaya son vermek, yok olmak istiyordu
Sayfa 12 - onu ilk gördüğümde zaten tanıyorum gibi hissettim.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
“Yeryüzünde bulunan her şey fânîdir.”(er-Rahmân, 26) buyrulmuştur. Bunun tecellîsi de: “Her can, ölümü tadacaktır…” (el-Enbiyâ, 35) beyânı üzere, ölüm iledir.
DANTE'NİN CEHENNEMÎ SEFAHATİ...
(...) Gençliğinde sürekli kitab okuduğu söylenir Dante’nin. Nerdeyse kör olacak kadar… Zamanının ilim ve sanat adamlarıyla kurduğu dostluklar yoluyla çok şey öğrenmiştir. Bir soyluya yaraşır şekilde, cemiyet arasında hızla yükselmektedir. Genç yaşta Floransa’nın tanınmış isimlerinden biri olur çıkar. Oysa bu hızlı yükselişin, ruhundan hangi faziletleri söküp aldığının şimdilik habersizidir. İlk darbe, Beatrice bir başkasıyla evlendiğinde gelir gibi olursa da, hızlı yükselişin sarhoşluğu içinde beklenen etkiyi yapmaz. Ama bundan iki yıl sonra, daha 24 yaşında, Beatrice beklenmedik şekilde ölüverince, Dante kendinden kaçacak yer bulamaz. “Beatrice’nin ölmesi, Dante için büyük bir darbe oldu. Bugün düşünüyoruz da, kaderin böyle tecellî etmiş olması, netice bakımından dünya edebiyatı için hayırlı olmuştur diyoruz. Çünkü Beatrice, Dante’nin kalbinde ve hayâlinde silinmez bir iz bırakarak, 24 yaşının taraveti içinde ölmekle, yılların yıpratıcı, bozucu, çirkinleştirici tesirlerinden kurtulmuştur.” Böyle diyor bir edebiyatçımız… “Beatrice, Dante’nin hayalinde, 24 ayar altun gibi saf bir hâlde kalmıştır ve İlâhî Komedya bu hayâlden doğmuştur” diyor; kendisi gibi düşünen Batılı edebiyat tarihçilerini takib ederek… __Dante, aşkı bu ölümle tanımış olmalı. Bundan önce aşkı “tatlı bir hayâl” sanan, onun İlâhî yüzünü görmeyen, görse de anlamayan kahramanımız, onun birdenbire ne kadar acımasız, ne kadar cehennem olabileceğini hissetmiş ve “cinnete benzer bir sefahat” içine sürüklenmiştir. Beyzadeliğin kibrini unutup, her türlü rezaletin bataklığına gömülmüştür. Defalarca uçurumun kenarına gelip gelip dönmüş, dönüp dönüp yeniden gelmiştir. Bu sırada yanında, bir süre sonra sürgüne göndereceği yegâne dostu Guido Cavalcanti bulunuyordu; ve o uçurumun kenarına her geldiğinde,
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 8, Ekim 1997) DANTE'NİN YOLCULUĞU -I-, (31 Ekim 1997 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen konferans metnidir.)
Akademya Yazıları
DANTE: AVRUPA'NIN İLK BÜYÜK ŞÂİRİ...
(...) Şimdi biraz daha yakından bakalım Dante’ye… 1300’de 35 yaşında olduğuna göre, 1265’te doğuyor… Daha sonra Makyavelli’nin yetişeceği ve Leonardo da Vinci, Michelangelo gibi devleriyle Rönesans’ın demleneceği Floransa’da… Asıl adı Durante Alighieri; ama Mehmed’e “Memo” der gibi, “Dante” olarak yuvarlamış şair bunu, bu isimle meşhur olacak… Tarihçiler, Roma’nın yıkıntılarından sonraki fetret devrinin sona erip Avrupa’nın gerçek tarihinin başlamasında, Milâdî 11’nci asrı çent tarihi kabul ederler; Haçlı Seferleri’nin başlangıcını… Fakat eski yumurtanın kabuğunu çatlatıp yeni civcivin gagasını göstermesi için birkaç asır daha gerekecek ve özellikle Avrupa’nın ilk büyük şairinin zuhuru beklenecektir. İşte Dante, derebeylik düzeninin dağılıp senyörlüklerin, cumhuriyetlerin, komünlerin oluşmağa başladığı, Kudüs’ün Salahaddin tarafından fethedilip Avrupa’nın Haçlı ruhunun hüsran duvarında parçalandığı, Bizans’ın Anadolu’yu Türklere terkedip Konstantiniyye’nin surları arasında sıkışıp kaldığı, hâsılı baştanbaşa Avrupa için yepyeni bir ruhun arandığı o geçiş devresinde dünyaya gelen o ilk büyük şair, o ilk büyük haberci olacaktır. Ama daha değil! Hele şu Floransa’nın kargaşası bir dinmeye yüz tutsun, belki ondan sonra… O sırada bütün İtalya’da eski Yunan usûlü şehir devletleri vardı ve bunlar bizdeki beylikler gibi sürekli çekişme hâlindeydiler. Ne var ki, hâdiseler bizdeki gibi beylerin iktidar ve nüfûz mücadelesi şeklinde değil, ruhban sınıfı ile asiller sınıfının hâkimiyet kavgası şeklinde cereyan ediyordu. Ruhban sınıfının partisi Guelf’ler ile asiller sınıfının partisi Ghibellin’ler arasında, bütün İtalyan şehirleri üzerinde bir hâkimiyet kavgası vardı. Dünyaya hükmetme hakkı asillerde mi, yoksa rahiblerde mi meselesi, yâni laic ve cleric çatışması ve bu
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 8, Ekim 1997) DANTE'NİN YOLCULUĞU -I-, (31 Ekim 1997 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen konferans metnidir.)
Akademya Yazıları
Türkler İstiklal Savaşı'nı kazanmıştı. Mustafa Kemal'in Yunan ordusunu Anadolu'nun 'bağrında önce durdurup sonra vurma stratejisi başarılı olmuştu. Son darbeyi erteleyip çılgınca hareketlerden kaçınarak ordunun kayıplarını en aza indirgemişti. Üç yıl süren savaşta Türk ordusunun toplam kaybı 13 bin ölü ve 35 bin yaralıydı. Son saldırıda ölü, yaralı ve kayıp askerlerin sayısı 13 bine ulaşırken Yunanlıların kaybı 35 bin esir de dahil olmak üzere 70 bini geçiyordu.
Sayfa 404 - Remzi Kitabevi- İkinci kez okunmakta.·Kitabı okudu
Tarih