Secde
Secde: Lügatte son derece alçakgönüllülükle, kendini hor ve hakir görerek baş eğmektir. Buna "serfürû/baş eğme" denir. Şeriat lisanında ise ibadet kasti ile baş eğip alnı yere koymaktır. Bu secde yalnız Allah Teâlâ'ya yapılır. I-50
Kitap Alıntısı
Filmer veİzler
6) Cemil Bey, kurtuluştan sonra İzmir'in ekonomik ve sosyal görünüşünü de şöyle anlatıyor: "İzmir'in Yunan işgalinden kurtarılmasından sonra şehirde sefâletle ihtişam bir arada yürümeye başlamıştı. Çünkü, bu süre zarfında yağmacılık hareketleri olmuş, dost düşmana karışmış, Rumların büyük kısmı ve azınlıklar şehri terk etmiş, birtakım düşük seviyeli kimselerin eline bol para geçmişti. Bu para bolluğu üç yıl sürdü. İzmir halkının büyük bir kısmı, vur patlasın para yemeye başladı. Öyle ki, sinemaya vereceği elli kuruşu cebindeki paraların arasında bulamayan ve bir liralık banknot atıp, üstünü almayan adam sayısı pek fazla idi. Ayrıca âsâyiş de iyi sayılmazdı." 7) Anılarda, farklı dönemlerdeki sinema/film sansürü hakkında bilgi edinmek de mümkün: "Sansürde beni en çok meşgül eden film, E. Hemingway'in 'Çanlar Kimin İçin Çalıyor?' filmi olmuştur. Hemingway'in solculuğu bahane edilerek, filme izin vermediler. Väliye, İçişleri Bakanı'na kadar çıkarak, zorla izin alabildim. İkinci Dünya Savaşı'na doğru sansür daha da artırıldı. Daha sonraki yıllarda bir süre bu yüzden ağır cezaya düşmemiz vardır. Bize muntazaman gelen Paramound Jurnalleri'nden biri de Stalin'in ölümü üzerine idi. Filmden önce gösterilen Stalin'in ölümü merasimlerine âit kısa bir gösteri, ihbar kabûl ediliyor ve biz mahkemeye çağrılıyoruz. İznin alınmış olduğunu ispât ediyorum, böylece yakamızı sıyırıyoruz."14 "Rus filmleri de peşinden sökün etti. Ancak sansür kuş uçurmuyor. Gelen filmlerden ancak bir tanesine izin verebildi ve onu gösterdik. "15 8) İkinci Dünya Savaşı yıllarında sinema/film propaganda-sı hızlanmıştır. Cemil Bey, başından geçen ilginç bir olayı şöyle naklediyor: "O yıllarda da Almanlar, İstanbul'da dehşetli beşinci kol faaliyetleri yürütüyorlardı. Subaylarımızdan, askerî doktorlarımızdan
Sayfa 129·Kitabı okuyor
1000Kitap
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
7 EKİM ORTADOĞU TARİHİNDE BİR KIRILMA NOKTASIDIR
Hamas denince Emir- komuta zinciri içinde tek bir bütün gibi algılıyoruz; ama 7 Ekim Aksa Tufanı bize askeri kanadım siyasi kanattan çoktandır bağımsızlığını gösterdi. Şöyle ki Askeri Kanat Kassam Tugaylarının , hazırlıklarını gizlilik içinde yürüttüğü bu operasyondan Hamas'ın Gazze içindeki siyasi sanat liderlerinin son anda haberi olmuş; Katar, Lübnan, Türkiye gibi ülkelerde yaşayan sürgündeki siyasi liderler ise- tıpkı bizler gibi- 7 Ekim sabahına şok içinde uyanmış… Hamasın siyasi kanadı bile habersizken bölgesel güçlerin parmağı Bu işin içinde nasıl olsun? öte yandan ABD ile mücadele bağlamında, Rusya veya Çin'in Hamas’a dolaylı destek vermesi ihtimali veya teşviki bana daha mümkün görünüyor; Çünkü o operasyonun sonuçları onlara fazlasıyla yaradı. GAZZE GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE DİRENİŞİN TOPRAĞI / Sayfa 87
7 Ekim tarihi planlıydı. İsraillilerin en gafil olduğu anı kolladılar. 15 Eylül'den itibaren ardı ardına gelen Yahudi bayramları vardı. 6 Ekim 1 haftadır süren Sukkot Bayramının 'nın son günü ve 7 Ekim'de hem bir başka Yahudi Bayramı hem de kutsal kabul edilen Şabat Cumartesi günüydü. İsrail halkı da güvenlik güçleri de 6 Ekim'i 7 Ekime bağlayan gece boyunca yiyip içip eğlenmişlerdi, sarhoştular. Dolayısıyla o operasyon başladığında güvenlik birimleri anında harekete geçemedi. Bayram tatilleri sezonu olduğu için güvenlik birimlerini bir kısmı izindeydi, sınırda görevli güvenlikçi sayısı normalden azdı. Bu arada İsrail, Batı Şeria ve Kudüs'ü kaşıdığı için patlamayı oradan bekliyordu. Ve ordusunun büyük kısmını o cepheye sevk etmişti. Ayrıca 6 Ekim, İsrail'in 50 yıl evvel Mısır-Suriye ortak saldırısıyla şoka uğradığı. 1973 savaşının da başlangıç tarihiydi. O da Yahudilerin en kutsal günü olan ve 25 saat oruç tuttukları Yom Kippur/Kefaret gününde başlamıştı. Yani sembolik bir manası ve benzerlikleri de var. GAZZE GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE DİRENİŞİN TOPRAĞI / Sayfa 61 ,
Böylece, 67'nci yaşının içindeyken ve 32 yıl 7 ay 27 gün süren bir saltanattan sonra tahttan uzaklaştırılmış oluyordu. Derhal, ailesi efradı ve hizmetkârlarından oluşan 38 kişiyle birlikte Selânik'e nakledilip Alatini Köşkü'nde ikamete mecbur edildi. Koruma birliğinin başına da, İttihatçılardan Fethi (Okyar) getirildi. Dışarıyla ilişkiye geçmesine izin verilmiyor, buna karşılık kendisi ve çevresi için sürekli bir sağlık mekanizması işletiliyordu. Balkan Savaşı başlayınca 1 Kasım 1912'de yine hep birlikte İstanbul'a nakledilip Beylerbeyi Sarayı'na yerleştirildiler. 10 Şubat 1918'de 76 yaşında son nefesini verdi. Ertesi günü naaşı Topkapı Sarayına getirildi. Hırka-i Saadet Dairesi'nin Hacet Kapısı önünde gasledildi. Babüssade Kapısı önünde namazı kılındı. Askeri birliklerin ve Harbiye Nezareti bandosunun katıldığı, İstanbul Merkez Komutanı'nın yönettiği bir devlet töreniyle tabutu Cağaloğlu'ndaki Sultan Mahmut türbesine taşınıp defnedildi.
ABBASÎ HALİFELİĞİNİN ÇÖKÜŞÜ • 21 ​Nesâ'da 70.000'in üzerinde insanı katlettiler. Debdebesinin doruğunda olan Merv, İbnu'l-Esîr'e göre 700.000 insanını kaybetti, fakat Cuveynî, geri çekilirken sakladıkları cesetler hariç, bu rakamın 1.300.000 olduğunu söyler. Belh'teki gibi, burada da sağ kalanlar acımasızca öldürüldüler. Şehirler galaksisinde parlak Venüs gibi duran Nîşâpûr¹¹ tamamen harap edildi. Askerî zaferin korkunç bir göstergesi olarak kafataslarından piramitler oluşturuldu. Mirhvând'a göre belirsiz sayıda kadın ve çocuğun yanı sıra, 1.047.000 erkek kesilip biçildi.¹² ​Bununla beraber, kırk usta ve sanatkârın koruma altına alındığını ve Moğolistan'a götürüldüğünü de söyler. Bu barbar istilâcılar, Herat'ta 1.600.000 insanı kılıçtan geçirerek yeni bir rekor kırdılar. ​Bu rakamlar, Matthew Paris'in deyişiyle "yaş, cins, durum ayırt etmeyen"¹³ istilâcıların vicdansız ve duygusuz vahşeti hakkında bir fikir verir. Cuveynî, Horasan'daki hayatın yok oluşuna, aşağıdaki sözlerle şöyle matem tutar: "Nüfusun binde biri kurtulamadı... Eğer bugünden itibaren kıyamet gününe kadar Horasan ve Acem Irakı'nda nüfusun çoğalmasını engelleyen hiçbir şey olmasa, yine de önce olduğu rakamın onda birine bile ulaşamaz." ​Önemli pek çok şehrin tahribiyle birlikte, paha biçilmez sanat ve edebiyat hazineleri de yok edildi. İbn Hallikân'ın (608/1211-681/1282) Merv'den ayrıldıktan sonra Musul'dan, Halep kralının veziri Kadı el-Ekrem Cemâlüddîn Ebu'l-Hasan Ali'ye yazdığı mektup, Moğol tufanını acıklı bir şekilde dile getirir. 617/1220'de yazılan bu mektupta, yazan kişi, ona; yakınlarını, evini, ülkesini unutturan Merv'in kütüphanelerine ve kendisine göre "tek kelimeyle, mübalağasız, cennetin bir kopyası" olan Horasan'daki ileri medeniyete son borcunu öder. Bu bölgedeki yazarların erdemlerini,