9/10
·95 syf.··
2026 12. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 01:11
Kitaba giriş yapmadan önce biraz yazar hakkında bilgi vermek istiyorum. Yazarımız Ryunosuke Akutagawa, "Japon kısa hikâyeciliğinin babası" olarak kabul edilir ki Japon edebiyatının kayda değer ödüllerinden olan “Akutagava Ödülü” onun adını taşımaktadır. Büyük romanlar yerine vuruş gücü yüksek, ironik, psikolojik derinliği olan ve insan doğasının bencil yönlerini açığa çıkaran kısa öyküler yazmıştır. Doğduktan kısa bir süre sonra annesi akıl sağlığını kaybetmiştir. Bu yüzden yazar, dayısı tarafından büyütülmüş ve soyadını ondan almıştır. Hayatı boyunca annesi gibi delirme korkusu yaşadığından hayatının son yıllarında ağır uykusuzluk, halüsinasyonlar ve derin bir varoluşsal kriz (melankoli) yaşamıştır. Henüz 35 yaşındayken, arkasında "Geleceğe Karşı Duyulan Belirsiz Bir Kaygı" yazdığı bir intihar mektubu bırakarak yüksek dozda uyku hapıyla yaşamına son vermiştir. … Kitabın da adını aldığı ayrı zamanda ilk öyküsü olan Raşoman; kıtlık, sefalet ve amansız bir fırtınanın ortasında işinden yeni kovulmuş ve açlıktan ölmek üzere olan çaresiz bir uşağın, ölülerin saçlarını yolup peruk yapan yaşlı bir kadınla karşılaşmasını konu alıyor. Yaşlı kadının hayatta kalmak için bu eylemi yapmak "zorunda" olduğunu savunması üzerine, başlangıçta kadının eylemine tiksintiyle yaklaşan uşak, ahlaki değerlerini bir kenara bırakarak kadını soyup eşyalarını çalarak kaçar. Öykü, büyük bir açlık ve sefalet karşısında toplumsal ahlakın, vicdanın ve dürüstlüğün saniyeler içinde nasıl yok olabileceğini sarsıcı bir şekilde gözler önüne sererken bizlere "İnsanlar hayatta kalmak için ne kadar ileri gidebilir?" sorusunun trajik cevabını anlatıyor. Anlatı boyunca yazarın kendi akıl sağlığının bozulma süreci, yaşadığı ağır şizofrenik ve paranoid sanrılar, doğrudan birinci ağızdan
RaşōmonRyunosuke Akutagava · Tokyo Manga Yayınevi · 20232,427 okunma
Çocuklara kötülüklerden korumak için yapılacaklar listesi
8/10
·195 syf.··
2026 4. kitabı
Suçlular sadece başka insanları hedef seçmediler. Yani yakın akrabalardan yada Koç, hoca amca gibilerden de çıkabilir. Bazı ebeveynler Belki de çocukları tedirgin etmekten korkarak hiçbir şey yapmazlar. Maalesef bu başını kuma gömme tarzı yaklaşım çocukların savunması kalmasına sebep olur. Tüm eleştirilere itaat etmelerini gerektiren katı bir tarzda yetiştirilmiş çocuklar özellikle risk altındadır.@ Hayatta hiçbirimiz her şeyi çözemeyiz, Bu yüzden başkalarının tavsiyelerine başvurur. Çocuk yetiştirme konusunda ucuz teorilere başvuranlar, kendilerini Nasrettin hoca'nın masalında yanlarında bir eşekle ve oğluyla giden hocanın durumunda bulurlar. Yani ne yapsalar çözüm bulamıyormuş gibi hissederler. Sezgi ve sağduyudan yararlanmak Sezgi bir şeyi düşünmeden anlamanı sağlayan ani bir histir. Mesela ani ve sebepsiz bir duyguyla karşıdakinin iyi biri olmadığını hissedebilirsiniz işte bu sezgidir. Mesela bazı iş adamları sahte bir işin neredeyse kokusunu alır. Birkaç yıl polislik yaptım ve Sezgin kayda değer bir şekilde gelişmeye başladı. Sezgi ve sağduyu birlikte gider. Birçok insanın başı sağduyu görmezden geldiği için belaya girer. Sağduyu, eğer bir şey gerçek olamayacak kadar iyi görünüyorsa, genellikle gerçek olmadığını öngörür. Mesela baba çocuklarıyla aşırı ilgilenen bir Koru şefini tuhaf bulduğunu ancak çocukların ve annelerinin bu ilgiden memnun olduklarını bildiğinden onların mutsuz etmek istemediğini itiraf etmiş. Yani sağduyu ve sezgisini görmezden gelmiş ve bedelini oğlu ve ailesi ödemiştir (tacizci bir Kore şefi olayından alıntı) yetişkinler sağduyu sahibidir bunu çocuklarına da geçirmek için çaba göstermelidir. Küçük çocuklara bile sezgilerine güvenmeleri öğretilebilir. Şüphelenen bir çocuk kaba davranmaktan korkmadan kaçmalıdır. Çocukların sevgilerini
Çocukları Kötülüklerden KorumakRobert Stuber · Beyaz Yayınları · 19986 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İlyada ve İnsan
10/10
·708 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 14 Nisan 2026 01:23
Öncelikle bu büyük eseri bize kazandıran çevirmenlerimiz Azra Erhat ve A. Kadir’e sonsuz teşekkürler. Onların emeği sayesinde bu destanı yalnızca okumuyor, adeta yaşıyoruz. Bugüne kadar birçok eser okumuş olmama rağmen, hiçbirinden Homeros’un İlyada’sı kadar derin bir okuma zevki aldığımı hatırlamıyorum. Bu yüzden kitabı bitirmem uzun sürdü, çünkü bitmesini istemedim. Şikâyetçi değilim, yeniden başlasam yine yavaş okurdum. İlginç olan şu ki, konusu savaş olan, insanlık tarihinin en büyük dramlarından birini anlatan bir eserden böylesine keyif almak ilk bakışta tuhaf görünüyor olabilir. Ancak Homeros’un anlatımıyla savaş, bir yıkım olmaktan çıkarak, insan ruhunun en derin hâllerini görünür kılan bir deneyime dönüşüyor. Homeros’un gücü, savaşı anlatmakla kalmayıp onu okura yaşatmasında bence. Savaş meydanındaki her savaşçının soyunu, geçmişini ve karakterini anlatarak onları sıradan figürler olmaktan çıkarıyor. Bu yüzden birinin düşüşü yalnızca bir ölüm değil, bir hayatın, bir geçmişin ve bir dünyanın yok oluşu oluyor. Bu anlatım, şiirin ritmiyle kurulduğu için etkisi daha da derinleşiyor. Homeros’un benzetmeleri hem anlatımı berraklaştırıyor hem de esere estetik bir zarafet katıyor. Gençliğin “çiçek açması”, bir babanın yavrularına yem taşıyan kuşa benzetilmesi… Savaşın ortasında bile hayatın sürdüğünü hissettiriyor. Bu zıtlık, eseri yalnızca bir destan olmaktan çıkarıp derin bir insanlık anlatısına dönüştürüyor. İlyada, yalnızca kahramanlıkların anlatıldığı bir metin değil; insanın öfkesiyle, korkusuyla, gururuyla ve kırılganlığıyla yüzleştiği evrensel bir anlatı. Savaş en vahşi haliyle bile , insanı değiştiremiyor, aksine onun içindeki duyguları daha görünür kılıyor. Homeros, savaşın sertliğini saklamıyor. En kanlı sahneleri tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor:
İlyadaHomeros · Türkiye İş Bankası Yayınları · 20229,6bin okunma
Eroinle Dans
9/10
·450 syf.··
Beğendi
·
2026 111. kitabı
Canan Tan’ın alıştığımız hikayelerinin ve üslubunun dışında kalan bambaşka bir kitap bu ..Türkiye’de madde bağımlılığı ile ilgili yazılmış ilk ve tek roman..“Eylül’ün Alev’e, Alev’in Kül’e dönüştüğü yerde eroinin kırmızıyla dansı başlar” diyor Canan Tan.Eylül üniversite hayatı için İstanbul’a giderken onu bekleyen, planlamadığı sürprizlerden habersizdir.Yurt arkadaşı Dünya’yı bu bataktan kurtarmaya çalışırken tıpkı boğulmak üzere birini kurtarırken, kazazedenin sizi boğması gibi derin sulara batar. Ve eroinin ölümle dansı başlar.. **Her şey kitabın kahramanı Eylül'ün hayalini kurduğu Boğaziçi üniversitesi psikoloji bölümünü kazanmasıyla başlar. İstanbul'a gider bir yurda yerleşir orda oda arkadaşları Dünya ve Ece ile tanışır. Dünya hem alkol hem uyuşturucu müptelası bir kızdır Ece ise sakin ve çalışkan bir ögrencidir. Dünya kısa bir süre sonra oda arkadaşı Eylül'ü de uyuşturucu illetine bulaştırır. Artık Eylül'de her cumartesi uyuşturucu partilerine katılmaya başlar. Dünya yurttan atılır ve sevgilisi Emre'nin evinde kalır. Dünya ile Emre eroin bağımlısıydı ve kurtulmak için çabalıyorlardı. Eylül merağı yüzünden eroinle tanışmaya başladı ve kendine şu sözü söylüyordu: “Ben eroin içsem bile kendimi kontrol ederim, bağımlı olmam.” Bir gün Dünya Altın vuruş yaparak hayatına son verir. Ve daha neler olur neler bakalım Eylül'ü istanbul yolculuğunda hangi sürpriz olaylar bekliyor... Uzun yıllar hafızalardan silinmeyecek çok ibretlik bir hayat hikayesi yazarımızın kalemi daim olsun herkesin mutlaka okumasını tavsiye ediyorum.. Yepyeni kitaplarda tekrar buluşmak ümidiyle
1000Kitap
Eroinle DansCanan Tan · Doğan Kitap · 201621,6bin okunma
8/10
·448 syf.··
Beğendi
·
2026 77. kitabı
𝐁𝐑𝐀𝐍𝐃𝐄𝐍𝐁𝐔𝐑𝐆 Herkese Merhabalar... Sizlere yazardan okuduğum üçüncü kitap ile geldim. Evet yine karakterler çok fazlaydı. Yine olaylar ve yerler çok fazlaydı. Bu biraz benim okumamı ister istemez yavaşlatıyordu. Ama yazar öyle bir konuyu bağlıyor öyle bir sona sürüklüyor ki son sayfalarda heyecan da artıyor. Bir ömür daha ne ister. Son vuruş son sayfalara kalıyor. İlk başlarda sıkılacak gibi olup konuya hakim olma sürecini atlattıktan sonra sayfaların hızla çevrilmesi kaçınılmaz olur. Bu kitapta da tam olarak öyle oluyor. Tarihi kurgu ile harmanlanmış polisiye / gerilim sever misiniz? Tarihte geçen olayları birleştirerek ve boşlukları da kurgu ile doldurarak roman yazmak deyince tabi ki yazarımız geliyor aklıma yine öyle bir kitap ile bizi buluşturuyor. Peki Naziler ile ilgili kitapları okumayı sever misiniz? Kitabımız Nazi ve İkinci Dünya Savaşı sonrası toparlanma sürecini ele alıyor. Olaylar 91 yaşında olan Nicolas Tsarkin'e doktorlar tarafından özel bir hastanede iki günlük ömrü kaldığını öğrenmesi ve intihar etmesi ile başlıyor. Ki bu intihar öncesi yakılan yok edilmek istenen çok şey vardır özenle yerine getiriyor. Bu intiharı gazeteci Rudi Hernandez araştırıyor. Ama kısa süre sonra intihar edilen odada sıcağı sıcağına olduğu o gün gelen telefon ve sonrasında buldukları onun da ölümü olur. Üstelik yalnız da değildir bakımına yardım ettiği ön yedi yaşındaki genç kız Garcia'da onunla birlikte öldürülür. Bir başka yerde başka bir aktivistin ölüm haberi de olunca Rudi'nin tıpkı kendisi gibi gazeteci olan kuzeni Erica olayı araştırmaya karar verir. Bunun için de DSE'de uzman olan Avrupa'nın önemli güvenlik projelerinde çalışan Joseph Volkmann ile iletişime geçer. İkili birlikte araştırmaya başlar. Bulunan tek bir kare fotoğraf ile neler olabilir ki? Ahh neler olmaz
BrandenburgGlenn Meade · Sia Kitap · 2026764 okunma
6/10
·448 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 28 Şubat 2026 15:43
Büyük Vuruş, Harlan Coben’ın Myron Bolitar serisinin ikinci kitabı. Okuma listeme mutlaka gerilim, polisiye ya da korku türünde bir kitap eklemeyi seviyorum; tempo değişimi bana iyi geliyor.   Kitabın konusu kısaca şöyle: Eski profesyonel tenisçilerden Valerie Simpson öldürülmüştür. Ancak bu cinayetin ardında, birden fazla ismin rol oynadığı karmaşık ve esrarengiz bir yapı vardır. Bu olay basit bir ırkçılık vakası ya da küçük bir hırsızlığın sonucu mudur? Yoksa perde arkasında çok daha girift ilişkiler mi saklıdır?   Coben, benim polisiye-gerilim türüyle tanışmama vesile olan yazarlardan biri. Seriye başlamadan önce üç kitabını okumuştum ve dilini, kurduğu atmosferi sevdiğim için Myron Bolitar serisinin tamamını edinmiştim. Ancak bu kitap açıkçası beni biraz hayal kırıklığına uğrattı.   Hikâye düşük tempoda ilerledi. Olay örgüsünün gereğinden fazla uzatıldığını düşünüyorum. Özellikle finalde düğümlerin bir anda ve son dakika çözülmesi bana biraz aceleye getirilmiş hissi verdi. Kitapta birden fazla konu işleniyor; ancak bu konular yer yer birbirinden bağımsız ve dağınık ilerlediği için bütünlük duygusu zayıflamış gibi geldi. Bu da tempoyu düşürüyor ve okur olarak zaman zaman duraksamama neden oldu.Yine de seriyi araya çok uzun bir zaman koymadan okumayı planlıyorum. Çünkü Coben’ın kurduğu dünya ve karakterleri hâlâ ilgimi çekiyor. 
Edebiyat
Büyük VuruşHarlan Coben · Martı Yayınları · 2020909 okunma