8/10
·125 syf.·
2026 13. kitabı
Kitap 5 ayrı kişinin ağzından anlatılan 5 bağımsız öyküden oluşuyor. Moda’da kedisiyle yaşayan, birkaç uzun ilişki yaşayıp sonucunda hepsiyle arkadaş kalmış, hayatında derin yaralar olan, boş zamanlarında salonun lambasının sarı ışığı altında kitap okuyup örgü ören birinin hayatından kesitleri anlatır gibi bir havası vardı kitabın. Bir kadın yazarın ürünü olduğunu hissedebiliyorsunuz satırlarda dolaşırken. Yazarın anlatımına o kadar bayıldım ki, aktı gitti resmen. Hafif kasvetli bir kitap olduğundan sonbaharda okumanızı öneririm. Ayrıca son öyküde bir hata olduğunu düşünüyorum. Başta babalarının öldüğünden bahsettikten sonra bir anda annelerinin yasını tuttuklarını okuyoruz. Birkaç kez kontrol ettim, acaba bir şey mi kaçırdım diye ama sanırım yazar önce babayı öldürüp sonrasında vazgeçip anneyi öldürmeyi karar verdi ve bu kısım düzenlenmedi. Belki de kaçırdığım bir kısım vardır, okuyanlar düşüncelerini paylaşabilirse çok sevinirim. Olay akışının bu kısımda tam oturmadığını düşündüğüm için 2 puan kırdım ne yazık ki.
Nohut OdaMelisa Kesmez · Sel Yayıncılık · 201810,5bin okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 97. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 22:44
Şiirde kelimeler ve dizeler genellikle temel anlamlarında kullanılmıştır. Aslında şiirde bulunan nesnelerin gerçek varlıklarla birlikte çağrıştırdıkları anlamlar da vardır. Şiirde kapalı bir anlatım söz konusu değildir. Bununla birlikte şiirdeki anlam çok açık da değildir. Şair, açık bir anlatımla derinlik arasında bir paralellik kurmuş görünüyor. Şiirin konusu: aşktır. Şiirin teması; büyük bir tutkuyla bağlanılan, şairde derin izler bırakan sevgiliye duyulan özlemdir. Şiirde bir aşk hikâyesi ve bıraktığı derin izler anlatılmaktadır. Şair, bir kadına tutkuyla bağlanmış ama araya ayrılık girmiştir. Bu ayrılık sürecinde şair, sevgilisini unutamamış, tam tersine ona olan tutkusu ve bağlılığı gitgide artmıştır. Mevsim sonbahar, vakit akşamdır. Şair, İstanbul’un sokaklarında aklında sevgilinin hayali, kalbinde aşkı dolaşmaktadır. Akşam karanlığında bulutlar parçalanmakta, şimşekler çakmakta, hafiften yağmur yağmaktadır. Şair, aşkının rüzgârıyla savrulurken gördüğü her şey ona sevgiliyi hatırlatmaktadır. Ne yapsa, neyi tutsa, nereye gitse onsuz olamayacağını, onu aklından çıkaramayacağını bilir. Hayalinde sevgilinin çocukluğunu, şimdi neler yaptığını, gelecekte neler yapacağını düşünür. Şiirde dış dünyaya ait bazı nesneler, doğal olaylar ve somut varlıklar büyük oranda şairin o anki ruh haline, duygularına bağımlı olarak değerlendiriliyor. Sonbahara hazırlanan ağaçlar, karanlıkta parçalanan bulutlar, birden yanan sokak lambaları gibi nesneler ve doğal varlıklar hep şairin ayrılık acısını ve hüznünü yansıtır niteliktedir. Ayrılığın getirdiği özlem duygusu ve sevgiliye kavuşma ümidi şiir boyunca kendini hissettiriyor. Ancak bu duygular melankolik bir seviyede değil gerçekçi bir sınırda tutuluyor. Aynı zamanda şairde, kuvvetli bir yalnızlık duygusu da görülüyor. Şair,
Şiir
Ben Sana MecburumAttila İlhan · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201913,3bin okunma
Reklam
Puan vermedi·365 syf.·
2026 24. kitabı
Pskolojik ve melonkolik bu romanı okuyacaksanız güzün okuyun :) sonbaharı ve içinizdeki hüzünle birleştirince bir başka oluyor. Hafif şekerli açık çay gibi. Bazıları bu roman için gerçek aşkı da anlatıyor diyor ama ben daha çok o aşkın acısını betimlemelerle nasıl dışa vurulduğunu hissettim. Belki o duygu bizde köreldi ondan göremedik o mısraları ve verdiği hissi ama eminim o da vardır. Zira dili ve anlatımı neyi anlamak istiyorsanız onu anlamanıza müsait zarif bir dil.
EylülMehmet Rauf · İnkılap Kitabevi · 201750bin okunma
Pumking Spıce kafe Kitap Yorumum
10/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2026 59. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 20:21
"Bazı yerler vardır, insan daha ilk adımını attığında eve gelmiş gibi hisseder." ‎ ‎Merhabalar canlarım ‎ ‎Ben geldim ve bugün sizlere sonbaharın tüm güzelliğini, kahve kokusunu ve küçük kasaba sıcaklığını sayfalarına sığdırmış o kitapla geldim. Laurie Gilmore'dan Pumpkin Spice Kafe ile sizlerleyim. ‎ ‎Jeanie Ellis, Boston'da yaşayan ve yıllardır aynı düzen içerisinde sıkışıp kalmış bir yönetici asistanıdır. Sürekli başkalarının hayatını kolaylaştırırken kendi hayallerini erteleyen Jeanie, teyzesi Dot'un vefatının ardından Dream Harbor kasabasındaki Pumpkin Spice Kafe'yi miras alır. Hayatında ilk kez kendisi için bir karar veren Jeanie her şeyi geride bırakarak bu küçük kasabaya taşınır ve yeni bir başlangıç yapmaya çalışır. ‎ ‎Logan Anders ise Dream Harbor'ın sessiz, huysuz ve insanlarla arasına mesafe koyan çiftçisidir. Geçmişinde yaşadığı olaylar nedeniyle insanlara güvenmekte zorlanan Logan, mümkün olduğunca kendi hâlinde yaşamayı tercih etmektedir. Ancak Jeanie'nin kasabaya gelişiyle birlikte kurduğu düzen yavaş yavaş değişmeye başlar. ‎ ‎Öncelikle kitabın en sevdiğim yanı kesinlikle atmosferi oldu. Yazar öyle güzel bir kasaba yaratmış ki okurken kendimi Dream Harbor'ın sokaklarında yürüyormuş gibi hissettim. Sonbahar yaprakları, sıcak kahveler, kasabanın küçük dükkânları, insanların birbirini tanıması ve o samimi ortam beni kitabın içine çok kolay çekti. (Kitabı okurken sürekli battaniyeye sarılıp yağmurlu bir günde kahve içme isteği geldi. ) ‎ ‎Kasaba halkını da çok sevdim. Hazel, Annie, Noah ve diğer yan karakterlerin hikâyeye kattığı sıcaklık bence kitabın en güçlü yanlarından biriydi. Sadece ana karakterleri değil kasabada yaşayan herkesi tanıyor gibi hissettim. (Bazı yan karakterlerin hikâyelerini daha fazla okumayı isterdim açıkçası. ) ‎ ‎Jeanie
Pumpkin Spice KafeLaurie Gilmore · Juno Kitap · 20251,180 okunma
Puan vermedi·528 syf.··
2019 3. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 08 Ocak 2019 00:00
Okuyan kadinlar kulubu nün #heraybiryayinevi etkinliğinde seçtiği @canyayinlari dan #oniki ile geldim bu akşam. @okumacemberiolusturalim etkinliğimizin de üçüncü kitabı aynı zamanda. On iki, Danilov Beşlemesi'nin ilk kitabı. 1812 sonbaharında Rusya'nın Fransa ile girdiği müthiş savaşı anlatıyor. Teslim olan Rus şehirlerini, savaşın izlerini, bir kentin nasıl yenildiğini, savaştan kaçmak zorunda kalanları... Savaşla ilgili aklınıza gelebilecek bütün çirkin yüzleri seriyor gözler önüne. Bu kadarla da kalmıyor üstelik! Bir grup üst rütbeli Rus asker, son çare olarak efsane olan on iki savaşçıyı davet ediyor Rusya'nın kalbini korumak için. Opriçniki adı verilen bu savaşçılar, savaşın da insanlığında yönünü değiştiriyorlar... Çünkü onların acıma duygusu yok! Çünkü onlar merhametten yoksun! Çünkü onlar öldürmekten zevk alıyorlar! Çünkü on ikisi koca bir orduya bedel! Onlar Vurdalak! Tanıdık gelmedi mi? Bildiğiniz vampir canım :) Ama okumaya alışık olduğumuz türden ergen vampirler değil, en vahşi halleriyle karşımızdalar burada. Efsanelere dayanan kurgu çok güzel işlenmiş. Ritmini hiç düşürmeden ilerledi son sayfaya kadar. Hakkını verdi diyebilirim. Yaratıkları ön plana çıkarıp savaşı es geçmemesini ayrıca çok sevdim. Her yönüyle ele alınmış olması merakla, korkuyla okumamı sağladı. Savaşla gelenler bir yana, savaşın ardından kalanlar daha çok ürpertti. Anlatılan yol manzaralarını kendi gözlerimle görmüş gibi oldum. Son sayfalarda ki mücadele cabası. Bu tür okumayı seviyorsanız okuyunuz efendim ... "Üstünlüğümüzün nedeni sahip olduğumuz bir şey değil, bizde eksik olan bir şey. Bizim vicdanımız yok!"
On İkiJasper Kent · Can Yayınları · 2010644 okunma
10/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 48. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 15:33
Sanırım bu yıl okuduğum en, en, en güzel kitabın hangisi olduğunu buldum! Geçen gece beni resmen uykusuz bırakan, daha ilk sayfadan itibaren bütün ruhumu sımsıkı yakalayıp ele geçiren öyle tatlı bir keşif yaptım ki... Peki beni böyle mest eden, kalbimi eriten bu hikaye ne mi anlatıyor? Hemen kısacık özetleyeyim: Dağların, feodal kavgaların ve sert koşulların içinde büyümüş, inatçı mı inatçı, ihtiyar bir köylü olan Salvatore yakalandığı amansız hastalık yüzünden tedavi olmak için büyük şehir Milano’ya, oğlunun yanına gelmek zorunda kalıyor. Bu koca, gri ve modern şehir ilk başta bizim bu huysuz ihtiyara çok yabancı geliyor. Ama derken hayatına iki muhteşem hediye giriyor: Dünyalar tatlısı, minicik torunu Brunettino ve hayatının sonbaharında kalbini pır pır ettiren bilge kadın Hortensia! Hayatı boyunca sevmeyi hep bir mücadele sanmış o sert adam, minik torununu kucağına aldığı an öyle bir değişiyor, içindeki şefkat öyle bir taşıyor ki... Ölümün gölgesindeyken bile sevginin insanı nasıl yeniden doğurabileceğini, o meşhur, huzurlu 'Etrüsk gülümsemesini' nasıl bulduğunu okuyoruz. Tam bir kalbe dokunma hikayesi! Eee, hikayenin büyüsüne öyle kapıldım ki, kitabın bir de filmi olduğunu öğrendiğim an heyecandan havaya uçtum! Bir an önce filmini de izlemek istiyorum, acayip merak ettim doğrusu! Bizi böyle şahane çevirilerle tanıştırdığı için Paris Yayınları'na kocaman bir teşekkür borçluyum. İyi ki yollarımız kesişmiş!
Etrüsk GülümsemesiJose Luis Sampedro · Paris Yayınları · 20264 okunma
Reklam
Reklam