Bu kitap 1963'te yayınlanmış, yazıların belki de hepsi 62 senesinde yazılmış. Aslında kitaba adını veren Batış Yılları kısmı kitabın ilk yarısını kaplıyor. II. Meşrutiyet'in hemen öncesinden başlayıp I. Dünya Savaşı'ndaki nihai bozgunla bitiyor. Falih Rıfkı Atay bu kitaba yazdığı önsözde amacının batış yıllarında yapılanları göstererek günümüz gençlerini uyanık tutmak olduğunu söyler ama esasen kitabın ikinci bölümünde bu amacı daha canlı tuttuğunu görüyoruz. İkinci bölümde Atay daha ziyade Atatürk'ün ölümü sonrası izlenen politikaları ve halkın şu anki durumunu eleştirerek daha sert bir tonda yazılar kaleme almıştır.
***
İlk bölümde daha çok İttihatçıların oldukça vatansever olmalarına karşın aslında epeyce de cahil olup memleketi nasıl idare etmeleri gerektiğine dair fikir ve planlarının bulunmayışı, Anadolu'nun kötü durumu, müslüman halkın yaşayışının dış hadiselerden bağımsız kendi zamanınca akması üstünde durmuş.
Bu konuyu İstanbul mahallelerini anlatırken de işliyor. Hristiyan mahalleleri ne kadar canlı ise müslüman mahalleleri de o kadar uyuşuk, zamanın durduğu sanılacak yerlerdi, diyor. Kasaba hayatında da buna benzerlik buluyor. Ankara'da Ermeniler'in hayatının yine canlı ve neşeli olduğunu vurguluyor.
Anadolu'nun durumu hakkında sayfa 87'deki şu alıntı durumu özetlemektedir:
"Eskiden millet deyince Rumeli Türklüğünü anlardık. Millet sınırı belki Bursa ve Eskişehir'e doğru biraz uzardı. Anadolu bize bir "bütün" duygusunu vermezdi. Bölge lehçeleri birbirleriyle anlaşamayacak kadar farklıydılar. Konyalı, Trabzonlu ve Bitlisli birbirleri ile Üsküplü, Manastırlı ve Selanikli Türkler gibi yuğrulup kaynaşamazdı. Anadolu İstanbul'dan adam süreceğimiz veya Arnavutluk'ta, Yemen'de yeniden onbinlerce adam öldürmemiz gerektiği zaman hatıra gelirdi. Araplar da