Büyü, 'sırlı etki' demek. Eski Türkçe'de 'bögü' -şaman, bilge, hekim- kelimesiyle akraba. 'Büyük' sözcüğünün de aynı kökten geldiği söylenir. Büyüleye büyülene, büyürüz. Tabiatı, hayatı yani nesneleri ve olayları-durumları hiçbir zaman mutlak manada algılayıp, çözümleyemeyiz. Ses, ışık, doku, hareket, ısı, biçim, koku, zaman... bizi çeker, iter, zindeleştirir, uyuşturur, müspet veya menfi hislerle doldurur. Sadece doğada değil, kültür alanında da 'sırlı etkiler' altındayızdır. Mimari, müzik, tiyatro, resim, şiir, sinema, moda, reklam, din, teknoloji... her şeyin kavrayamadığımız, açıklayamadığımız, 'örtülü' yönleriyle bizi 'sardığı' aşikardır. Bize bariz, belirgin, apaçık görünen ne varsa, az çok gizli, tümüyle nüfuz edilemeyen bir nitelik taşır. Yaşam denkleminin bir sabitidir sihir. Bilhassa insan yaşamının. Donatımımız, kapasitemiz, kudretimiz... yetersiz olduğundan, tek başına değil -ister sürü ister toplum- bir arada yaşıyoruz. Uzlet bile diğerlerinin katkılarıyla mümkündür: Bebekler inzivaya çekilemezler. Kendimizi zeki sanırız mesela. Halbuki zekamız daima başkalarının zekasıyla mukayyettir. Okuduğumuz kitap yazıyı matbaayı, mizanpajı, grafik tasarımı, yayım düzenini... yani sayılamayacak ve bizim asla tek başına üstesinden gelemeyeceğimiz kadar çok değeri üretmiş insanların eseridir. Bir arkadaşa matrak bir mesaj yazdığımızda, Graham Bell'den bu yana milyonlarca insanın, milyarlarca saatlik performansından faydalanıyoruz aslında. Her an, insan varoluşunun büyülü veya lanetli fakat muhakkak surette sırlı işleyişi içinde deviniriz. Unutuş, tesadüf, şok, aldanış, mucize... şöyle dursun... hiçbir cazibe, temas, kesişim, kopuş, heyecan, serpilme, kuşatma, sönüş, itiş, yoğunluk seyreliş... esasen sihirsiz değildir. Sıradanlık bile birçok açıdan gizemlidir.
Herkes