Ünlü Alman gazeteci-yazar Günter Wallraff, 1983 yılında radikal bir deneye girişti: İki yıl boyunca kimliğini bir kenara bırakarak, Federal Almanya'daki yüz binlerce Türk işçiden biri olan "Ali Levent Sinirlioğlu" kimliğine büründü. Bu sıradışı rol değişimi, sadece bir kılık değiştirme oyunu değil, modern bir sanayi toplumunun en karanlık dehlizlerine inen, acımasız ve sarsıcı bir yolculuktu. Peki, Wallraff'ı bu zorlu yola iten neydi?
Wallraff, "Önsöz Yerine" bölümünde deneyinin temel motivasyonunu açıkça ortaya koyar. İki temel amacı vardı: Gelişmiş bir sanayi toplumunun ortasında "en alttakilerin", yani yabancı işçilerin yaşadığı "akıl almaz dramı" kamuoyuna duyurmak ve toplumun "gerçek yüzlerini görebilmek için insanın kendi gerçek yüzünü saklaması" gerektiği fikrini kanıtlamak. Wallraff, bir Türk işçisi olduğunda, insanların ve kurumların maskelerini indirerek kendisine nasıl davrandıklarını en çıplak haliyle belgelemek istiyordu.
Wallraff bu role sadece siyah bir peruk takıp koyu renkli lensler kullanarak hazırlanmadı. "En pis işlerde" çalışırken bedenen yıkılıp geçmemek için yoğun bir hazırlık döneminden geçti; düzenli spor yaparak iyi bir maraton koşucusu oldu ve deneyin başında ciğerlerine yedi litre hava çekebilecek bir kapasiteye ulaştı. Bu hazırlık, deneyin ne kadar zorlu olacağının bir göstergesi olduğu kadar, ödenen bedelin de kanıtıdır. Deneyin sonunda Wallraff'ın kendisi de bir kurbana dönüşmüştü: "'Ali' olarak iki yıl çalıştıktan sonra kapasitem beş buçuk litreye düştü. Thyssen'in zehirli tozlarından kaptığım bronşit, müzminleşti bile." Bu fiziksel yıkım, deneyin sadece bir yöntem değil, aynı zamanda bedel ödenen bir tanıklık olduğunu en başından ortaya koyar.
Bu inceleme, Wallraff'ın "Ali" olarak yaşadığı deneyimler üzerinden, kitabın