Herkese merhaba
Bugün, kadın cinayetlerini konu edinen bir polisiye gerilim kitabıyla, Yolun Sonundaki Kadınlar ile geldim.
Cinayet Büro'da komiser olan kahramanımızın, çözmeye çalıştığı vahşet dolu kadın cinayetleri ve yoğun çalışma temposu nedeniyle gerçeklikle bağı kopmaya başlar.
Tam da bu dönem de; garip ve bir o kadar da gizli bir takip işi teklifi alır. Takip edeceği kişi bir kadındır ve verilen avans tutarı bile o kadar fazladır ki; reddetme şansı yoktur.
Komiser, anlam veremediği takip işiyle sonları aynı ancak hikayesi farklı kadın cinayetlerini çözmeye devam ederken; kitabın son sayfasında, Möbius Şeridi metaforu devreye girer ve hikaye başladığı yere geri döner.
Sayfalar ilerledikçe çözüme ulaşmak şöyle dursun çok daha fazla soruyla kafanızın iyice karışacağı, akıcı olduğu kadar psikolojik yönü de güçlü bir polisiye okumak isterseniz doğru yerdesiniz.
Keyifli okumalar
* Möbius şeridi: Başlangıçta birbirinden tamamen zıt veya ayrı olduğu düşünülen kavramların, aslında tek ve kesintisiz bir bütünün parçası olduğunu ifade eden felsefi ve psikolojik bir anlatımdır.
Allah’ım sözün güzelliği ; Syf. 184
Bir hadiste,Allah Resul’ünün [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Kim Allah’a kavuşmayı severse,Allah da ona kavuşmayı sever.”
Kitap o kadar harika ki hemen okumayın; anlayabileceğinizi düşündüğünüzde okuyun. Kitap aylardır elimdeydi çünkü bazı terimleri anlamak çok zordu. Tolstoy'un anlam arayışı beni çok cezbetti. Çünkü yazdığı başyapıtların ona kazandırdığı ün ve şöhrete rağmen hayatın anlamını aramaya başlıyor. İlk başta pozitivist bir yerden yaklaşıyor ama bulamıyor; hatta felsefenin bile bu konuda yetersiz kaldığının farkına varıyor. Bu beni çok etkilemişti.
En sonunda alt sınıfın nasıl yaşadığını gözlemliyor ve inanç olmadan yaşamın olmayacağına inanıyor. Kendisinin de bulunduğu camianın yaşamını reddettiğini söyleyerek, bu sebeple o zamana kadar hayatın anlamını yanlış yerde aradığından bahsediyor. Yani hayatın anlamının nasıl yaşadığınla ilgili olduğunu söylüyor; bu nedenle de "Benim için hayatın anlamı bir hiçti." diyor. Yaşamını bir parazitin yaşamına benzetiyor.
Sonuç olarak, yeryüzünün bir iradenin sonucu oluştuğunu ve biz de bu iradenin anlamını kavramak istiyorsak önce bizden istenenleri yerine getirmemiz gerektiğini söylüyor. Bu cümlelerine âşık olmuştum. Kitabın 11. bölümü ayrı bir kitap olmalı. Tolstoy zaman zaman yine Tanrı'nın varlığını hissedemediğinden yakınıyor ve şöyle bir cümle kuruyor: "Ben, onsuz hayatın olmayacağı şeyi arıyorum." Daha sonra, Tanrı olmadığında intihar düşüncesiyle dolup taştığını; inandığında ise yaşama sevinciyle dolduğunu fark ediyor.
Şu cümleler beni özellikle çok etkilemişti: "Tanrı'nın varlığını bildikçe yaşıyorum; onun varlığından emin olmadığımda ölüyorum." Ve sonra şu sonuca varıyor: "Orada işte. O, onsuz yaşanılamayandır. Yaşamak ve Tanrı'yı bilmek aynı şeylerdir. Tanrı hayatın ta kendisidir..."
Daha sonra Tanrı'ya tamamen inanıyor ama kilisede doğru bulmadığı şeyler üzerine düşünmeye başlıyor. Bunlara inanmayı kendine yalan söylemek
NEFSANİ İSTEKLERİN KIRILMASI
Hüccetü'l-İslâm İmam Gazzâlî Hazretlerinin kaleme aldığı insanın nefsi arzularını kontrol altına alma yollarını anlatan klasik bir İslam ahlakı eseri olan #nefsaniisteklerinkırılması nın yorumu ile karşınızdayım.
Eser, İmam Gazali'nin başyapıtı olan İhyau Ulumid-Din (Dini İlimlerin İhyası) adlı kitabının "Mühlikat" (Helak Eden Şeyler) bölümünden müstakil hale getirilmiştir. Kitapta temel olarak oburluk, şehvet, harama meyil gibi bedensel hazların insan ruhuna verdiği zararlardan bahsederek Müslümanlara sırat-ı müstakimi ve itidali göstermektedir.
İtidal (denge ) İlkesine göre ne bedeni tamamen halsiz bırakacak kadar aç kalmalıyız ne de ibadete engel olacak kadar çok yemek yemeliyiz.
Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdu: “Açlık ve susuzlukla nefsinizle mücahede ediniz. Çünkü nefisle mücahede konusundaki mükâfat Allah'ın (cc) yolunda mücahede edenin mükâfatı gibidir. Öyle ki Allah'a (cc) açlık ve susuzluktan daha sevimli gelen bir amel yoktur.”
Şehvet ve Arzulardan Sıyrılmak ilkesine göre karşı cinsle ilişkilerde ve dünyevi arzularda ifrattan (aşırılıktan) kaçınmanın, ruhun özgürleşmesi için şart olduğundan bahsedilir.
Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulur:
“Nihayet onların peşinden öyle bir nesil geldi ki bunlar namazı bıraktılar; nefislerinin arzularına uydular. Bu yüzden ileride sapıklıklarının cezasını çekecekler. Ancak tevbe eden, inanan ve iyi iş yapanlar, onlar cennete girecekler ve hiç haksızlığa uğratılmayacaklardır.” (Meryem sûresi, 59-60)
Son dönemde ülke siyasetinde süregelen devlet aklı ve yeni ittihatçılık tartışmalarına tarihi bir şahitlikle kaynaklık eden Kemal Tahir'in bu romanı, bana, Cumhuriyetin ilanı ve sosyal ve siyasal iktidarın taksimi ile tasfiyeye tabi tutulan bir grup vatanseverin yaşadığı ikilemleri ve vatana sadakatlerinin sınava tabi tutulduğu olayları, Kara Kemal elinden tasfiye edilenlerin hissiyatlarını, Abdülkerim özelinde aksiyonerlerinin karakterlerini, Emin bey özelinde ise fikri destekçilerinin ikilemlerini ilk elden okuma fırsatı verdi. Yine ülkede böyle olmasaydı da şöyle olsaydı diye yaptırdığı sorgulamalar ve açtığı düşünce kulvarları çok değerli.
Bunun haricinde okuması hızlı olan bu roman dil açısından ise günümüz Türkçesine yakınlığı ile oldukça sade geldi. Ağdalı bir dil olmasa da eski kelimelerle daha çok bezeli olmasını tercih ederdim.
Zamanın verdiği hükmü değiştirmeye kimsenin gücü yetmez. Asıl "Kurt Kanunu" bu olsa gerek.
Kemal TahirKurt Kanunu
Sadece o günün
dünyası için farklı
ve mevcut düzeni yanlış bulduğundan
Kabul etmeyip
Dışında kalmak istiyor diye
Vahşi denilen zatı-muhtereme
Vahşi diyenler,
Vahşiliği medeniyet diye
İnsanlığa sunmuş ve sonra da
Bizden olmayanlar
Vahşidir demişlerdir...
Psikoloji de buna yansıtma derler.
Türkçesi : Sende ne varsa
Karşıda o var zannedersin !
( İlaveten ) bu tür romanlarda
Hep dikkatimi çekmiştir.
Dünyada şöyle güçler vardı da
Bize şunu yaptılar / bunu dayattılar gibi
Laf salataları yapılıyor ama
Bir Allah'ın kulu da
Neden ve ne sebepten
Yapıyorlar demiyor niyeyse.
Not : Niyesi belli.
Onu da ben anlattım işte...