Sosyal medyada düşüncelerin aforizmalaşması , tek cümleye indirgenmesi gibi bir tehlike de olduğunu söyledin. Gençler uzun paragraf okumaktan sıkılıyorlar mı artık? Bunu Twitter benzeri sosyal medya mı tetikledi, yoksa doğal bir sonuç muydu? Ya da şöyle soralım: Sosyal medya olmasaydı çocuklar uzun paragrafları okuyacaklar mıydı? Gençlere ciddi ve uzun metinleri okutamamak dünyanın sorunu. Mazeret olarak söylemiyorum ama bu bir hız çağı, ciddi metinleri okumak zaman istiyor. Roman okuyorlar diyeceksin ama romanlar çoğu için eğlencelik. Ben de metinlerin tümünü okumuyorum artık, paragrafa bir göz atmayı, okumaya değer olup olmadığını kestirmeyi öğrendim. Beni asıl rahatsız eden dilin hızla ve onarılmaz şekilde bozulması. Yazarken sadece sessiz harfleri kullanmak aşırılaştı. Bugünkü gençlerin neredeyse tamamı için kelime "saol" mesela, "sağ ol" değil. Sözlüğe bak desen saol diye arar, bulamayınca yok der. Hatalar hem yazıyla hem sözle hızla dolaşıma giriyor. Televizyonda kâinâta kainat diyen spiker gördüm. Kâinât kelimesini daha önce hiç duymamış olmalı. İnce veya uzun okunan a'lardan ümidimi kestim. Nüansları ortadan kalkmış bir Türkçe konuşulup yazılıyor bugün, aynı yaştaki insanların bile birbirini anlamadığı oluyor. Yiğit Bener anlatmıştı. Bayramda "Nice bayramlar" yazan bir bez afiş görmüşler. Kızı "Nays bayramlar" diye okumuş. İş dünyasında konuşulan İngilizce karışık dile alıştık artık ama akıllı başlı insanlar push etmek, ignore etmek diyebiliyor. Dil insanın ülkesidir halbuki.
Sayfa 109 - Can Yayınları·Kitabı okuyor
Edebiyat
"Biz ilkokul öğretimini, yazıyı şöyle böyle söküp bir parça da hesap yapabilmeyi yeter bir şey sanıyoruz. Okumanın bir büyüsü olduğuna, insanoğlunu ilerletivereceğine mi inanıyoruz nedir? Bir kişi eline bir kitap, ya bir gazete alıp da zorla birkaç satırını okuyabildi mi, iş olup bitiyor, değil mi? Bakalım anlıyor mu o okuduğunu? Ona da aldırmıyoruz. Sonra da şu kadar bin, şu kadar milyon kişiyi okuttuk diye övünüyoruz.İlkokulda, köyünkünde olsun, şehrinkinde olsun, çocuğa okuma öğretilir, sonra o gidip kitap alsın, bilgisini kendi kendine ilerletsin... Dile kolay bunu söylemek! ne alsın ne okusun? Sanki bol bol, ucuz ucuz kitap mı var ortada? Hem, bazı memleketlerde olduğu gibi, bir gelenek değil bizde okumak. Çocuk babasının, amcasının okuduğunu görmemiş ki kendi de özenip okusun. Olsa olsa onların, mânâsını anlamadıkları bir kitabı okuduklarını görmüş, kitap okuyarak insanın kafasını, iç âlemini zenginleştirdiğini görmemiş. İlkokulu bitiririyor, sonra bırakıyor her şeyi, üç beş yıl geçmeden belki harfleri biribirinden seçemez oluyor. Bu değildir okumak, memleketi okutmak bu değildir."
Sayfa 55·Kitabı okuyor
Reklam
Hayatının bütün bu izleri sanki ona sarılmış şöyle diyordu: "Hayır, bizi bırakıp gitmeyeceksin, başka birisi olmayacaksın, nasılsan öyle kalacaksın: Kuşkularınla, kendinden sonsuz hoşnutsuzluğunla, sonuçsuz kalan kendini düzeltme denemelerinle, yaşadığın düşüşlerle ve senin için olanaksız, sana nasip olmayacak sonsuz bir mutluluk beklentisiyle."
Sayfa 124·Kitabı okuyor
bir şey söyle bana pencerenin sundurmasındayım bir bağ var güneşle aramda
Sayfa 291·Kitabı okudu
Alıntı
Söyle bana Nermin, gözlerinin derinlerine bakmayan birine âşık olabilir misin?
Sayfa 55·Kitabı okuyor
Alıntı
MEFİSTOFELES: Hemen. Dilerdim kendime şöyle bir başkent, Ortasında halkın yemek artıkları, Eğri büğrü dar sokaklar, sipsivri çatılar, Yoksul pazarında lahana, şalgam, soğanlar, Kara sineklerin yağlı pirzolaları aşırmak için Yerleştiği et tezgâhları: Vardır burada her zaman kesinlikle Pis bir koku ve faaliyet. Sonra büyük meydanlar, geniş caddeler, Sözde bir asalet görünümü uyandıran, Ve sonunda, şehir kapısının dışında Kenar semtler, uzanıp giden sınırsızca. Keyif verirdi bana faytonlar, Gürültüyle sağa sola gidip gelmeler, Oraya buraya sonsuz koşuşturmaları Dağılmış karınca yuvalarının, Binsem de arabaya, gitsem de atla, Olurdum ben hep bunların ortasında, Görürdüm saygı yüz binlerce kişiden.
Sayfa 490·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam