Gözlerim yollarda beklerim seni
Koyu karanlıklar üzüyor beni
Saatler geçiyor gelmedin hâlâ
Semada yıldızlar o gelmez diyor
Ruhum bu hitapla bezgin eriyor
Kalbimi acı bir şüphe bürüyor
Saatler geçiyor gelmedin hâlâ
Gördün mü sen onu doğan ay söyle
Öldürüyor beni beklemek böyle
Saatler geçiyor gelmedin hâlâ
Yersiz kederin, aptalca mutluluğun, açgözlü şehvetin, dalkavukça ilişkinin yaşamından ne kadar çok çaldığını, sende sana ait ne kadar az şey kaldığını yeniden düşün, göreceksin ki vaktinden önce ölüyorsun.
Şeriattan taviz yok:Ak-Doğuşçular kendilerinin çok önemli buldukları bir noktayı da sık sık vurgulamayı ihmal etmiyorlar: İslâm ve şeriatın aynılığı... Mustafa Saka,"İslâm ve şeriat ayrımını, milletin kafasına özellikle yerleştirdiler. Halbuki aynıdır. Sistemimizde aynen şeriat uygulanacak" diyor. Peki şer'i cezalar, hırsızın elinin kesilmesi, zina yapanın taşlanarak öldürülmesi mevzularında ne düşünüyorlar?Saka, bunu da şöyle cevaplıyor: "Mesele her şeyden önce suçun kaynaklarını ve tahriklerini ortadan kaldırmaktır. Meselâ bir genç, buluğa erdiği ândan itibaren devletin kefaleti altında evlenebilme hürriyetine ve imkânına sahip olmalı ki, zina ettiğinde suçlanabilsin"...Saka'nın "kafirlere" de bazı müjdeleri (!) var:"Kurduğumuz düzende kimsenin kalbine karışmayız. Ortalıkta olmadıktan sonra isteyen evinde istediğini yapar. Zinasını da yapar, orucunu da yer. Bizde zorla inandırmak yok. Ama kâfir, pisliğini açıktan herkese bulaştırarak yapamaz. Evinden içeri de ne devlet, ne de toplum giremez!"...Peki İslâmî düzen kurulmadan, şu ânda "kâfir"lere karşı tutumları nasıl?Saka, "sen kıpkızıl kâfirsen bile, sana dokunmam. Kâfirin kâfirliği, beni ilgilendirmez. Ama ben hareket hâlindeyim ve yürüyorum. Önüme çıkan engeli teperim. Bu tabiat şartıdır"...Ak-Doğuşçuların şeriat anlayışında, klasik Müslümanlara nazaran bazı farklılıklar da göze çarpıyor. Meselâ kara çarşaf, çember sakal gibi motiflere sıcak bakmadıkları gibi, tesettürü de farklı şekilde yorumluyorlar. Mustafa Saka, bu mevzudaki görüşlerini şöyle özetliyor: **"İslâm'da tek tip elbise yoktur. Kara çarşaflar içine bürünülmesine karşıyız. Çünkü estetik değerlere ve günümüz hayat biçimine aykırı artık. Bizim de, şehrin ortasında kara çarşaflı insanlar görmek hoşumuza
Altında: Nokta, kendilerini "İhtilalci Müslümanlar" olarak tanımlayan eylemci grup Ak-Doğuş'un "Kumandanı" Salih Mirzabeyoğlu'yla görüştü. Mahir Çayan'dan, Lenin'den alıntılar yapan "Kumandan","gerektiği yerde gerekeni yapacağız" diyor.
"Bir hareket rayına oturduktan sonra, başkasının yaptığı silahlı eylem verim itibariyle bizimdir. Emeç'i kim öldürdüyse öldürdü. Müslümanlar öldürmedi, bunu çok iyi biliyorum. Ama verim itibariyle Müslümanların işine yaramıştır. Aynı Muammer Aksoy cinayeti gibi. Yani iş akmaya başladığı andan itibaren bunu hiçbir güç durduramaz...Bu sözlerin sahibi, son zamanlarda türban ve Ayasofya eylemlerinde üstlendikleri öncü rolle adlarım duyuran, İslâmcı kesimin en radikal grubu olarak bilinen Ak-Doğuş'un Genel Başkanı Mustafa Saka'ydı.Saka'nın deyimiyle "Kumandan"ları ve teorisyenleri olan Salih Mirzabeyoğlu ise biraz daha diplomatik bir dille şöyle diyordu:"Şimdi ben size kıvırmadan söyleyeyim, Çetin Emeç'in öldürülmesinin İslâmî camiaya bir zararı yok. Çetin Emeç'in öldürülmesi iyi oldu demiyorum, İslâmî camia için bir kayıp değildir diyorum. Hareketin yapılmasıyla bana yarayıp yaramaması ayrı hadise. Eskiden İslâmî eylemler bile islâm dışı çevrelere mal edilirken, bugün oluşan potansiyelden İslâmcılara ait olmayan eylemler bile İslâm'a mal olmaya başladı. Eğer provakasyon ise, bu provakasyonun hiçbir zararı olmadı..."Sert bir ses tonu ve tonlamaya uygun bakışlarla bu açık yürekli sözleri söyleyen Mirzabeyoğlu, modern giyimi, seçtiği kelimeler ve Mahir Çayan'dan, Lenin'den yaptığı alıntılarla, dinci bir liderden çok, neredeyse solcu bir militanı andırıyordu. Konuşmayı silahlı eylem gibi "teknik" mevzulardan çok, teorik ağırlıklı yapmayı kabul etmişti.
Ama yandaşlarından, Ak-Doğuş dergisi koordinatörü
Kendini gereksiz yere,
Gereksiz zamanlarda,
Gereksiz insanlar için yoruyorsan,
En gerekli zamanda,
En değerlinin sadece "kendin" olduğunu,
Çok gereksiz bir acıyla anlarsın.