Karanlık bir yüz bırakıp bana, gitti. Sürahinin içinde oturan bir canbaz, kendi sürahi olan bir can bazına kapanın kapanışını duyduğundan beri. Bu yüz ancak bir sürahiyle örtülebilir, bir vücut yalnızca bir sürahiye dönüşebilirdi değememe başladıktan sonra. Canlı bir sürahi var konutta artık, kendi kendine ip üzerinde devinen, bir ışık huzmesinin içine girebilen, içinden geçebilen. Ağzından, eli çıkacak az sonra, dengesini, yalnızca kendine gösterdiği dengesini yok etmek için, ipi kesecek, ışığın huzmesini kesecek, soylu bir yalpalanmayla parçalara ayıracak kendini.
Sayfa 129
Alıntı
İstanbul demek "direnç" demektir, "ümit" demektir "gelecek" demektir. O soylu bir şehirdir.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
İyilik, bir insanlık sanatıdır ve insan kalabilmenin önemli bir adımıdır. Kötülüğün dünyasında ayakta kalmanın, soylu bir direnmenin ve insanın kendini iyileştirmesinin en büyük yardımcısıdır. İyiliğin bir ölçüsü yoktur ve o bütün hesapların ötesinde bir şeydir. Her iyilik, değdiği kalpte oluşturduğu yankı kadardır. İyiliğin kapısını çalmak, onu aralamak bize yeniden insan olduğumuzu hatırlatır. Aynı zamanda kötülüğün kapısına çivi çakmak, kilit vurmak anlamına gelir. Her iyilik, bir kötülüğün ortadan kalkmasına vesile olur. Kötülüğün azalması, iyiliğin çoğalmasıyla mümkündür.
Sayfa 55
Aslında; kadın, ikinci yönünü, gerçek olan, kişisel yönünü, ancak önünde bireyselleşen erkeğe, genel bir erkek, gelip geçen biri, "herhangi biri" olmaktan kurtulan erkeğe açar. Her şey­ de olduğu gibi burada da, kadının ruhsal yapısı erkeğinkinin tam karşıtıdır. Erkek ruhu, kadınınkinin tersine, yaşamını topluma dö­nük çalışmalara yansıtmayı yeğler: bilim, sanat, siyaset, iş etkinlik­leri. Bu yeğleme, biz erkeklere biraz teatral bir eğilim kazandırır: En iyi, en kişisel, en bireysel yönümüzü kamuya, yazılarımızı oku­yan, şiirlerimizi alkışlayan, seçimlerde bize oy veren ya da ürettiği­miz malları satın alan adsız kalabalıklara çeviririz. Yazar, bu aşırı alçakgönüllülüğün kendine özgü bir biçimini temsil eder, çünkü adsız kalabalıklara, en yakın arkadaşına olduğundan daha yakın­dır. Erkek, başkaları nedeniyle yaşar, bu nedenle de başkaları için yaşar. Erkeklerin yazgısından ayrılamayacak tutsaklıktan söz eder­ken, işte bu gerçeğe gönderme yapıyordum. Öte yandan kadının, kendi varoluşuna karşı daha soylu bir tu­tumu vardır. Kadın, mutluluğunu, kamunun iyi yürekliliğine bağ­lamaz; yaşamında en önemli olan şeyi, kamunun onaylamasına ya da reddetmesine bırakmaz. Tam tersine, aslında öyle bir kamusal tutuma girer ki, kendisine yaklaşan erkeği onaylayan ya da onayla­mayan, pek çok başka erkeğin arasından onu seçip çıkaran kendisi olur. Bunun da şöyle bir etkisi vardır: Yeğlendiğini gören erkek, kendisini ödüllendirilmiş hisseder.
"Bu ülkenin en soylu insanları, diğerlerinin acısını içinde en çok hissedenlerdir."
Şu birkaç gün fırsat bulursam elimden geldiğince yazmaya çalışacağım. Ama bugün yazmam olanaksız. Aklım ve yüreğimde yalnızca Gustina var; o soylu ve sıcacık insan, sonuna kadar yaşanmış ama bir türlü huzura ermemiş bir hayatta kıymetli, sadık bir dost. Her akşam en sevdiği şarkıyı söylüyorum onun için. Partizan çarpışmalarının görkemli öykülerini fısıldayan steplerin maviye çalan çayırlarından dem vuran şarkıyı. Hani şu, kocasının yanı başında özgürlük uğruna dövüşen yiğit Kazak kızının savaşırken can verişini anlatan şarkıyı. Ah, benim korkusuz yoldaşım, o ufacık bedende ve o resim gibi yüzde bu ne güç! O iri çocuksu gözlerde ne sevecenlik! Bitmek bilmeyen mücadele ve ikide bir ayrı kalışımız, ilk okşayış ve ilk sevişmenin erikliklerini kimbilir kaç kez yeniden yaşamış ebedî âşıklar kılmıştı bizi. İkimizin kalbinde hep tek bir kalp attı; mutluluk anlarında da, kaygılı, heyecanIı ve hüzünlü saatlerde de hep aynı soluğu soluduk. Yillarca birlikte çalıştık; iki gerçek dost gibi yardımcı olduk birbirimize. Yıllarca benim ilk okurum ve ilk eleştirmenim oldu; gözlerini üstümde duyumsamadığım zaman yazmak ne kadar zordu. Hayatımızı varsıllaştıran mücadelelerde yıllarca omuz omuzaydık. Aşık olduğumuz bu ülkenin dört. bir yanını el ele dolaştık. Pek çok umarsızlık yaşadık, ama çok büyük sevinçlerimiz de oldu; çünkü biz yoksulların varsıllığıyla, yüreğimizdeki varsıllıkla zengin kıldık kendimizi.