“Mercedes,” diye tekrarladı Monte Cristo, “Mercedes! Tamam o zaman! Evet, haklısınız, bu ismi telaffuz etmek hâlâ hoşuma gidiyor ve işte uzun süredir ilk defa dudaklarımın arasından net bir şekilde çıkarak yankılanıyor. Ah! Mercedes, isminizi melankolik iç çekişlerle, kederli inlemelerle, umutsuz hırıltılarla telaffuz ettim, isminizi, soğuktan donarken, zindanımda samanın üzerine çömelirken, sıcaktan kavrulurken, hücremin döşemeleri üzerinde yuvarlanırken telaffuz ettim. Mercedes, intikamımı almam gerek çünkü on yıl boyunca acı çektim, on dört yıl boyunca ağladım, lanet okudum; şimdi size şunu söyleyeyim Mercedes, intikamımı almam gerek!”
Ve çocukların arasında Ralph, kirli bedeni, karmakarışık saçları, silinmemiş burnuyla, çocukluk döneminin bitmesine, insan yüreğinin karanlığına ve Domuzcuk denilen o gerçek, o akıllı arkadaşın havalarda uçup ölmesine ağladı.
*
*
Onlar için sanki hiç zaman geçmemiş gibiydi. Tanıdıkları birinin vurulmasına şahit olmamışlar, yerdeki kanın kokusunu almamışlardı. Yaptıkları her şeyi değiştirebilecek bir gerçeği az önce görmüş gibi hissetmiyorlardı. Bildikleri kadarıyla dünyaları hâlâ bozulmamıştı. Arkadaşlarını ölümcül bir tehlikenin çine atmamışlardı.