"Herr General ben ve adamlarım bir süredir yemek yemedik. Acilen kumanyaya ihtiyacımız var." "Ne kadar adamın var?" "Yirmi kadar Herr General." "Ah, yirmi. O kadar adama yiyecek tedarik edebileceğimizi sanmıyorum ama sana bir şey ikram edebilirim. Neden bize katılmıyorsun? İstediğin kadar yiyebilirsin," dedi general davetkâr elini yemekle kaplı masaya doğru esneterek. "Hayır, teşekkürler Herr General" diye yanıt verdim, "bir Waffen SS olarak adamlarım açken benim yemem doğru olmaz." General, işaret parmağını sanki yaramaz bir çocuğu azarlıyormuş gibi sallayarak, "Fakat yemek zorundasın," diye ısrar etti. "Lider olarak senin gücünü koruman gerek. Aksi takdirde nasıl aklını başında tutacak takati bulup adamlarına etkili bir şekilde komuta edebilirsin?" O vakit artık çileden çıkmaya başlamıştım. "Adamlarım çarpışamayacak kadar zayıf düştükten sonra benim karnım ağzına kadar dolu olsa neye yarar?" Ondan yana kasten kötü bir bakış attım ve izin beklemeksizin topuklarımın üstünde dönüp homurdandım: Böyle liderlerle bu savaşı nasıl kazanabilirdik ki? Umarım Ruslar bu piçi yakalar da layığını bulur.
Sayfa 246·Kitabı okudu
"Hepimiz, hepimizin içinde gizli bir SS var! Bir burjuva! Bir kapitalist! Hatta belki bir piskopos da! ve ... ve ... karnavala gider gibi madalyalar takınmış, apoletleri saçaklı bir general! Hepimizin! Burjuvasının da, proleterinin de, anarşistinin de, Komünistinin de! Herkesin! İşte bunun içindir ki mücadelemiz her zaman için, et­kisiz bir eylemdir ... bir aldatmacadır ... bir sahte tanıktır ... gerçek devrimden kaçmak ve içimizdeki gericiyi koruya­ bilmek için sahte devrimler' Kendini kışkırtmalara kaptırma demek, içimizdeki Faşist'i yok etmemize yardımcı ol demektir!"
Sayfa 658 - / 1947 / Can Yayınları
1000Kitap
Reklam
Sıradan Almanların çoğu, ülkelerinin ezici yenilgiye uğramasıyla, hayatlarının ve evlerinin yıkılmasıyla sarsılırken, Üçüncü Reich'ın askeri ve siyasal liderleri kendi eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmeye yanaşmadılar. üst düzey Wehr­ macht subaylarının Batılı Müttefiklerce bu kadar yanlış anlaşılmış olmaktan dolayı kırgın bir masumiyet duygusunu ifade etmeleri, Amerikalı ve İngiliz sor­ gucuları hayrete düşürdü. "Hatalar" yaptıklarını kabul etmeye hazırdılar ama suçluluk duygusu içinde değillerdi. Onlara göre, her türlü suçu işleyen Naziler ve SS'ti. General Blumentritt, her türlü Stalinist laf kalabalığını aşan bir örtmece ifa­ deyle, Nazilerin anti-Semitizm'inden "1933'ten sonraki yanlış gelişmeler" diye söz etti. "Tanınmış bilim adamlarının bu şekilde kaybedilmesi bilimsel araş­ tırmalarımıza büyük zarar verdi ve sonuçta çalışmalarımızın 1933'ten itibaren gerilemesine yol açtı" dedi. Anlaşılan bu düşünce silsilesi Nazilerin Yahudileri sindirmemesi halinde, Bolşeviklerin Almanya'yı istilasını önleyecek daha iyi "mucize silahlar", hatta belki bir atom bombası üretmeye Einstein gibi bilim adamlarının yardımcı olabileceği görüşünü içermekteydi. Blumentritt, toyca safsataları boyunca Wehrmacht'ı Nazilerden ayrı tutma girişimleriyle çeliştiğini çoğu kez kavrayamadı. 1918'deki devrimci çalkantının aksine, 194S'te bir isya­nın çıkmamasının Hitler yönetiminde Almanya'nın bütünleşik bir toplum haline gelişini gösterdiğini savundu.
Sayfa 489 - YKY yayınları 2015
Araştırma-İnceleme Tarih
Tanımadık bir teğmenin yardımcılık ettiği General, bir ağır makinelinin arkasına yatıyor. Deli, fakat kesinlikle bir alçak değil.
1K
1942-in yaz ayında Hitler,generalları Manstein və Keiteli çağırır,onlarla müharibə barəsində fikir alışverişi etdikdən sonra onların batinkalarına fikir verir, Keitel'in batinkası tər-təmiz və parıltılı fəqət Mansteinin batinkası çirkli və palçıq içində idi. Hitler Mansteinə bəri çönüb küçümsəyici bir səs tonuyla soruşur; - general,sənin batinkan niyə çirklidir? + müharibədən yeni qayıtmışam Führer,vaxtım olmadı təmizləməyə. Bunu eşidən Hitler həm pərt olmuş həm də əsəbi halda üzünü Keitel'ə çevirib soruşur - Sənin batinkan niyə tər-təmizdir?!!
1940'lı yılların başında, Naziler tarafindan, kendilerine bağlı bir Türk lejyonunun kurulmasına karar verilir. Bu konuda, SS subayı Berger, Hitler'in danışmanı Grothmann'a 24 Kasım 1943 tarihli bir rapor sunar. Raporda şunlar yazılıdır: "Türk lejyonu sorunu bizim için çok önemlidir. Biz, Batı Müslüman (!) bir orduya karşı, Doğu Müslüman bir ordu çıkarabilirsek, o zaman 220 milyon Müslüman için de önemli, büyük bir müftüyle birlikte çalışmamız başarı açısından selamlanacak bir durumdur!" Berger'in sözünü ettiği "Batı Müslüman" ordusu, şüphesiz ki bizim ordumuzdur. Nazilerin bu planı o yıllarda başarılı olamamıştır; ama Amerikanın Sovyetler Birliğine karşı Usame bin Ladin'e verdiği destek ve sonrasındaki gelişmeler, sömürgeci, "mandacı" anlayışın aynı taşı 50 yıl sonra bir kez daha oyuna soktuğunu göstermektedir. Kimi tarihçiler, yazarlar, Ay'a gidenlerin aslında Almanlar olduğunu, Amerikaların sadece şoförlük yaptıkları düşüncesindedir. Bunun da nedeni, ikinci Dünya şavasının sonlarına doğru Amerikanların, Alman bilim insanı Van Brown'u ülkelerine kaçırarak, füze projelerine sahip çıkmaları ve bu sayede Ay'a ulaşmalarıdır. Amerikanın egemenlik kurmak istediği Müslüman ülkelerde kimi tarikat liderlerine sahip çıkarak "büyük bir müftü" yaratma çabası da, tıpkı uzay projeleri gibi Almanlardan devraldığı bir mirastır. Berger şöyle devam ediyor raporuna: "Bu noktada bizim için zorluklar olacağı açıktır. Bu çapulcuların (!) çetelerin bölgesinde devreye sokulması gerekir. Eğer başarısız olurlarsa onları kurşuna dizeriz. Bizim için kolay bir iş!." Tatarlar, Kafkasyalılar ve Türklerden oluşan "Türkistan Lejyonu"na katılanları "çapulcu" olarak tanımlayan Nazilerin, kendi saflarına çekmeye çalıştıkları "ari ırk"tan olmayanları ne gözle gördükleri, Berger'in raporundan bir kez daha
Sayfa 119·Kitabı okudu
Reklam
Reklam