Beklemek
Kitabı okundukça günümüze o kadar da uzak olmadığını fark ediyorsunuz. Şartlar daha mı iyiye doğru gitmiş, kötüye mi yoksa stabil olarak mı kalmış? Kitabı okudukça bu sorulara cevap bulabileceğinizi düşünüyorum.
Yıllar geçsede cezaevi şartları ve koşullarının değişmemiş olması ve mahremiyet diye bir şeyin olmaması içler acısı.
Selim ve Leyla’nın mektupları arasında geçen yıllar, onlara Zeynep’in eşlik etmesi can suyu oluyor, umut ve direnmenin en güzel yanı oluyor.
Birbirlerine yazdıkları mektupların aslında gerçeği yansıtmadığını gördüğüm vakit hep şu geldi aklıma; Türkçe bilmeyen bir Kürt annesinin yavrusunu ziyaret etmesi sırasında konuşamamasını ve sadece bir cümlede kendilerini anlatmaya çalıştıkları sahne. İçimi acıttı
.
Aydınların, sanatçıların , iyi siyasetçilerin ve düşünürlerin her zamanki gibi bir tehdit, bir suç unsuru olarak görülmeleri ve korkaklar tarafından gözetim altında tutmaları hiç bir zaman gözardı edilemez.
Beklemek sadece pasif bir duruş ya da sabır değil; baskıcı bir düzene karşı hayatını, sevgini ve inancını korumak için verilen aktif bir mücadele, bir içsel güç olarak değerlendirdim.
Sabır, inanç, aşk, sadakat, sevgi, çokçada özlem…
Hüzünle okudum kitabı.
İyi okumalar…