Bunu ağız dolusu söylemedim sana hiç
Öyle kötü büyüttüler ki bizi
Sevgimizi söylerken karanlıkta bile utanırdık.
Sonra, yoksulluk vardı dünyada, ben düzeltecektim.
Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Söylelemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?
Bir kez doğmuşken neden defalarca öldüm? İkinci kez doğmayacaksam niye durmadan kanayan derin yaralarım var? Bu beni öldürmez mi? Günden güne yok etmez mi beni? Neden hâlâ ölmeye, yok olmaya devam ediyorum? Fiziksel ölümün bu kadar değerli olduğu bir dünyada niçin ruhum toprak altında kalmış? Neden toprağa gömmemişler bedenimi de gözlerimdeki ışıltıyı yıldızlara vermişler? Yıldızların parlaklığı daha mı önemliydi benden? Daha önemliyse niçin yaşıyorum? neden bedenim hâlâ evrende dolaşmaya, çürümeye devam ederken kimse bunu fark etmiyor? Acaba benim mi söylemem gerekiyor? Söylesem umursarlar mı beni? Kim bilir belki umurlarında olmam belki acıyıp yanımda dururlar bir, iki. Yılların boşluğunu, huysuz gece ve sabahların, dökülmüş milyonlarca inci tanesini nasıl geri getireceğim? Nasıl yapacağım bunu? Toprak altından çıkarabilecek miyim ruhumu? Güzelleştirebilecek miyim kendimi? Yaşayabilecek miyim sana olan aşkımı? Yine sorularla baş başa kalmışım. Kafayı sıyırmama ramak kaldı. Sanırım yine bunları düzgün kafayla düşünemiyorum.