"İsa yaşadığı sürede ne bir şey yazmış, ne de yazdırtmış. Incil çok sonra çeşitli kimseler tarafindan yazilmiş. incillerin yazılma tarihleri ve yazanlar hakkında çeşitli varsayımlar ortaya atılmiş. Özellikle geçen yüzyıl. Aynca Apostol Barnabas, İsa'nın çarmıha gerilmediğini, gerilenin Judas olduğunu; Hristiyan öğretmen Bassilides de çarmıha gerilenin Simon of Sirene olduğunu; Mosheim da İsa'nın aslında bulunmadığını, yalnız hayal edildiğini söylüyor. İsa'nın yazılan mucizelerini de asla kabul etmiyorlar." (R. Cooper, The Inquirer's Text-Book, Being Substance qf Thirteen Lec- tures on the Bibel, s. 150 ve Meydan Larousse, Incil.)
ANONİMLİĞİN ÇİFT ANLAMI
Meslekler hakkındaki geleneksel anlayış konusundaki sa­ natlar hakkındaki görüş de aynıdır— belirtmemiz gereken bir başka önemli sorun daha var. Şöyle ki: Geleneksel sanat eserle­ ri, örneğin Ortaçağ sanat eserleri, genellikle anonimdir, yani onlan kimin yaptığı belli değildir. Modem "bireyciliğin" bir so­ nucu olarak, sadece şu son zamanlarda, tarihte geçen bazı ünlü isimlere bilinen şaheserleri mal etmeye çalışılmıştır, gerçi bu "mal etmeler" çoğu zaman çok farazidir. Bu anonimlik, yani adını zikretmeme olayı, modern sanatçıların herşeyden önce ısrarlı bir şekilde kendi kişiliklerini ileri sürüp tanıtmak çaba­ sının tam zıddı olan bir olgudur. Öte yandan yüzeysel bir göz­ lemci, şimdiki sanayi ürünlerinin de, kesinlikle "sanat eserle­ ri" niteliği taşımamalarına rağmen, aynı şekilde onlann ano­ nim özelliğiyle bunun mukayese edilebileceğini düşünebilir; fakat hakikat tamamen başkadır, çünkü her ne kadar iki du­ rumda da anonimlik varsa da, tamamen zıt sebeplerden ötürü vardır; daha başka pek çok şeyin tersine çevrilmiş analoji gere­ ği, hem üst hem alt yönde ele alınabileceği gibi, anonimlik de böyle her iki yönde ele alınabilir: Böylece, örneğin, geleneksel bir toplumsal kuruluşta bir varlık iki şekilde kastların dışında olabilir: İster kastların üstünde olduğu için olsun (ativama), ister kastların altında olduğu için olsun (avarna); ayrıca şu bir gerçektir ki, bunlar iki aşın zıt uçtur. Benzeri bir tarzda, mo­ dernler arasında kendilerini her tür dinin dışında gibi gören­ ler, bütün geleneklerin ilkesel birliğine nüfûz etmiş ve bu ne­ denle her hangi bir geleneksel şekle bağlanmamış olan insanla­ rın tam karşıt ucunda yer alırlar39. Normal ve adetâ "vasat" (moyenne) insanlığın şartlarına göre, kimileri beride, kimileri ötededir; diyebiliriz ki, kimileri
Tasavvuf
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kur'an'da İsa ile ilgili bir ayet: Mâide Suresi, ayet 110: "Allah o zaman şöyle diyecek: 'Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve annene (verdiğim) nimeti hatırla! Hani seni mukaddes ruh ile desteklemiştim. Sen beşikte iken de yetişkin çağında da insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat ve İncil'i öğretmiştim. Benim iznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yapıyordun da ona üflüyordu ve benim iznimle kuş oluyordu. Yine benim iznimle anadan doğma körü, alacayı iyileştiriyordun. Ölüleri benim iznimle (hayata) çıkarıyordun. Hani İsrailoğullarını (seni öldürmekten) önlemiştim. Kendilerine apaçık deliller getirdiğinde bu bir sihirden başka bir şey değildir, demişlerdi.'" • Bu ayete göre Allah, İsa'ya İncil'i öğretmiş. Halbuki İsa yaşadığı sürede ne bir şey yazmış, ne de yazdırtmış. İncil çok sonra çeşitli kimseler tarafından yazılmış. İncil'lerin yazılma tarihleri ve yazanlar hakkında çeşitli varsayımlar ortaya atılmış. Özellikle geçen yüzyıl. Ayrıca Apostol Barnabas, İsa'nın çarmıha gerilmediğini, gerilenin Judas olduğunu; Hıristiyan öğretmen Bassilides de çarmıha gerilenin Simon of Sirene olduğunu; Mosheim da İsa'nın aslında bulunmadığını, yalnız hayal edildiğini söylüyor. İsa'nın yazılan mucizelerini de asla kabul etmiyorlar. Kaynak: (R. Cooper, The Inguirer's Text-Book, Being Substance of Thirteen Lectures on the Bibel, s. 150 ve Meydan Larousse, İncil.)
Sayfa 24 - Hristiyanları bizden daha çok yemişler :)·Kitabı okudu
Atomculuk somut, cismani cevherlerin [töz, substance]doğası hakkında bir kuramdır. Cevher kavramı sağduyudan alınmıştır. Kendi dışımızda maddi varlıkların olduğu inancı, benliğin nesneden ayrıştırılmasına kadar geri gider. Nesne, benim görmemden ya da dokunmamdan bağımsız şekilde var olan bir şeydir. Ben görmesem de, o aynı şey olarak var olmayı sürdürür. Bilim açısından sorun şudur: Duyumsamadığımız durumda bile hala var olmayı sürdüren bu şey nedir? Farz edelim ki bir kağıda bakmaktayım. Aslında gördüğüm, üzerinde siyah işaretler olan beyaz bir alandır. Dokunduğum zaman, pürüzsüz yüzeyin direncini hisseder ve parmağımla dikdörtgen şeklinin çevresini izleyebilirim. Bu duyumlar, orada benim dışımda bir şeyin var olduğuna dair tek güvencemdir. Eğer gözlerimi başka bir yöne çevirirsem beyazlık ve siyah işaretler yok olur ama pürüzsüz dikdörtgen yüzeyin direncinin dokunma duyusuna ilişkin duyumlar sürer. Eğer parmağımı kaldırırsam, bu duyumlar da yok olur. Yine de orada bir şey olduğundan artık kesinlikle emin olmuşumdur, kendisinden kaynaklanan duyumlarıma bağlı olmayan bir nesnenin varlığından şüphe etmem. Bu özelliklerin hangisi -beyaz ve siyah, direnç, pürüzsüzlük, şekil- gerçekten de bağımsız olarak benim dışımdaki şeye aittir ve ben bakmadığım ve dokunmadığım zaman da var olmaya devam eder? Atomcular dokunmaya ilişkin özelliklerin gerçek olduğunu iddia ederler; görsel özellikler ise sağlam ya da nesnel değildir.
Sayfa 15
8. Cinsel İlişki Diye Bir Şey Yoktur
İki cinsiyetin de dilin kuruluşuyla ilgili bir rolü varmış gibi görünüyor: erkek gösteren rolünü oynarken, kadın Lacan’ın (XX. Seminer, s. 71'de) ifade ettiği gibi “lètre de la significance” rolü oynar. Bildiğim kadarıyla, İngilizce konuşan hiç kimse signifiance sözcüğünü çevirmeyi denemedi henüz, Lacan'ın dilbilimden devraldığı bu terimi ne amaçla kullandığı gayet açık olsa da (evet Lacan bu terimi “devralmıştır" fakat dilbilimde "anlamlı olma durumunu" adlandıran bu sözcüğü baş aşağı çevirmiştir.) Ben şöyle tercüme etmeyi öneriyorum: "gösterenlik” yani “gösteren olma hali”, gösterenin ex-sist oluşu, gösterenin maddilliği, gösterenliği. Lacan bu terimi gösterenin anlamsız doğasını, sahip olabileceği herhangi bir anlamın, anlamlandırmanın dışındaki, ondan ayrılmış varoluşunu vurgulamak için; gösterenin varlığının kendi anlamlandırıcı rolünü aştığını, maddi varlığının simgesel işlevini aştığını vurgulamak için kullanır. Gösterenin varlığı “gösterici rolünün”, logostaki gösterme rolünün ötesine uzanır. Dolayısıyla, Lacan bu sözcüğü "anlamlı olma durumundan" ziyade, “anlamlı etkilerden Başka etkilere sahip olma durumunu” tanımlamak için kullanır. Lacan her “significance” dediğinde, bu terimde saklı olan "defiance-meydan okuma” sözcüğünü duymalıyız! Gösteren kendisine tahsis edilen role karşı koyar ve bunu anlamlandırma görevini bütünüyle reddederek yapar. Gösterenin varlığı anlam-üretiminin anlamlandırmanın dışında ve ötesindeki ex-sistence statüsündedir. Lacan'ın düşüncesinde, varlık harf ile ilişkilendirilmiştir 1970'lerde harf gösterenin maddi, imlemeyen yüzüdür, imlemeksizin etkileri olan kısmıdır: jouissance etkisi . Harf dilin maddiliği ile ilgilidir, Lacan'ın XX. Seminer'de (s. 26) ifade ettiği şekliyle, “substance jouissante”: jouissance maddesi ya da keyif verici
Sayfa 180-1
Psikoloji
Kindi’nin bazı görüşleri
1.Meydana gelecek tüm şeyler, tamamıyla semavi kürelere bağlıdır. 2.Fiilleri bakımından her bir şey, alemin her bir parçasına nüfuz eder. 3.Alemdeki her bir tikelin bilgisi, alemin bütünündeki düze­ ne ilişkin bilgi edinmeye imkan sağlar. 4.[Alemdeki) her şey zorunluluk muvacehesinde gerçekleşir. 5.Bilfiil ve bilkuvve var olan şeyler, bizatihi kendilerine ait olan faaliyetten yoksundurlar. 6. Ruhani bir cevher (spiritual substance) yalnızca zihinsel bir tasavvur yoluyla gerçek suretlere/formlara ulaşabilir. 7. Ruhani bir cevher salt arzu vasıtasıyla suretlere ulaşır. 8. Tanrı ve ilahi varlıklar, bizim dua ve yakarışımızın sonu­cu olarak hiçbir şey yapamaz. 9.Biz dualar vasıtasıyla bir şey elde ettiğimizi düşünüyorsak bunun nedeni bizim dua ve yakarışlarımızın, o şey içerisinde tabii bir neden olmasıdır. 10.İradenin fiilleri, semavi kürelerin hareketlerine tabidir. 11.Tanrı'ya atfedilen kemal nitelikler, onun hakkında olumlu herhangi bir manaya delalet etmez. 12.Karakterler, belirlenmiş olan amaçlarını (gayelerini) tabii olarak meydana getirirler. 13. Tanrı'ya sunulan kurbanlar da amaçlanmış olan şeyi tabii olarak meydana getirirler. 14.Tanrı'ya ve diğer ilahi varlıklara sunulan kurbanlar, bize hiçbir fayda sağlamaz. 15.Semavi küreler, iradi eylemlerimizi başından sonuna ka­dar yönetir. 16.İradi teşebbüslerimizin ortaya çıkmasına yardımcı olması bağlamında kurbanlar, yeminler ve karakterler, söz konu­su teşebbüslerimizi başından sonuna kadar yönetir.
Felsefe