Nereden,Nereye...
10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 12:42
Bir kaç günlük bitirmem gereken bir kitaptı. Mehmet'in durumundan çok farklı konumda olduğumdan sıkılarak okudum başta. Zorlandım usandım. Sinirlendim hatta. Bıraktım üzerine düşmedim. Benim çevremde de inkar eden çok insan var. Tahammül edemedim. Zorlandım okurken. Açıkçası inkar etmek kolay geliyor sanırım ve üzerine düşünüp araştırma yapmıyorlar mı bilemiyorum ama en bilgisiz insan bile şu kâinatın sahipsiz olduğuna ikna etmemeli kendini. Ama maalesef bazı insanlar kolaya kaçıyorlar demekle yetinmek istiyorum. Halit hocayı gönülden tebrik ediyorum. O kadar zor ki inançsız bir insana dinimizi anlatmak. Ben bunu hala yaşıyorum çevremde. Velhasıl kitabın sonuna geldiğimde kalbime büyük bir ok saplandı. Yüreğim yandı. Bu geçişin mükemmelliğine inanamadım. Kendimi suçladım. Hala da suçluyorum. Hatta hayıflandım. Ümitsizliğe düştüm. Büyük bir kıyasa düştüm. Ben inançlı olduğum halde nasıl bu kadar teslimiyet içinde olamıyorum? Gerçek müslüman kimdi şimdi? Ben kendimi nereye koyacağımı bilemedim. Utanmak ve mahcubiyet arasında kahroluyorum. O mertebeye mümkün değil erişmem, fakat tırnağı bile olamamak beni mahvetti. Silkelenip kendimi toparlamaya çalıştım. Şeytanın vesvesesine kapılıp gaflete düşmekten korktum. Bedenimi ve zihnimi saran üzüntümle Düzceli Mehmet in yaşantısından ibret alarak tövbe ettim. Yüreğim yana yana, kalbim sızlaya sızlaya...
Düzceli MehmetHalit Ertuğrul · Nesil Yayınları · 20176,7bin okunma
10/10
·248 syf.·
2026 8. kitabı
Kitap, Doktor Glas'la tanıştığım ve tanıştığıma çok memnun olduğum bir yazar olan Söderberg'in en bilinen ikinci romanı. Bazı karakterlerin her iki romanda da yer alması ve hikayenin geçtiği dönemin aynı dönem olması nedeniyle Doktor Glas'la aynı evrende geçtiğini söyleyebiliriz. Romanın konusu Arvid ve Lydia adlı iki gencin aşk hikayesi. Her yaz aşkında olduğu gibi burada da iki gencin şehre dönünce birbirlerinden uzaklaşması söz konusu. Daha sonra bir araya gelseler de ilişki bir türlü rayına oturamıyor. Kitaptaki aşk hikayesi alışılmışın dışında bir hikaye değil. Fakat Arvid Stjarnblom karakteri bir gazeteci olduğundan 19.yy sonu 20.yy başı dünyasında ve İsveç'inde ses getiren olaylara birebir tanık oluyoruz. Dreyfus olayı ve Zola'nın bu konuda yazdığı yazı (Suçluyorum) bunlardan yalnızca biri. Zamanın ruhunu yakalaması ve Söderberg'in üslubunun hayranlık uyandırıcı olması nedeniyle çok beğendiğim bir kitap oldu.
Ciddi OyunHjalmar Söderberg · Everest Yayınları · 20264 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
7/10
·104 syf.··
2026 28. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2026 20:23
"Ben bilimi suçluyorum. Bu teknolojiyi! Domin'i! Kendimi! Hata bizde.. Suç bizim suçumuz! Benim yüceliğim için, birilerinin kârı için, ilerleme için, kim bilir nice büyük, değerli, yüce şeyler öldürdük!" Sanırım kitabın özeti bu.. 105 sene önce yazılan kitapta da aynı şey söylenmiş " Kendine dön insan, değerlerini seni sen yapan şeyleri kaybetme" Günümüz teknoloji bağımlılığı/ kontrolsüz dijitalleşmenin olası ve kaçınılmaz kayıplarını anlatıyor kitap.. Konusunu beğenmekle birlikte edebi dilinin yüzeysel ve tatmin etmediğini söyleyebilirim.. (tiyatro eseri)
R. U. R. – Rossum'un Evrensel RobotlarıKarel Čapek · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20241,234 okunma
Arşivden...
Puan vermedi·48 syf.·
2026 26. kitabı
Emile Zola'dan "aydın" kimliğine yakışır ders niteliğinde mektup. Dreyfus Olayı, Yahudi asıllı Fransız subay Alfred Dreyfus'un casuslukla suçlanıp rütbelerinin sökülerek tutuklanmasıdır. Bu olaydan sonra hem toplum hem basın ikiye bölünmüş, ülkede Yahudi düşmanlığı baş göstermiş, Dreyfus'u savunan kişiler hedef gösterilmiştir. Bu noktada "Benim tek tutkum var, öylesine çok acı çekmiş ve mutluluğu hak etmiş olan insanlık adına, ışık tutkusu. Ateşli karşı çıkışım ruhumun çığlığından başka bir şey değil. Beni ağır ceza mahkemesine çıkarmayı göze alsınlar ve soruşturma gün ışığında, apaçık yapılsın." diyerek Emile Zola ortaya çıkar ve Fransız Genelkurmay'ına yönelik ağır suçlamalarda bulunarak Cumhurbaşkanı'na bu haksızlığa son vermesi için mektup yazar, mektubu da gazetede yayımlar. Cumhurbaşkanı'nın güzel icraatlarından bahsederken bu olaya el atmasının da insanî görevi olduğunu ve kendisi için çamur lekesini temizlemesini ister. Kişinin sırf aslı dolayısıyla suçlanamayacağını, tuzak hazırlandığını, bu tuzağı hazırlayanların cezalandırılması gerektiğini söyler. Generalleri, yazı uzmanlarını, Savaş Bakanlığı dairelerini ve savaş mahkemelerini bu hukuksuzluk ve haksızlıktan dolayı suçladığını belirtir. "Bu suçlamaları yöneltirken, kendimi hakaret suçlarını cezalandıran 29 Temmuz 1881 tarihli basın yasasının 30 ve 31. maddeleri kapsamına soktuğumu biliyorum. Bu tehlikeye isteyerek atılıyorum." diye de ekler. Deliller ortaya çıktıkça Fransız Genelkurmayı da haksızlığını görür fakat söz konusu itibarı olduğu için sahte belge düzenleyen mensuplarını sonuna kadar savunur. Bu sırada mektubun yayımlandığı gazeteler, kışkırtılmış kalabalıklar tarafından toplanıp yakılır, sağcı basında Zola için "Yarı-İtalyan, çeyrek Yunan, çeyrek Fransız, üç dört kez kırma, hiç de güzel insanlık
1000Kitap
SuçluyorumEmile Zola · Can Yayınları · 20216bin okunma
Puan vermedi·644 syf.·
2026 22. kitabı
Meyhane'den sonra okuduğum ikinci Zola romanı. Önceden eleştiri tarzında Suçluyorum adlı eserini de okumuştum. Natüralist, sosyalist, komünist diye nitelendirilen Zola'nın kaleminin gerçekten kuvvetli olduğunu söylemeliyim. Bunu, okuduğum üç eserinde de gördüm. Natüralizm'in "yola tutulan ayna" olduğunu düşünürsek Zola'nın romanlarındaki betimlemelerinin gücü buradan geliyor diyebiliriz. Örneğin Zola, bu romanı yazmadan önce Anzin madenlerine giderek günlerce gözlem yapmış, işçilerin yemeklerinden havasızlığına kadar her şeyi not etmiş. Germinal'de madende çalışanların, Catherine'nin kadın oluşundan dolayı yaşadığı zorlukların, kimi ölen kimi sakat kalan yedi çocuk sahibi anne Maheude'un çilelerini, karısının yeğeniyle yattığını öğrenen Bay Hannebau'nun yaşadığı acıyı okurken iliklerime kadar ben de onlarla aynı acıyı, sefaleti, çaresizliği, hayal kırıklığını hissettim. O satırları okudukça acının, sefaletin, yokluğun, zor hayatların renginin olmadığı ve tüm bunların evrensel olduğunu düşündüm ("Gözyaşlarının rengi yoktur."). 'Tarih boyu zorluk çekmiş millet' savındansa 'tarih boyunca zorluk çeken insanlık' savını tercih ederim; acıyı bireyselleştirmek yerine evrensel anlamda hissetmenin bizi daha da insan yapacağına inanıyorum; hangi millet uğramış olursa olsun ayrım yapmadan her türlü zorbalığa, zalimliğe, savaşa karşı çıkmalıyız. Zola bu eserinde madde ve mana dengesizliği, şehvet düşkünlüğü, liderliğin yanlış anlaşılması, halkın bilinçsizliği, sermaye ve bu sermayeyi elinde bulunduranların vurdumduymazlığı, din ve siyaset, gerçeği sorgulama, sosyal hayat gibi kavram ve yaklaşımları eleştiriyor. Eseri gözümde kılan yönlerden birinin de bu olduğunu düşünüyorum. Suç sadece halkta veya sermayede değil, her kesimde. Ama suçun büyüğü kanımca halkta çünkü ya bedel
GerminalEmile Zola · Kırmızı Yayınevi · 201614,4bin okunma
bedel ödeyen türk kelebekleri..
Puan vermedi·255 syf.··
2026 194. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2026 20:54
1914 yılında I. dünya savaşına dahil olan osmanlı devleti dört yıl sonra, 30 ekim 1918de, mondros ateşkes antlaşması ile farklı cephelerde aynı anda verdiği savaşı sonlandırır.. bu antlaşmadan iki hafta sonra, 13kasım 1918de, işgal kuvvetleri donanmaları istanbulun önemli stratejik ve askeri yerlerini kontrol altına almak üzere istanbula gelirler.. osmanlı devletinin I. dünya savaşına dahil olmasından beri kargaşanın, kaosun eksik olmadığı istanbulda artık kargaşa, kaos en üst seviyededir.. istanbulda hayat pahalılığı had safhaya ulaşmış, şehirde yaşayan bazı ermeniler, rumlar, yerli işbirlikçiler istanbul halkına her anlamda zulüm çektirmek için birbiriyle yarışır hale gelmiş, şehirde ikamet eden kadınların canı, namusu daha bir tehlikeye girmiş, işgal kuvvetlerinin şehirdeki varlığı asayişi sağlamak bir kenarda dursun işgal kuvvetlerinin şehir halkına yaptıkları asayişsizliği körüklemiştir.. işte genel olarak bu şartlar altında olan işgal istanbulunda bir polis vardır.. bu polis mehmet cemil efendiden başkası değildir.. kendisi, mehmet cemil efendi, biraz da babasının hatırı gözetilerek kayırılmış, bu şekilde polis olmuştur.. şöyle ki; makedonyanın manastır bölgesi türklerinden olan ve muhtemelen 19. yüzyılın sonlarında istanbula gelen lütfiye hanım, tahir efendinin çocuğu olarak dünyaya gelen mehmet cemil, ortaokulu bitirdikten sonra imalatı harbiye usta mektebine yazılır, iki yıl üst üste son sınıfta kalınca okuldan kaydı silinir.. yukarıda da kısaca anlattığım gibi o dönemin istanbulunda ekonomik olarak ayakta kalmak için geçer akçe devlet memuru olmaktır.. zira sırtını işgalcilere yaslayan mutlu azınlığın olduğu şehirde alnının akıyla ticaret yapmak ve para kazanmak çok çok zordur.. kaldı ki o dönemin istanbulunda yaşayanı bunu göze alsa bile ticarete
Şeytan Adası'nda Bir TürkCemil Eryürek · Ötüken Neşriyat · 202123 okunma