• O günlerde Demirel, Devlet Su İşleri’nden ayrılmıştı, müteahhitlik yapıyordu. Siyasete atılacağı söyleniyor­du. Mustafa Bey birden eski öğrencisine sordu: ‘Yahu Süley­man, duydum ki sen siyasete atılacakmışsın. Sakın ha. Ben seni akıllı bir adam bilirim.’ Demirel gülümsedi: "Böyle bir şeyi benden umar mısınız hocam?"
    Oğuz Atay
    Sayfa 231 - İletişim Yayınları
  • Cumhurbaşkanına Bakınca

    Karşımızda Tecvidli Kuran Okuyan Süleyman Demirel Görüyoruz

    Dr. Muhammed Ali Fatih Erbakan
  • Tek bir not aktaracağım size:
    Sekreteri yanımıza geldi, "Efendim," dedi Özal'a, "Genelkurmay Başkanımız arıyorlar ... " Özal'ın cevabı şuydu: "Sonra arasınlar. Şimdi bir sanatçıyla, Levent'le kahvaltı yapıyorum."
    Kumkapı'da çadır kurmuşum "Gereği Düşünüldü" müzikalini oynuyorum. Çadır aşın kar yüküne dayanamayıp kısmen çöktü. Kısa bir süre içinde onarmam gerekiyordu. Yeterli ekonomik güce sahip değildim. Aklıma Başbakan' dan yardım istemek geldi. Başbakan, Süleyman Demirel'di. Randevu aldım, gittim yanına. Sıcak karşıladı beni. Durumu anlattım kendisine, "böyleyken böyle," dedim. "Onarımı gerçekleştirip tekrar perdemi açabilmem için paraya ihtiyacım var. Bunu bir bankadan kredi olarak almak istiyorum, bana yardımcı olabilir misiniz? .. " Biraz düşündü. Sağa sola gerdan kırdı. Alt dudağını düşürdü ve başladı yayık yayık konuşmaya. "Bu kredi sana çok pahalıya mal olur. Ödeyemezsin, belin bükülür. Gel şöyle yapalım; parayı sana ben vereyim. Geri ödemen de gerekmez. (Bundan 20 yıl önceki bir paradan söz ediyoruz. Miktar 200 milyar T L) Sevdiğim bir sanatçısın. Sana katkıda bulunmak beni de mutlu eder." Daha ben cevabımı vermeden yanı başındaki telefonu kaldırdı ve özel kalem müdürüne "Bana çek defterimi getir," dedi. Odada sessiz bir beklemedeyiz ikimiz. Gözlerini devire devire beni izliyor, ben de henüz soğumamış çayımı haşlana haşlana yudumlamaya çalışıyorum. Teklif ettiği parayı ondan kabul edip almam mümkün değil. Ne var ki, bu "nazik" teklifi onu kırmadan nasıl geri çevireceğim? .. Az sonra çek defteri ulaşıp kendisine. Tam çeki yazacak, "Efendim," dedim. "Eğer yanlış anlayıp darılmazsanız, ben teklif ettiğiniz ve geri almayacağınızı söylediğiniz bu parayı sizden alamam. Özür diliyorum ama bunu yapamam." Alt dudağı daha da düştü çenesine, gözleri büyüdü. Başı geri gitti. Gerdanı bir iken iki oldu. Şu soruyu sordu: "Niye almıyormuşsun, sebep ne? .. " Cevabım hazırdı, "Ben sizin partiliniz değilim. Görüşlerimiz farklı. Hem bu parayı alacak olursam, sizi özgürce eleştiremem." O da bana "Sen beni bugüne kadar çok eleştirdin. Sana bir şey diyen oldu mu? Senin görüşüne karışık mı? Git yine bildiğini yap. Ben sana ve senin gibilere rağmen başbakanım. Bu parayı almazsan enayilik etmiş olursun," dedi. "Beni bağışlayın ama bu parayı alamam," dedim. "İkimizden başkası bilmeyecek," dedi. "Özür dilerim, alamam ... "
    Bu son sözümdü. Almadım parayı. Beni konutun kapısına kadar uğurlarken çek defteri hala elindeydi. Birkaç gün sonra kardeşi Haa Ali Demirel aradı. Hacı'yı önceden tanırdım. Demirel ona; "Yahu, bu Levent Kırca nasıl bir adam, kendisine bir çuval para teklif ettim kabul etmedi. İlk kez böyle bir şeye tanık oluyorum. Beni bu konuda kimse reddetmemişti," demiş. Hacı Ali Demirel ise "Sen onu tanımazsın, O, işte öyle bir adamdır," demiş.
    Daha sonraki yıllarda, Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı oldu ve benden ilgisini hiç eksik etmedi. Yakın takipçimdi. İrili ufaklı pek çok işimin hallinde, bana fark ettirmeden yardıma oldu. Aramızda hiç para sözü geçmedi.
  • 196 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    Okuduğum ilk Zülfü Livaneli kitabı. Okuduktan sonra, neden şimdiye kadar bu yazarı keşfetmemişim dedim kendi kendime. Yaşar Kemal'in övdüğü kadar var.

    Bir adada kendi halinde yaşayan bir grup insanın, adaya yerleşen başkan dedikleri bir kişi tarafından hayatlarının alt üst edilmesini anlatan bir kitap.

    Spoiler içerir.

    Yaşamın doğal dengesini bozmanın ne kadar tehlikeli olabileceğini, yazar kendi üslubuyla güzel bir şekilde anlatmış.

    Başkan dedikleri kişinin Süleyman Demirel, yazarın da Zülfü Livaneli olduğunu anlamak zor olmasa gerek.
  • Yıllar sonra Demirel cumhurbaşkanı olmuştu. Mahsuni Şerif ise Ozanlar Derneği genel başkanıydı. Bir vesileyle ozanların Çankaya Köşkü’ne gitmesi gerekti. Dernek olarak hep beraber köşke çıktılar. Mahsuni, yıllarca hakkında ağır türküler yazdığı Süleyman Demirel ile artık karşı karşıyaydı. Demirel, Mahsuni’yi diğer ozanları karşıladığı gibi kapıda gülerek karşıladı, buyur etti. Salona geçildi. Sohbetler edildi.
    Bir ara Demirel, Mahsuni’ye dönüp, gülerek, “Beni en çok ve en ağır eleştiren sen oldun.
    Ne Caferliğim kaldı ne de köyün çobanlığı. Her fırsatta benimle uğraştın “ dedi. Mahsuni de aynı yüz ifadesiyle, “o zamanlar öyle gerekiyordu Sayın Cumhur Başkanı” cevabını verdi. Gülüştüler. Demirel, “Sen halk ozanısın. Halkın ozanı bunu yazar da söyler de benim kırgınlığım yok. Sen böyle yüreklice türküler yazdığın için halkın ozanı oldun” diyerek hoşgörüsünü gösterdi. Mahsuni’nin ağır eleştiri ve türkülerine hedef olan Süleyman Demirel, ünlü ozan hakkında bir defa dahi yargı yoluna gitmemiş, başbakan iken yani tüm güç elindeyken dahi herhangi bir dava açmamıştı.
    Ali Öztunç
    Sayfa 65 - Doğan Kitap
  • "Zulüm Gören Müslümana Gıda Yardımı Yapıyoruz. Gıda Yardımı Ne İşe Yarıyor Biliyor Musunuz?
    Ertesi Gün Boğazlanıp Öldürülecek Olan Müslümanın Aç Karnına Değil De Tok Karnına Ölmesini Sağlıyor. Bu Gıda Yardımını Süleyman Demirel'de Mesut Yılmaz'da Yapıyordu."

    Dr Muhammed Ali Fatih Erbakan
  • Türkiye’de Gazali'nin kitapları, 1968’den beri en çok satan kitaplardır hâlâ Çünkü İnönü o zaman Mecliste bir lâf etti. Süleyman Demirel'i — Başbakan o zaman— hırpalamak istiyor.

    Muhalelet lideri o zaman.
    Diyor ki:

    — Süleyman Demirel’i destekleyen üç sacayak var: Birisi Said-i N'ursî, birisi Konya Müftüsü, bir de Gazâli! Gazâlî’yi yaşayan bir adam zannediyor. Onun üzerine Gazâlî’nin eserlerine bir rağbet attı; hâlen de devam ediyor. Gazâlî’nin küçük kitapları bile parçalara bölünerek tercüme edilmeye başlandı.*