Sultan Hamid
“ Türkiye, dört sınırında yangınlar olan bir ev, Sultan Hamîd, o yangınların eve bulaşmaması için hızla koşarak ateşe su serpen, kum döken ve keçe kapatan bir savunucu idi. Bu koşuşmaları sırasında yoluna çıkan bir iki çocuğa çarpıp düşürdüyse de, suç onun değildir. Çünkü yurdun çevresindeki yangınlar göğe yükseliyor ve Gök Sultan, alevleri içeri sokmamak için didiniyordu. Ve sokmadı da… Ne diyelim? Durağı cennet olsun…”
Sayfa 114 - Ötüken·Kitabı okudu
Alıntı
Abdülhamid acı acı güldü. “Zaten son moda bu,” dedi. “Sultan Hamid’i öldürmek, Sultan Hamid’e hakaret etmek, her kötülüğü Sultan Hamid’den bilmek. Bu Hamid size ne yaptı? Devlete hizmet etmekten başka ne yaptı? Kumandan Bey, benim diplomatik tedbirlerim sayesinde yaşadı bu devlet. Mükâfatı bu mu olacaktı?”
Sayfa 183·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Dördüncü Bölüm
Rotama ya limanın öteki tarafındaki benzer tüm kütüphanelerden bana en yakın olanı ve en kolay ulaşılabileni olan, beni Herr Vollenburg'un alıştırdığı Sultan Hamid Kütüphanesi'ni alırdım ya da şehir içini tanıma amacıyla iş gezilerinde ona eşlik ederdim. Saat dörtte elçiliğin sofrasında yemek yenirdi ve saat dokuzda yorgun olarak yatağa kavuşana ve çok kısa "Maşallah" ımla (Allah'ın rızası) uykuya dalana kadar akşam saatleri cemiyete ayrılmıştı. Gün boyunca Türklerin ağzından, hislerini dindarca Allah'a ulaştıran ifadeleri yeteri kadar sık duyardım: "Allahu Ekber" (Allah büyük), Allah Kerim (merhametli), Tevekkeltü al'Allah (güvenimi Allah'a dayadım), "Estağfurullah" (Allah onun lehinde ola) ve nihayetinde şu sevinç ifadesini: (Allah'tan daha gayri yüksek güç ve teselli yoktur) "Lâ havle ve lâ kuvvete ind Allahül azim." Müslümanların dinî hislerinin bu beyanlarına tüm kalbimle katılıyordum. Yani o vakitler dinî hislerim, dünya ve zamanın olayları hakkındaki görüşüm şarkınkine göre bütün hayatıma şekil vermişti. Günlüğümde bunun kanıtları bulunmaktadır...
Sayfa 111 - Kronik Kitap, 1.Baskı, Eylül 2023·Kitabı okudu
Atsız Peyami Safa'ya Çıkışıyor
Sultan Hamid, kızıl değil "Gök Sultan" dır. Herkeste bulunması mümkün ufak tefek kusurlarını şişirip erdemlerini inkâr etmekle ne Türk tarihi, ne de Türk milleti bir şey kazanır. İsmail Safa, İngiliz Boer savaşında, İngilizlerin bir başarısını, onların elçiliklerine giderek tebrik ettiği için, Sultan Hamid tarafından, haklı olarak, sürgün edilmiştir. Belki İsmail Safa, o zaman, İngilizlerin nasıl bir Türk ve Müslüman düşmanı olduğunu bilmiyordu. Fakat geniş haber alma imkânları ile her şeyi bilen Sultan Hamid, memleket aydınlarının düşman elçilikleriyle temasına müsaade edemezdi. Şimdi insafla düşünülsün: Hiçbir sebep yokken, sırf yurtlarındaki elmas madenlerini zapt etmek için, bir avuç Boer'e büyük ordularla saldıran İngiltere'yi tebrik etmek hangi hürriyetçilik anlayışının sonucudur.
Fransızca imtihanında da mümeyyiz zabitler “La patrie, Liberté” gibi kelimelerin Türkçesini yazmayın diye ihtar etmezler mi... Hay Allah kahretsin, dedim. Şu Sultan Hamid ’in ne müstebit adam olduğunu şimdi ben de anladım. Ah şu İttihat ve Terakki Cemiyeti ne zaman bu işi becerebilecek, düşündüm ve onlara dua ettim.
Bu kitabı ikinci kez yeniden okumak...
Ali Fuat askeri öğrencilerin duygularını daha ayrıntılı olarak tanımlıyor: Günde kaç defa "Padişahım çok yaşa!" diye barbar bağırdığımız devrin Padişahı Sultan II. Abdülhamit gözümüzden yavaş yavaş düşüyordu. Tıbbiye'deki genç ve aydın hürriyet taraftarlarının sürgünlere gönderilip ocaklarına incir dikildiğini duydukça âdeta feveran [isyan] ediyorduk. Bir gün bizim de başımıza böyle bir şey gelebilirdi. Devlet idaresinin iyi işlemediğini, suiistimallerin alıp yürüdüğünü, memurların ve subayların maaşlarını alamadıklarını, buna mukabil saraya mensup sırmalı hafiyelerle tevabilerine [uydu/uyruklarına maaşlarından başka keseler dolusu altın verildiğini haber aldıkça, Sultan Hamid'e esasen pek de kuvvetli olmayan güvenimiz büsbütün sarsılıyordu. Ordunun fena eller idaresinde değer ve itibarını kaybettiğini görüyorduk...Fakat kimse ortaya çıkıp: "Nereye gidiyoruz, memleketi nereye götürüyorsunuz?” diye soramıyordu, sormak cesaretini gösteremiyordu. Çünkü padişahtan ve onun hafiyelerinden korkuyorlardı... Memlekette hürriyet yoktu. Biz genç Harbiyeliler, Fransız İhtilali Beyannamesi'nde insan hak ve hürriyetlerine verilen önemi gizli de olsa okumuş, öğrenmiştik.
Sayfa 71 - Remzi Kitabevi·Kitabı okudu
Tarih
Reklam
Reklam