Bazılarınız Kennedy'nin baskanlık törenini ve Jacqueline ile John Kennedy'nin kültür önderleri olarak tanınmayı pek istediklerini anımsayacaktır. Törene Robert Frost'u davet ettiler ama Frost'tan önce Ernest Hemingway'i çağırmayı düsünmüşlerdi. Davet etmediler ama "Tören için sunus kitabı" yolladılar. Kitap dönemin seçkin yazarlarına gönderilmiş, onlardan Kennedy'lerin başkanlık dönemlerinin başlamasını kutlayan ya da duygularını yansıtan bir cümle yazmaları istenmişti. Karısının anlattığına göre kitap Hemingway'in eline geçtiğinde bütün gün boyunca ve gece yarısına kadar çalıştıktan sonra göz yaşları içinde ortaya çıkıp karısına "Artık olmayacak" dedi.
İyiyi ve kötüyü doğru bir muhakemeyle, yani aklını ölçüt alarak belirleyen, ahlâki doğruluğa önem veren, ölçüsüz hazları reddetmenin gerçek haz olduğunu bilen ve erdemli yaşayan insan gerçekten mutludur. Bu mutluluk, talihin sunduğu geçici lütuflara sırt çevirdiği ve kaynağını sadece bireyin kendi özüne dönmesinde bulduğu için, sarsılmaz ve değişmez bir niteliktedir. Bu bağlamda, mutlu yaşamak, doğayla uyumlu yaşamaktır. Doğaya aykırı ve erdemlerden uzak yaşamak ise yanlış bir şekilde yaşamın kısa ve eksik olduğu algısını doğurur, oysa yaşam doğru değerlendirildiğinde insana yetecek kadar uzundur. Makam ve şöhret peşinde koşmak, yarını düşünürken bugünü kaybetmek, başka deyişle anı yaşayamamak yasamı kısaltır. Buna karşılık kusurlarımızla yüzleşmeli, erdemli bir yaşam için kendimize dönmeliyiz.
İş Bankası Kültür Yayınları Hasan Ali Yücel Klasikleri, XX.Basım·Kitabı okudu
İnsan, yaşamıyla ilgili olarak çoğunluğun tercihlerini örnek alma zorunluluğunu hissetmemeli, aklı temel almalı, akla karşı duran kalabalıktan kendini kurtarmalıdır. Kendi içine çekilip yaşamı felsefe yoluyla düşünmeye başlayan insan, çoğunluğun, yeryüzüne özgü, aslında hiçbir değeri olmayan birçok gereksiz şeye değer verdiğini, bu yüzden onlardaki dışsal unsurlara dayanan mutluluk görüntüsünün sahte ve geçici olduğunu anlayacaktır.
İş Bankası Kültür Yayınları Hasan Ali Yücel Klasikleri, XX.Basım·Kitabı okudu
Günümüz insanının, sürekli şekilde kendinin "en iyi versiyonu”na ulasmaya çalıştığı bir çağın iginde, mutluluğun total ve tüm hayata yayılan, insanın sabah uyanır uyanmaz çılgıncasına hissedebileceği bir "şey" olduğu yanılgısını keşfeden bir yazar; mutluluğun da kişisel hale dönüştükçe bayağılaşacağını söylüyor bize.
Arap milliyetçiliğinden geriye, yirminci yüzyılın sonunda, onun kırk yıl önceki parlak döneminden, siyaset bilimcisi Şıbley Telhami’nin “Yeni Arapçılık” olarak adlandırdığı, uyarlanmış bir versiyonu kalmıştır. Telhami yeni Arapçılığı eski Arap milliyetçiliğinden iki eğilimin ayırt ettiğini iddia eder. Birincisi, yeni Arapçılığın yönü tabandan tepeyedir; devlet kurumları ya da karizmatik liderler tarafından değil; devletten bağımsız bir siyasal yön tasarlamaya çalışan soğumuş entelektüel elitler tarafından desteklenmiştir. İkincisi, yeni Arapçılık bölge merkezli medya tarafından desteklenmiştir; çünkü kâr amacı güttüğü için birleştiricilik karakteri olan temaları öne çıkarmayı sever. Telhami bu “Yeni Arapçılığı” “Arap dünyasında bağımsız ulus-ötesi bir hareket” olarak görür. Fakat Arapçılık duygusunun bu yeni versiyonunun, 1950’lerin ve 1960’ların doğrudan organik Arap birliği amacına yönelen Arap milliyetçiliğinin benzeri olduğunu düşünmek oldukça zordur. Her şeyden önce, 1990’ların soğumuş Arap elitleri, kendi hükûmetleriyle pek çok konuda görüş ayrılığına düşer; fakat kendi devletlerinin egemenliği konusunda da onlarla hemfikirdir. Bunu yeni medyanın haberleri sunuş biçiminde de görmek mümkündür. Arapların yanında Arap olmayan Müslümanların da ve hatta geri kalanların pek çoğunun da desteklediği Filistin davası hariç, bu medya, bölgesel konulara olduğu kadar devletle ilgili konulara da duyarlıdır. Bu “ulus-ötesi Arap hareketi” ne yapmak isterse istesin, kesinlikle Arap devletlerinin meşruluğuna ve egemenliğine karşı çıkamaz hatta bunu sorgulayamaz bile.