Süper zekânın yükselişi, kimi yorumlara göre, Tanrı'ya yakın bir kudret elde etme girişimi ya da insanlığın kendi eliyle bir “teknolojik tanrı” üretmesi anlamına gelir. Böylece transhümanizm, sadece biyolojik beden üzerinden yürütülen bir modernleşme projesi olmayıp aynı zamanda modern insanın metafizik boşluklarını doldurmaya çalışan seküler bir Kurtuluş teolojisi hâline gelir. Bu nedenle söz konusu tartışma; yalnızca teknik imkânlar ve teknolojik kapasite üzerine değil, insanın kaderine, özgürlüğüne, ontolojik bütünlüğüne ve yaratılış içerisindeki yerine dair köklü felsefi ve teolojik sorular etrafında şekillenir. Böyle bir dönüşüm, insanın kendi sınırlarını aşma arzusunun herhangi bir noktasında varoluşsal bir kibre (hubris) yol açar. Nihayetinde süper zekâ ideali, insanın Tanrı'nın yerine geçme arzusunu olmasa bile en azından yaratanın düzenine müdahale etme cesaretini radikal biçimde görünür kılan bir idealdir.
Sayfa 443·Kitabı okudu
1000Kitap
Kitaptan
İnsan ne kadar ileri teknolojiye, büyük ekonomiye ve küresel sistemlere sahip olursa olsun; gelişmiş dürbünlere, uydulara, kameralara, süper bilgisayarlara ya da yapay zekaya değil varlık nedir? sorusunu sormaya ihtiyacı vardır. Varlığın karşıtı yokluk ve anlamın karşıtı anlamsızlıktır… (varlığı düşünmenin önemi..) Varlık anlamsız, bilgi yakinsiz, ahlak temelsiz olduğunda insan hayatı da anlamsız ve saçma hale gelir. Ancak varlık sorusunu sormaya başladığımızda hiçlik kuyusundan birkaç adım uzaklaşmaya başlarız. Varlık yokluğun, anlam anlamsızlığın, amaç amaçsızlığın, gaye saçmalığın yerine geçmeye başladığında belki bir şansımız olabilir .. Hakikat ne kadar derin ve güçlüyse varlık da o kadar dolu zengin ve kavidir. Ne kadar hakikatsen o kadar varsın fakat bu var olma sıradan, olağan ve antik manada maddi biri var olmayı değil, kendi özünde ve hakikatine uygun bir şekilde var olmayı ifade eder. İnsan yeryüzünde şiirsel bir biçimde var olabildiği oranda kendi hakikatine yaklaşır bu yakınlık onun varlığını daha fazla kılar. Ancak kendi hakikatini yaşayabilen insan daha fazla vardır. Diğer tüm var olma biçimleri onu çoğaltmaz, tersine azaltır azlaştırır ve fakirleştirir. Var olan şeyleri var eden temel ilke varlığın kendisidir. Bu temel ilke; aynılık ve farklılığı, birlik ve çokluğu, vahdet ve kesreti varlığın kuşatıcı hakikatinde temellendirir. Farklılık ve birlik, çokluk ve teklik ilkesi aynıdır yani varlıktan başkası değildir bize ayıran da birleştiren de… Kesretteki vahdeti, çokluktaki birliği görmeye başladığımızda tek bir hakikatin sonsuz renk, şekil, tını, suret ve sirette tezahür ve tecelli ettiğinide kavramaya başlarız. Varlık alemine bunu zaviyeden baktığımızda, alemdeki en küçük zerreden galaksilere kadar her şeyin aynı ilkede
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kaygı kuşları'nı uzakta tutun ve kendinize haksızlık etmeyin. Beklenmedik sürprizli günler ile barış ve umut dolu, süper şahane ötesi bir hayat dilerim.
1000Kitap
Peki bizler nasıl "süper ötesi yolaklar" geliştirebiliriz? Bu, insanların kavrayışlarının hemen hemen ötesine geçen bir seviyede çalışması, zor koşullarda hata üstüne hata yapması, hataları düzeltip ilerlemesi ve yeni hatalar yapmasıyla mümkün. Sürekli zor işlerle kendilerini zorlayanlar bunu başarabilir.
Çocuk ve Gölge (1974)
Büyük fanteziler, mitler ve masallar gerçekten de rüyalara benzer; bilinçdışından bilince seslenirler, bilinçdışının diliyle, simgeler ve arketiplerle. Kelimeleri kullansalar da, müzik gibi işlev görürler; sözel akıl yürütmeyi devre dışı bırakıp doğruca söylenemeyecek kadar derinde yatan düşüncelere giderler. Hiçbir zaman tam olarak aklın diline tercüme edilemezler; onların anlamsız olduğunu, ancak Beethoven'in Dokuzuncu Senfonisini de anlamsız bulan bir Mantıksal Pozitivist iddia edecektir. Oysa son derece anlamlıdırlar ve ahlak açısından, içgörü açısından ve büyüme açısından faydalı, pratiktirler. Günışığının diline indirgendiğinde Andersen'in öyküsü, gölgesiyle karşılaşıp onu kabul edemeyen kişinin kayıp bir ruh olduğunu söyler. Aynı zamanda, özellikle kendisi hakkında, sanat hakkında da bir şey söyler. Der ki, eğer Şiir Hanesine girmek istiyorsanız, oraya etiniz kemiğinizle, katı, mükemmel olmayan, hantal, nasırlı, nezle olan, hırsları ve tutkuları olan gövdenizle, gölgesi olan bir gövdeyle girmek zorundasınız. Der ki, eğer sanatçı kötülüğü görmezden gelirse, hiçbir zaman Işık Hanesine giremez. … Gölge, ruhumuzun öteki yüzü, bilinçli zihnin karanlık kardeşidir… Ruhunuzun ikizini taşıyan hayalet… Gölge bilinçli ve bilinçsiz zihnin arasındaki eşikte bekler ve rüyalarımızda ona kardeş, dost, hayvan, canavar, düşman, rehber olarak rastlarız. O, bilinçli benliğimize kabul etmek istemediğimiz, kabul edemediğimiz her şeydir; içimizde bastırılmış, inkâr edilmiş ya da kullanılmayan tüm özellikler ve eğilimlerdir. "Gölgenin gelişimi ego'nun gelişimine paraleldir; ego'nun ihtiyaç duymadığı ya da faydalanamayacağı nitelikler bir kenara bırakılır ya da bastırılır, böylece de bireyin bilinçli yaşantısında pek az rol oynar ya da hiç rol oynamazlar. Aynı şe kilde, bir çocuğun
Sayfa 50·Kitabı okudu
"Transhümanizm, doğrudan ve derinden dini hedef alan bir meydan okumadır. Transhümanizmi teolojik açıdan savunan literarüre göre, onun Tanrısal iradenin yeni bir formu ve aşamasından başka bir şey olmadığı iddiası mevcuttur. Oysa modernizm ve hümanist aydınlanmanın radikal bir versiyonu olan transhümanizm, mevcut insanı aşarak üst-insana ve süper insana ulaşma amacındadır. Bunun insanın iradesini ve özgürlüğünü tehdit edecek nitelikte müdahaleler ile gerçekleştirilecek olması, insanın teolojik ve ahlâkî savunusunu zorunlu kılan bir durumdur."
Sayfa 64 - Transhümanizm Ve Teolojik Yansımaları - İslâm Kelamı Açısından Bir Sorunsallaştırma Denemesi
Araştırma-İnceleme