Kitab-ı Mukaddes'teki anlatıya baktığımızda, Allah Teâlâ orada Hz. İbrahim'e çocuklarının yıldızlar kadar çok olacağını vaat etmektedir. Ayrıca, Israiloğulları'na bir de toprak (arz-ı mev'ûd) vaat edilir. Kitab-ı Mukaddes'e göre, Allah ile Hz. İbrahim arasında geçen bir konuşmada, onun soyuna özel bir toprak verileceği söylenmiştir. Bu yüzden İsrailoğulları, belirli bir coğrafyanın kendilerine vaat edildiğine inanırlar. İşte bu yüzden İsrailoğulları yani günümüzdeki Yahudiler -özellikle en şeditleri olan Siyonistler- arz-ı meʼvûd denilen davayı güderler. Ancak Kur'ân çok farklı bir tablo çizmektedir: İsrailoğulları'na herhangi bir toprak vaadi yoktur. Kur'ân'da geçen vaat, doğru yoldan ayrılmamak şartıyla peygamberliğin/önderliğin onlara nasip olacağıdır. Yani bir toprak garantisi değil, bir sorumluluk söz konusudur.
Bir sanat eseri insanlara neler öğretiyor acaba, insanlar sanatla meşgul oldukça onlarda ne gibi değişiklikler oluyor, neden insanlar sanat eseri verince mutlu oluyor? Bu soruların her birine cevap aradım. İnsanlar güzel bir şey görünce mutlu oluyorlar evet ama güzel bir şeyi kendileri meydana getirdiklerinde daha da mutlu oluyorlar. Allah her insanın içine farklı yetenekler vermiş. Bu yeteneğinizi bulup ortaya bir güzellik koymanız gerekiyor. İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli şeylerden biri de bu olsa gerek. Hangi hayvan harika bir tablo çizebilir ki, hangisi yeni bir müzik besteleyebilir, hangisi evini farklı bir şekilde inşa edebilir? Bütün bülbüller hemen hemen aynı öter, bütün kuşlar yuvasını benzer şekilde kurar. Ama insanlara farklı şeyler ortaya koymak gibi bir özgürlük verilmiş.
"Sanat herhangi bir yeri ya da şeyi güzelleştirmektir." desek yanlış olmaz herhâlde. İnsanlara sanat neler öğretir diye düşünüyorum bugünlerde. Sanırım öncelikle sabırlı olmayı. Hiçbir sanat eseri aceleye gelmez, her biri zaman ve emek ister. Devamlılık bekler insandan. Çabuk vazgeçenler sanatının en iyi, en güzel hâlini hiçbir zaman göremez. Böylelikle sanat insana vazgeçmemeyi öğretir.
İnsanlar genelde ilk eserlerini yapmaya çalışırken hata yaparlar. Bu hataları önemseyipdüzeltmeye çalıştıklarında ancak ilerleyebilirler.
Sanat insana hatalarından ders almayı öğretir.
Sanat yaparken küçük ayrıntılar bile büyük öneme sahiptir. Küçük ayrıntıları önemsemek insana ince düşünmeyi öğretir. İnce düşünen insan çevresine karsı daha nazik olur. Sanat insana nazik olmayı öğretir.
Güzel bir sanat eseri ortaya koyan insan çevresindekilerden ilgi ve takdir görür. Bu da onu mutlu eder. Sanat insana kendine inanmayı öğretir.
Ortaya konulan sanat eseri dünyada gözün gördüğü, kulağın
Sanki yeraltının karanlık dehlizlerinden dönmüş gibiydim. Odayı ve en uzak duvarda asılı duran büyük yağlıboya tabloyu hatırlamam zaman aldı. Çünkü insan bazen bir mekâna değil, kendi varlığına yabancılaşır. Tablo hâlâ yerindeydi; değişen yalnızca bendim. O an, her yolculuğun aslında bilinmeyen diyarlara değil, insanın kendi içine yapıldığını anladım.
.
En az anladığım şey, bilginin umutsuzluğa ve lanete yol açtığıydı. Manevi rehberimiz, o kötü kitapların hayat hakkında yanlış bir tablo çizdiğini söylememişti: eğer öyle olsaydı, yanlışlıklarını kolayca ortaya çıkarabilirdi; kurtuluşa ulaştıramadığı küçük kızın trajedisi, gerçekliğin gerçek doğasını erken keşfetmiş olmasıydı. Neyse, her neyse, diye düşündüm, bir gün ben de keşfedeceğim ve bu beni öldürmeyecek.
Gerçeğin bilgisinin ölümcül olabileceği belli bir yaşın olduğu fikri, sağduyuya aykırıydı.
...
Aynca, atalarımız hakkında hiç aydınlatıcı bilgimiz yok demek artık doğru olmaz. Yeterince bilmediğimiz ise doğru; nokta. Zaman makinesi inşa etmediğimiz ya da fosil DNA'lardan atalarımızı klonlamanın bir yolunu bulmadığımız takdirde, ki bunlar düpedüz hayaldir, asla yeterli bilgiye ulaşamayacağız. Üstelik atalarımızı klonlasak bile, yaşadıkları ortamı klonlayamayız, dolayısıyla bir soru işareti her zaman baki kalacaktır. Fakat şu an, eskiz mahiyetinde de olsa geçmişimize dair geniş kapsamlı bir tablo çizecek kadar bilgimiz var ve bu bilgiden faydalanarak, makul önermeleri makul olmayanlardan ayırabiliriz.
Esas eksikliği hissedilen şey, gerçekler değil, bu gerçekleri odaklayıp, bunlardan tutarlı bir bakış açısı oluşturmanın yollarıdır.