Flâneur de bina cepheleri arasında kendini evindeymiş gibi duyumsar. Onun gözünde emaye kaplı parlak firma tabelaları, aşağı yukarı bir burjuva salonundaki yağlıboya tablo gibi bir duvar süsüdür; duvarlar, not defterini dayadığı yazı masasıdır; gazete kulübeleri kitaplıklarıdır; cafe’lerin balkonları da, işini bitirdikten sonra eğilip sokağa baktığı cumbalardır.
İvan Fyodoroviç sanki kardeşinin dediklerini duyma gibi sürdürdü konuşmasını:
-Aklıma ne geldi, geçenlerde Moskova'da karşıla bir Bulgar, Slavların toplu olarak ayaklanmasından Türklerle Çerkezlerin, Bulgaristan'ın her köşesinde yapm rı caniliklerden söz etmişti bana; yani yakıp kestiklenm kadın ve çocuklara nasıl tecavüz ettiklerinden, mahpu kulaklarından duvara çivileyip onları nasıl o halde sa kadar beklettiklerinden, güneş doğunca da onları astıklar dan ve akıl almayacak daha bir sürü şeyden... Kimi insanda "hayvanca" bir zalimlik olduğundan dem vuru ama hayvanlara yapılan korkunç bir haksızlık, bir hakare bu. Bir hayvan asla insan gibi zalim olamaz; böylesine ust lıklı, böylesine sanatsal bir zalimlik insanda olur sadece B kaplan yalnızca parçalayıp kemirir. İnsanları kulaklarınd duvarlara çivileyip gece boyunca öylece bekletmek, yapabilecek olsa bile aklının ucundan geçmez. Ne diyordum... şu tatlı zevk düşkünlüğünden gözü dönen Türklerin eziyetlerinden çocuklar da nasibini alırmış; onlara ettikleri eziyetler, yavruları henüz analarının karnındayken söküp al maktan, minicik bebekleri şöyle bir yukarı hoplatıp, anaları-kien tatlı hazzı da annelerin gözlerinden alırlarmış. Ah, bir de beni pek çok ilgilendiren bir tablo vardı. Gözünde bir canlandır: Tir tir titreyen annesinin kollarında el kadar bir bebek, etraflarında da içeri giren Türkler... Neşeli bir numa-ra yapmak düşüyor akıllarına: Bebeği okşuyor, gülsün diye gülüşmeye koyuluyorlar ve beceriyorlar da... bebek gülüve-nyor. Hemen o anda Türk, tabancasını bebeğin yüzüne doğ-rultuyor, namlu ile yavrucak arasında yalnız dört verşok17 mesafe kalmasına dikkat ediyor. Minik oğlan keyifli keyif-i gülerek ufacık ellerini tabancaya uzatıyor... sanatçımız o anda yavrucağın tam kafasına doğru nişan alarak tetiğe
Şu edebiyat harika bir uğraş, Varvaracığım, harika bir uğraş. Daha üçüncü gün öğrendim onlardan bunu. Derin bir uğraş! İnsanların yüreğini sağlamlaştıran, yüreğe öğüt veren bir şey. Ayrıca bir kitapta farklı şeylerden de bahsedebiliyorlar. O kadar iyi kaleme alınmış ki! Edebiyat dediğin tablodur, yani bir ölçüde tablo ve aynadır; ifade etme tutkusudur, son derece incelikli bir yergidir, bir ibret öğretisidir ve dâhi bir belge niteliğindedir.