10/10
·250 syf.··
Beğendi
·
2026 82. kitabı
Yaşlılık uzun bir hastalıktır. Bedende taşınması zor bir hastalık..." Arka kapağındaki bu sarsıcı cümlelerle beni yakalayan Julia Pero’nun bu eseri yaşlılığı o hep alıştığımız 'tatlı, tonton, bilge' kalıplarından tamamen çıkarıp; onun getirdiği yalnızlığı, öfkeyi, bedensel ve zihinsel yoksunluğun nasıl bir tekinsizliğe dönüştüğünü karşımıza çıkarıyor. Ana kahramanımız ismini çok iyi taşıyor; Olvido, yani "unutuş"... Karşımızda tam da bu hissin içinde yaşayan yaşlı ve yalnız bir kadın var. Onun günlük işleriyle, bakımıyla ilgilenen genç bir kadın ve Olvido’nun bu kadına karşı hissettiği, adeta tutku boyutunda, yer yer toksik bir bağlılık... İster aşk deyin, ister yanınızda kimse olmadığında duyulan o büyük arzu. Öyle ki, Olvido zihninin oyunlarına yenik düşüp kendi kurduklarına inanıyor ve gerçek olmayanı kabullenmeyi reddediyor. Yazarın şair oluşu anlatıma o kadar sinmiş ki ortaya çıkan şiirsel dil hayalle gerçeğin sınırlarını tamamen unutturuyor. Okurken iki yerde öyle bir şaşırdım, öyle kalakaldım ki... "Nasıl olur, böyle bir şey olamaz" dediğim anlar oldu. Birkaç sayfa sonra yaşananların Olvido’nun zihninde mi bittiği yoksa gerçekten mi yaşandığı sorusu hâlâ benim için büyük bir merak konusu. Mesela evdeki kedi gerçekten var mı, yoksa o da mı Olvido’nun zihninin bir oyunu? Okuru böylesine muazzam kandıran, zihninin labirentlerinde kaybettiren Olvido, benim için kesinlikle unutulmaz bir karakter oldu. Az karakterle, dar bir alanda böylesine klostrofobik, derin ve etkileyici bir atmosfer yaratmak… Gerçekten müthiş Yazar kitabın sonunda en büyük korkusunun yaşlılık olduğunu söylüyor ama ekliyor: "Yaşlılık da bana aşık... Bu roman, karşılıksız bir aşkın romanıdır." Ödüllü de olan bu eser son zamanlarda okuduğum en etkileyici kitaplardan biri oldu benim için.
Karınca KokusuJúlia Peró · Ayabakan Yayınları · 202614 okunma
5/10
·365 syf.··
2026 51. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 20:06
Merhaba arkadaşlar. Ve geldik yazara veda ettiğimiz eserimize. İlk söyleyeceğim söz ise kesinlikle ‘Yahu, bu nasıl bir başlangıç!’ olacak. Neden? Öyle bir giriş yaptık ki neye nasıl başladığımızı unuttum. Kitabın ortasından konuşmak deyimiyle uzun zaman sonra bir kitapta karşılaştım çünkü. Her zaman mükemmelliği arayan bizlerin tam olarak buna sahip olduğu bir ütopyada nasıl mutsuz kalabileceğini anlatıyor bu eser. Yalnız değil, sıradan biri olduğunu söyleyerek yazarın başladığı bu eser, ‘Mutlak’ denilen tanımın zaferinin ardından tek bir devlet yapısında otoritenin ve mükemmelliğin birleşimiyle sistemi yönetiyor ise neden insanlar yine de memnun olmuyorlar ve her şeye itiraz ediyorlar. Sanırım burada felsefik olarak aslında mutluluk ve huzuru getireceğine inandığımız pek çok hayal gerçekleşse bile doyumsuz olan insanoğlunun bununla da yetinmeyeceği; sorun varken çözüm, çözüm varken sorun aradığını konu ediniyor desek yeridir. Hızlı bir not. Bu kitaba dayanmak (katlanmak desek, kızacaklar) oldukça zor. Bunu mutlaka ekleyelim. Dayanabilen herkese şimdiden başarılar, başaran herkese de kocaman tebrikler diyelim. Ancak şu devlet özelinde yazılanların tek bir kelimesinde yanlış yok. Yönetimi, bu yönetime yönelik karşı çıkışlar ve gelişen isyanlar. Yönetimin hedef ve amacı ile buna yönelik eleştiri tam anlamıyla mükemmel diyebiliriz. Çünkü ben de devleti yönetenlerin yani iktidar ve muhalefetin adeta bir danışıklı dövüş içerisinde olduğunu ve birlikte yönettiklerini düşünenlerdenim. Eskiden bu gazetelerle mümkündü günümüzde ise medya kuruluşlarıyla birbirlerine atıp tutarak ama perde arkasında birlikte olarak bunu yaptıklarına inanıyorum. Hızlı not içine özel bir not. Devleti yönetenlere bir grup insan en kısa haliyle ‘Aptal’ gözüyle bakmakta. Eğer kendinizi yönetenlerin
Yüceler YücesiMaurice Blanchot · Kabalcı Yayınevi · 201089 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
10/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2026 121. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 00:00
"HATIRLAYANLAR" "Tanrı güneş gibi bir ışık kaynağıysa biz ruhlar onun fotonlarıyız." "Geçmişini hatırlamayanlar, onu tekrar yaşamaya mahkûmdur." derler. Peki ya hatırladıklarının hiçbiri gerçek değilse? Üç ciltlik serinin ilk romanı "Hatırlayanlar Damien", isminin aksine aslında bir unutuş hikâyesi. Hafıza, kimlik ve gerçeklik kavramlarının iç içe geçtiği bu bilim kurgu ve psikolojik gerilim romanı, bizi daha ilk sayfadan itibaren rahatsız edici bir sorunun içine atıyor: Sen gerçekten kimsin ve hatırladıkların sana mı ait? “Mükemmel insan yoktur” sözünü çürüten, aynı zamanda doğaüstü yeteneklere sahip rengârenk karakterler… İşte onlar Hatırlayanlar. Peki ya eş ruhunuzu bulduğunuzda nelerden vazgeçerdiniz? Damien, sıradan bir adam değil. Geçmişine dair anıları parçalanmış, güvenilmez ve sürekli değişiyor. Bir an kendini bir yerde hatırlıyor, başka bir an bambaşka bir hayatın içinde buluyor. Ve en korkutucu olanı: Bazı insanların hatırladığı şeylerin aslında onunkilerle hiçbir ortak yanı yok. Peki ya herkes doğruyu hatırlıyorsa… yalnızca Damien mı yanlış biliyor? Yazarın en büyük başarısı, bizi de Damien’la birlikte şüpheye düşürmesi. Her yeni bilgi, bir öncekini sorgulatıyor. Her hatırlanan anı, yeni bir çelişkiyi doğuruyor. Bu anlamda roman, klasik bir olay örgüsü sunmaktan çok, gerçeklik kavramları üzerinden inşa edilmiş zihinsel bir labirent gibi ilerliyor. Damien, tüm bu karmaşanın ortasında Linda ile tanışıyor. Ruh eşi olduğuna inandığı bu kadınla birlikte sessiz, sakin bir hayat kurma hayali kuruyor. Her şeyi göze alıyor. Ama işte kitabın en çarpıcı yanı: Belki de Linda, onu bu çıkmazdan çıkaracak ışık değil; belki de içinde bulunduğu sistemin bir parçası. Belki de Damien’ın peşinde koştuğu o "sakin hayat", asla var olmamış bir hayalden ibaret. Damien buna
Edebiyat
HatırlayanlarC. Anner · Optopus Yayınevi · 201813 okunma
6/10
·128 syf.··
2026 50. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 06 Mayıs 2026 20:01
Merhaba arkadaşlar. Kimdir bu son insan? Kabalcı imzalı kitaplardan da uzun zamandır okumuyorduk. Yalın, sade ve anlaşılır bir çeviri için alternatif yayınlardan biri de onlardır. Bu eserde bizlere sunulanlar ise herkesin yabancı olduğu ama hepimizin tanıdığı bir insan tipi. Kendisine yaklaşılması kolay, görünüşü oldukça masum, ancak oldukça sert, az konuşan, herkesin hayran olacağı özellikle sahip olmayan ortalama bir insan profilinden bahsediyoruz. Yani yolda yanımızda yürüse fark edemeyeceğimiz, hepimizin dışarı çıktığında karşılaşabileceği ama kimsenin de tanımadığı, kendi ufak umut dolu dünyasında yaşayan biri. Ve ben bu tür tanımlamalar yapmayı -edebi açıdan da güzel duruyor- çok seviyorum. Her zaman var olan ama henüz var olmayan bir insan, şeklinde tanım yapmak açıkçası havalı duruyor bile diyebilirim. Hatta biraz eleştiriden gidersek, bu şekilde hissetmemizin en temel nedeni ise kitaptaki anlatım tarzı. Yazar birinci, ikinci ve üçüncü kişiden anlatmayı uygun bulduğu bu kitabı sürekli olarak bir ilahi bakış açısından bir kahraman bakış açısına bir de dışardan bakış ile anlatım olarak devam ettirdiğinde bu durum biraz karışıklık da oluşturuyor. Diğer yandan kitapta adım adım ilerleyen bir soyutlanma gözümüze çarpıyor. Bu bir hiçliğe gidiş olarak mı değerlendirilmeli bilmiyorum ama bazı noktalarda yazarı da anlatmak istediklerini de anlamakta zorlanıyorum. Yazarın da asıl amaçlarından birisi okurda bunu oluşturmak olduğu için bu duruma karşı çıkmıyor, eleştirmiyor veya beğenmemezlik yapmıyorum. Diğer yandan bu yaşlı adam ve onun hoşuna giden genç kadın arasında gibi gözüken ama mesajlar vermeye devam eden kitapta bizler şunu görüyoruz. Yakın olanın yabancı olandan daha çok korku verdiğini. Bu, pek çok noktada yorumlayabileceğimiz cümlelerden bir diğeri. Ve
Son İnsanMaurice Blanchot · Kabalcı Yayınevi · 2008417 okunma
5/10
·204 syf.··
2026 48. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2026 16:44
Merhaba arkadaşlar. Yazarı okumayalı yine uzun yıllar geçti aradan. Yine kendisiyle beraberiz ve birkaç kitaplık bir seri olmasını düşünüyorum. İlk kitabımız olan Felaket Yazısı ise bir felsefe kitabı mı yoksa bir deneme kitabı mı, anlatılanları birleştirmeyi başaramadığımız, bir bütünlük arz etmeyen ama parçalanmış konuları oldukça iyi olarak harmanlayan bir eser görmekteyiz. Ancak burada bazı konulardan özellikle bahsedeceğiz. Bunların birkaç tanesini ekleyelim. Evvela felaket olarak görülenlerden biri de Fransa’nın Nazi işgaline konu olmasıydı. Gerçek bir felaketti bu kesinlikle katılıyorum yazara. Eğer Naziler tam olarak amaçlarına ulaşsalardı aradan geçen yıllar sonrası şu an dünya nüfusu hala 1 milyar seviyesine bile ulaşmamış olacaktı. Dünya savaşının getirdiği acılar ve götürdüğü yaşamlar da buna dahil. Yazara kalsa mutluluk bile bir felaket habercisi ama çok da şey yapmanın gereği yok. Sırayla değineceğiz hepsine. Bir diğeri de felaketlere karşı tek çarenin sabırdan geçtiği, sabrın sakinlik getirdiği üzerine inceleme olabilir. Buna da katılıyorum ama bir yere kadar. Çok fazla sabır ve sakinlik, her duruma sabretmenin mantıklı bir getirisi yoktur ve olamaz da. Bazı durumlarda gereken tepkileri vermek de şarttır. Bana kalsa her durumda gerekli tepki günümüzde verilmelidir ancak bu kişiyi cahil gibi gösterdiğinden bunu savunmuyoruz. Ama günümüzün gerekliliği de budur. Ayrıca affetmek üzerine odaklandığımızda da affetmek mademki Tanrı’ya has bir özellik. Çok fazla affedici olmanın da bir gereği yoktur. Hatta bu konuda aşırıya kaçmak daha fazla felaket getirecektir. Neden sürekli affetmek, alttan almak veya iyi davranmak zorunda olalım. Bunun herhangi bir iyi tarafını gördük mü? Hayır. Görecek miyiz? Asla. Hatta çok fazla iyilik taraftarı olup her şeyde bir
Felaket YazısıMaurice Blanchot · Monokl Yayınları · 2017105 okunma
Nevzat Komiser’in En Karanlık Gecesi: Yırtıcı Kuşlar Zamanı
Puan vermedi·448 syf.··
2026 27. kitabı
İstanbul... Adına şiirler yazılan değil, sırları yutulan şehir. Yağmuru dinmek bilmeyen, günahı bitmek bilmeyen o devasa organizma. Ahmet Ümit’in yıllardır beklenen eseri Yırtıcı Kuşlar Zamanı'nı bitirdiğimde zihnimde tam olarak bu cümleler yankılanıyordu. Bu kez sadece bir cinayet dosyasını değil, Başkomser Nevzat’ın kendi geçmişindeki o sisli ve acı dolu dehlizleri açıyoruz. Kitap, Ağva’da bir heyelanla toprağın altından fırlayan bir kafatasıyla başlıyor. Buraya kadar her şey bir polisiye klasiği gibi... Ta ki o kafatasındaki kurşun çekirdeğinin Nevzat’ın kendi hizmet silahından çıktığı anlaşılana dek! Nevzat’ın eşini ve kızını kaybettiği o travmatik dönemde zihninin kilitlediği kapılar, bu kez bir bir zorlanıyor. Tıpta 'Psikojenik Füg' denilen o ağır unutuş, bu hikayede sadece bir karakterin değil, aslında bir toplumun hafızasına tutulan dev bir ayna gibi: Nevzat unutursa, adalet de unutur. Nevzat hatırlarsa, Türkiye hatırlar. Kitapta Nevzat’ı 2024’ün dünyasında; WhatsApp gruplarının, yapay zekanın ve toplumsal çürümenin tam ortasında buluyoruz. Ancak bazı okurlar Nevzat’ın bu yeni düzende biraz 'yorgun' ve 'izleyici' kaldığını düşünüyor. Sizce Nevzat artık yaşlanıyor mu, yoksa Ahmet Ümit bu etkisizleşme ile hepimizin hissettiği o toplumsal yorgunluğu mu yansıtıyor? İncelemeyi burada kesiyorum çünkü Nevzat’ın o zihnindeki sis perdesini ve uyuşturucu baronlarından liyakatsizliğe uzanan o 'yırtıcı' gerçekleri konuştuğum Dijital Ayraç podcast bölümü yayında! Yağmur ve gök gürültüsü eşliğinde, kitabın ruhuna uygun bir atmosferle Nevzat’ın en kişisel davasını 20 dakikalık bir sesli yolculuğa dönüştürdüm. Nevzat emekli olup sessizliğe mi çekilmeli, yoksa bu 'yırtıcı kuşlar zamanında' onun o eski moda adaletine her zamankinden daha mı çok ihtiyacımız var?
1000Kitap
Yırtıcı Kuşlar ZamanıAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 202413,2bin okunma