Galileo
Cehennem ; alev çukurları , devasa buzları ,kırmızı gölleri , kaynayan yeraltı suları , pis kokulu bataklıkları ve dağ geçitleriyle muazzam bir mimaridir. Bu yüzden Dante 'nin cehenneminin biçimini ve geometrik ölçülerini saptayabilmek için incelikli bir çalışma yapan ve buldukları üzerine dersler veren Galileo , büyük şairi : 'kareograf ve mimarların en bilgesi ' olarak tanımlar.
Insan nedir? Bilim bunu bedenle tanımlar. Felsefe bilincle tanımlar. Din ise ruh ile. Bana sorarsan hepsinin kesişim noktasıdır. İnsan karbon temelli, su elementi yoğunluklu, nöronal ağlarla organize olmuş, organik bir bilgi işleyici sistemdir." "Yani insanın bir nevi bilgisayar.”
Sayfa 139·Kitabı okudu
Reklam
Bu çatışmalı süreci Celadet Alî Bedir-Xan son derece alegorik olan "Gazinda xençera Min" adlı öyküsünde ele alır. Öyküde siyasal alana (kılıç) dahil olmayıp kültürel alanı (kalemi) tercih eden aydın/ yazarın rafa kaldırdığı hançeri pas tutmuştur. Ben anlatıcının hakim olduğu öyküde, anlatıcı "uzun süredir bakmamıştım ona [hançere)"(33) diye baslar. Hançer kitaplginin uzerinde, karanlık, kuytu bir yerdedir. Yazarın kalemi körelince bıçağını arar, bıçağı bulamayınca da gözü örümcek ağlarının ördüğü hançere takılır. Hançeri alıp kınından çıkarınca nahoş, metalik sesler çıkarır. O kadar paslanmıştır ki bir kâğıda sarıp temizlemeye çalışır. Kalemi sivriltmeye, açmaya çalışınca hançerin kalemi kesemediğini fark eder. Hançer hükmünü yitirmiş, iktidarsızlaşmıştır. Rafa kaldırılmak hançer için bir nevi hadım edilme olarak düşünülebilir. Hançerine bakar, hançer kırmızımsı ("yarı-kırmızı" der) renginden kan kırmızısına dönüşür. Hançerine kendisine küsüp küsmediğini sorar. Hançer de ona küstüğünü söyleyip, yazarın onu çerçöp içine atmasına sitem eder. Hançeri yaralayan şeylerden biri de onu kalemtıraş ve sayfa açacağı olarak kullanmasıdır. Hançer anlatıcıya "sen eşek yükünü aslana yüklemeye çalışıyorsun" (34) derken kalem ile hançer arasındaki karşıtlığın alegorisi okunmaya başlanır. Kalem işleri "eşekliktir", aslolan yiğitlik savaşmaktır. Hançer kendini "asil bir çelik" olarak tanımlar. Öyleyse neden pas tutmuștur? Anlatıcının yani yazarın ataları hançeri yiğit, kahraman erkeklerin kalurgası, eti, yüreği ve ciğeriyle beslerken anlatıcı onu ağaç, kabuk ve samanla beslemiştir (34). Oysa hançer "dört ayaklı otobur değil[dir], etobur bir aslan[dır]"
Yalnız başına kalan herkes, yalnızlığın zirvesinde sa­nıyor kendisini. Daha devamı var. Hem de çok faz­la var. Yalnız başınıza kaldığınız an, yalnızlığınızın başladığı andır, daha başıdır. Sonra bunu kanıksaya­cak kadar yalnız, en doğrusu ve ideali budur diyecek kadar yalnız kalırsınız. O çok sevdiğiniz insan, artık kimsenin sikinde değil. O ateşli bir hastalıktı. Sizi yalnızlaştıracak başka sevgiler de cereyan edecek. Bir gün yalnızlık, aklınızdan 'yalnızlık' kelimesini silip atacak. Beyninizi kurcalayacak hiçbir şey olmayacak, kafanızda kendinizle ilgili tanımlar dışında hiçbir şey kalmayacak.
Sayfa 150
Feuerbach, Tanrı’nın insanın iyilik, aşk veya güç gibi nitelikleri yoluyla anlamlandırıldığını, fakat bu süreçte, insanın söz konusu olumlu niteliklerinin önemli ölçüde mübalağa edildiğini söyler. Tanrı bütünüyle iyidir, tam anlamıyla sevendir ve sonsuzca kudretlidir. İnsanın, bu şekilde düşsel bir varlığa fırlatılan nitelikleri, ona bir şekilde yabancılaştırılmış niteliklerdir. Yetkin ve gücü her şeye yeten bir Tanrı ile karşılaştırıldığında, insan kendisini, Tanrı’ya devretmiş olduğu niteliklerden yoksun olarak, olumsuz terimlerle tanımlar.
Sayfa 855 - Say·Kitabı okuyor
Felsefe
Önsöz
Carlyl der ki: "Tarih, büyük adamların hayat hikâyesidir." Atatürk ise tarihi, "Tarih bir ulusun nelere yetenekli olduğunun ve neleri başarabileceğinin en doğru kılavuzudur," diye tanımlar. İşte bu nedenle Rus Generali Cirnayef: "Türkü yok etmek için tarihini kaldırmak lazımdır," dememiş mi? Mussolini, daha da ileri giderek daha Atatürk hayatta iken şöyle demiştir: "Atatürk ölmeden Türkiye'ye bir şey yapamayız; ancak öldükten sonra biz emellerimize kavuşabiliriz." Mussolini'nin bu sözü duyulduğunda Atatürk yanındakilere şöyle söyler: "Bakın iki Atatürk vardır; biri benim naçiz vücudumdur ve elbette toprak olup gidecektir. Ancak diğeri Türk milletinde yaşayacaktır. Türkiye Cumhuriyeti sonsuza kadar payidar kalacaktır."
Reklam
Reklam