'Gerçek' KADIN!
Puan vermedi·63 syf.··
2026 110. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 14:16
Simone de Beauvoir Ben Bir Feministim adlı eserinde daha önce yazmış olduğu Kadın - İkinci Cins 1 adlı yapıtındaki temel dinamikleri anlatımını sağlamıştır. Bu anlatımda röportaj havasında geçmesi ve yer yer Jean-Paul Sartre ve Albert Camus bahsetmesi de modern ve postmodern bir dünyanın 'eril-dişil' düzleminde kadının sıfatları ve yüklemleri tartışılmıştır. Simone de Beauvoir 'kadın' kavramını tüm sıfat ve yüklemlerinden arındırarak 'kadın eşittir insan' tanıtımı üzerinden bir evren kurmaktadır. Bu evrenin oluşsallığını sağlayacak denklemler düşünüldüğünde de 'eril' bireyin, yönetimin ve sistemin çizmiş olduğu kamusal kadın kimliğinin yıkılmasını istemiştir. Kadın kimliğinin sadece bedensel bir 'özne' olmadığını açıklamaya çalışan Simone de Beauvoir, toplumsallığın tabularındaki kadın formu yerine 'gerçek' kadın yani tüm sıfatlarından ve yüklemlerinden arındırılmış sadece insan olarak kadın olmayı savunmuştur.Buradan hareketle de feminizmin önder ve ilerici bir kuramcısı ve savunucusudur. Ben Bir Feministim eserde yer yer 'eril' düzenin birey, toplum ve kadın üzerindeki olumsuz tasavvurlarına değinirken ve bu değinme noktlarını Jean-Paul Sartre'nin de destek çıkmasıyla daha oturaklı bir biçemde kendi düşünüşünün onayını hem kendinden de hem de eril bireyden almıştır. Peki bu onama nedir? Asılda Simone de Beauvoir buna ihtiyacı varmış hissi düşüncesi ve eylemsel bağlamda ihtiyacı yok gözükmektedir. Ancak Simone de Beauvoir tanınma ve geniş kitleye ulaşma noktasında Jean-Paul Sartre omuzlarına dayanmıştır diyebiliriz. Lakin bu dayanma körü körüne değildir. Yeri geldiğinde Jean-Paul Sartre eleştirilerini katışıksız ve saf bir yargılamayal hem nesnel hem de öznel bağıntılarla sunmuştur.Diğer bir açıdansa Simone de Beauvoir kadn ve aile tandeminde iki kutbunda normlar ve dayatmalardan arındırılmasını hatta yıkılmasını vaaz etmiştir. Bu vaazdan hareketle düşünürün savı modern çağ ve postmodern çağda net bir
Ben Bir FeministimSimone de Beauvoir · Kadın Çevresi Yayınları · 1986190 okunma
Kitap bitmedi, bitemedi...
Puan vermedi·272 syf.·
2026 57. kitabı
Çünkü Şato’ya ulaşmak ya da o sistemi çözmek imkansızdı. Çünkü yarım kalmasının sebebi sadece Kafka’nın hastalığı veya ömrünün yetmemesi değildi; bu felsefi olarak da bitirilmeye mahkûm bir kitaptı. Kafka bu kitabı 1920’lerin başında yazdı. O günden bugüne köprünün altından çok sular aktı, teknolojiler gelişti, sistemler dijitalleşti ama özdeki o soğukluk ve labirent yapısı hiç değişmedi. Eskiden kağıt evrakların arasında kayboluyorduk, bugün dijital ekranların, e-devlet kapılarının, onay kodlarının ve telesekreterlerin arkasına saklanmış bir Şato var. Güç yine aynı güç, sadece maskesi değişti. İnsan yine sistemin karşısında aynı mecburi çaresizlikle bekliyor. Bu yüzden de kitap bitmedi, çünkü o düzenin yarattığı çaresizliğin insanlık tarihinde bir sonu yok. Kafka da, sonunun olmadığını bildiğinden romanı üç noktayla, yarım kalan kelimelerin ortasında o büyük boşlukla bıraktı, olamaz mı? Bizim için en somut kanıt bu olabilir: K. o kapıdan içeri girmedi ya da köyden tamamen çekip gitmedi. Bugünün dünyasından Şato'ya bakınca ona bürokrasi deriz, devlet deriz ya da insanı ezen herhangi bir kurumsal çark deriz. Ne içindeyiz, ne dışında kalabiliriz. İnsanı yutan o ruhsuz, devasa sistemlerin ta kendisi. Bitebilir mi... Çevirmen İlknur Özdemir önsöze şu cümleyle başlıyor: "Şato’nun, edebiyatın anlaşılması zor yapıtları arasında yer aldığı kuşkusuz." ve şöyle bitiriyor: "Kafka’nın yapıtları kuşkusuz kendi kişisel nevrozunun simgelerini taşıyor... Yapıtları, günümüz toplumunda çoğunluğun değilse de pek çok kişinin hissettiği bir şeyi ifade ediyor: başka insanlara temelden duyulan bir güvensizlik, kişinin kendi değeri konusunda içini kemiren kuşku, bireyin başkaları tarafından takdir edilme ve tanınma hakkı. Şato gerçekten okuyan insanı boğabilir. Çünkü kitapta göze çarpan
Alıntı
ŞatoFranz Kafka · Yapı Kredi Yayınları · 201912,3bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·126 syf.··
2026 17. kitabı
Bu kitabı okumadan önce 1980'lerin Türkiyesi'ni hep tek boyutlu düşünürdüm: darbe oldu, özgürlükler kısıtlandı, insanlar susturuldu. Gürbilek'i okuyunca fark ettim ki asıl mesele çok daha karmaşık ve çok daha sinsi bir yerde duruyor. Denetimin en güçlü biçimi yasaklamak değil, serbest bırakmakmış . Örneğin, darbe sonrasında çok şey serbest bırakılmış. Arabesk televizyona çıkmış, cinsellik konuşulur olmuş, özel hayat kamusal alana taşınmış. İlk bakışta bu bir söz hakkı, özgürlük, bir nefes alma gibi görünüyor. Ben de öyle düşünürdüm. Ama Gürbilek şunu fark ettiriyor: Neyin serbest bırakıldığı, neyin hâlâ yasak tutulduğu kadar önemlidir. Arabesk çalınabilirdi ama sınıf eşitsizliği konuşulamazdı. Beden görünür olabilirdi ama emek sömürüsü sorgulanamazdı. Piyasa çok şeye izin verdi ama tam da sistemi rahatsız etmeyecek şeylere. Tam olarak iktidarın izin verdiği özgürlüğün aslında gerçekten özgürleştirmediğini fark ettiriyor. Yalnızca tehlikeli olanı zararsız olanla değiştiriyor. Yine en çok üzerinde durduğu vitrin, bir sergileme alanıdır. İçindeki şey gerçektir ama dokunulamazdır, camın arkasındadır, seyredilmek için oradadır. Artık yaşanmaz, teşhir edilir. Günümüzle kıyaslayınca fark ettim ki bu sadece 80'lere ait bir şey değil. Bugün ben de vitrindeyim. Paylaştığım her fotoğraf, yazdığım her şey, kurduğum her cümle, bir tür vitrin. Ve o vitrini doldurmak için zaman zaman gerçekten yaşamaktan uzaklaşıyorum. Başka bir mesele , Arabesk. Başlangıçta bu müzik, gerçek bir acıdan gelmiş, köyden kopmuş, şehre tutunamamış, ne buraya ne oraya ait olmuş milyonların sesi. O seste sahici bir şey var. Ama sonra şunu gösteriyor Gürbilek: O ses vitrine çıktığı anda bir şey değişti. Artık o insanların acısı değil, o acının imgesi satılıyordu ve bu imge gerçeğin önüne geçtiğinde,
Vitrinde YaşamakNurdan Gürbilek · Metis Yayıncılık · 20141,010 okunma
Puan vermedi·304 syf.··
2026 107. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 21:52
Flört üzerine!! Adam Philips'in psikanaliz kuramı çerçevesinde; belirsizlik, tanınma, hatırlama, felsefe,şiir, ebebiyat vb. Alanlarla psikanalizin kesiştiği, psikanaliz perspektifinden durumları yorumladığı nispetten biraz ağır bir eser. Lacan düşüncesinde; arzu edilen nesneye ulaşamamak gerektiğini, ulaşıldığı taktirde arzunun son bulabileceği bu nedenle arzu duygusunun aktif olması için hedeflenenin eksikliğini yaşamanın veya kendinden birkaç adım ötesinde yer almanın arzuyu canlı kılıcağını, asıl yaşamın bu arzuyu, çoşkuyu canlı tutmakta olduğunu söyler. ..görüntülerle dolu Belli belirsiz ihtişamında daha güzeldir Sabahın keskin ışığı altında parladığından Syf286 "Gerçekleşmemiş umutlar...gerçeklikte barınan umutlardır." Syf295
Flört ÜzerineAdam Phillips · Ayrıntı Yayınları · 2023151 okunma
10/10
·174 syf.··
Beğendi
·
2026 122. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2026 02:56
Agatha Christie’nin Cinayet Alfabesi (The A.B.C. Murders) romanı, seri cinayet temasını psikolojik manipülasyon, kimlik yanılsaması ve “katilin dedektifle oyun oynaması” ekseninde kuran en zeki Poirot hikâyelerinden biridir. Romanın Konusu – Net ve Öz ___________________________________ Alfabe sırasına göre cinayet işleyen bir katil, her cesedin yanına ABC tren tarifesi bırakır ve Poirot’ya önceden mektuplar göndererek adeta onunla alay eder. Poirot, Hastings ve Japp ile birlikte İngiltere’nin dört bir yanında bu seri katilin izini sürer. Ancak cinayetler birbirinden tamamen bağımsız görünür… ta ki Poirot, alfabe düzeninin ardındaki gerçek amacı fark edene kadar. Tematik İnceleme ____________________ 1)Seri Cinayet Maskesi Altında “Tek Cinayet” Teması Christie’nin en parlak hamlelerinden biri, romanın aslında seri cinayet gibi görünen tek bir cinayet üzerine kurulu olmasıdır. Bu, eleştirmenlerin de vurguladığı gibi, Christie’nin “okuru yanıltma” ustalığının zirvelerinden biridir. Neden önemli? - Okur, alfabe sırasına göre işlenen cinayetlere odaklanırken, gerçek motivasyon gözden kaçar. - Katil, “seri katil” imajını kullanarak asıl suçunu gizler. Bu, Christie’nin psikolojik manipülasyon temasını en güçlü kullandığı romanlardan biridir. 2)Dil, Konuşma ve Bilinçaltı _____________________________ Eserdeki Alıntılarda da görüldüğü gibi, romanda konuşma–düşünme ilişkisi sık sık vurgulanır: - “Sözler, fikirlerin kılıfıdır.” - “İnsanlar, düşünmemek için konuşmayı icat etmişlerdir.” Bu, Christie’nin karakterlerin bilinçaltı davranışlarını ipucu olarak kullanma yönteminin bir parçasıdır. Poirot’nun çözüm sürecinde, insanların söylediklerinden çok nasıl söyledikleri önemlidir. 3)Poirot’nun Psikolojik Dedektifliği ______________________________________ Poirot, bu romanda
Agatha Christie
Cinayet AlfabesiAgatha Christie · Altın Kitaplar · 20007bin okunma
9/10
·152 syf.··
2026 33. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2026 13:45
2025 Booker Ödülü finalisti Seçmeler kitabını bu kadar çok beğeneceğimi tahmin etmemiştim… Hayal ile gerçeğin iç içe geçtiği bir tiyatro oyuncusunun gözünden;evlilik,ilişkiler,oyunculuk ve annelik rolünü gördüğümüz Seçmeler kitabını yazarın akıcı üslubu ile bir solukta bitirdim…. İki farklı olasılığı okuyucuyu ters köşe ederek anlatan yazarın kendine has özel bir tarzı olup;olayın içindeki gizemi okuyucuya bırakıp netlikten ziyade flu bir anlatımla kitabını kurgulamış;çünkü okuyucuyu olay örgüsünden çok dünyadaki rollerin insanlar üzerindeki sıkışmışlığına çekmek istemiş… Çok severek okuduğum gerilimin ve heyecanın dingillik içinde kendini gösterdiği bu kitabı farklı kurgular okumayı sevenlere tavsiye ederim… “Tanınma hali gelip geçicidir sahnede de hayatta da çoğu rol varlığını sürdüremez ve bir kez yitip gittiklerinde o bütünün mantığını yeniden bulmak imkansızdır.Ve geride yalnızca bir boşluk kalır”
Alıntı
SeçmelerKatie Kitamura · İthaki Yayınları · 2026513 okunma