Kendinize göz kulak olun. Kendinizin dostu olun. Kendi anne babanız olun. Kendinize iyi davranın. Yaptıklarınızın farkında olun.
Hayata Dair
"Eh, gitsem iyi olacak. Seninle neredeyse tanışmak çok hoştu, isimsiz esir. Bol şans."
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Peki, sansür nedir? ... Sansür teri­mi Latincedeki cemeo ya da cemere -yargılamak, belirlemek ya da değerlendirmek- kelimesinden gelir ki bu da tanıma ulaşmak için gayet iyi bir çıkış noktası sağlayabilir. Sansür genelde ifade özgür­lüğünü önlemek, engellemek ya da cezalandırmak amacıyla zor kullanmaktan geçer. Zor kullanımı da devletin kendi vatandaş­larının konuşma özgürlüğünü zapt altına alma girişimleri olarak kendini gösterir çoğunlukla: Bir yanda -hakim, polis memuru, posta müfettişi vb. gibi- yasalar kapsamında yaptırım uygulayan bir uygulayıcı vardır, diğer yandaysa bu yaptırıma boyun eğmek zorunda olan kişi ya da gruplar.
Sayfa 16 - Minotor Yayınları
1000Kitap
İnsan diğerIerine benzemektense kendi kimliğini muhafaza etmeli.
Sayfa 10·Kitabı okudu
ITRÎ: BİR TÜRK MUSİKÎ DEHÂSI...
(...) Itrî’ye gelince, Türk müziği gerçek bir musikî dehâsı örneğine kavuşmuştur. Takrîben 1640’ta İstanbul’da doğan Itrî, Hafız Post mektebinden yetişmiştir. Yenikapı Mevelevîhânesi’ne müntesib olup, Şeyh Câmi Ahmed Dede Efendi’den ders aldığı söylenir. Asıl adı, Buhurîzade Mustafa Efendi’dir. “Itrî” mahlasını divan ve âşık tarzında yazdığı şiirlerde kullanmış ve bu mahlasla şöhret bulmuştur. “Itrî” kelimesi, bugün halk arasında iyi bilinen “ıtr” (gerenium) çiçeğinden gelmekte ve “güzel ve lâtif koku” anlamını taşımaktadır. Itrî de, musikîde attığı adımlarla, günümüze ve İslâm âleminin her köşesine kadar yayılan “güzel ve lâtif bir koku” olmuştur. O, yalnız müzik ve şiirle değil “hüsn-ü hatt” sanatıyla da meşgûl olmuş, bilhassa “ta’lik” tarzında büyük bir usta olarak dikkat çekmiştir. Bunun yanında, meyvecilik ve çiçekçilik, onun başlıca uğraşı durumundadır. “Mustafabey armudu” olarak bilinen armut çeşidini -muhtemelen- aşılama yoluyla o bulmuştur. Onun hayatına dair her şey, insanda derin bir hayret ve hayranlık uyandırır. Hayatında büyük bir şöhret kazanmış ve Saray’ın himayesine alınmış olan Itrî’nin eserlerinden tüten lâtife ve rayiha, İslâm âleminin pek çok köşesine ulaşmakla beraber, Kırım Hanı Selim Giray’ı bilhassa mestetmiştir. Osmanlı sarayı tarafından ihsanlara boğulan bestekâra “Padişah musahibliği” makamı takdim edilmiş, ama o bununla kanmayıp, “esirciler kethüdalığı” görevini de istemiştir. **Bunun sebebi, gözünü şahsî hırs ve makam keyfi bürümüş olması değildir şübhesiz; bütün dehâlar gibi o, sosyal imkânlarını san'atının emrine sunmayı bilmiş ve bunlar sadece san'atı için yararlanabildiği ölçüde onun gözünde kıymetli olmuştur. Orta budala bir müzisyen yönünden saraya hânende kabul edilmek, görülebilecek ikbâl rüyalarının en
Selim Gürselgil, TÜRK MÜZİĞİNE GİRİŞ, -Türk Müziğinin Doğuşu ve Gelişmesi-, (I. Dönem, Ocak 1996, Feyyaz Aksakal imzasıyla)
Akademya Yazıları
Martin daha çok yolcu gördükçe onlardan hoşnutsuzluğu daha çok artıyordu. Öte yandan haksızlık ettiğini de biliyordu. Kibar ve hoş insanlardı, onlarla tanışmak için kendini zorladı ve tanıştığı anda notlarını verdi: Kendi sınıflarının psikolojik mengelerine ve düşünsel beyhudeliğine sahip bütün burjuvalar gibi kibar ve hoş olmalarına rağmen, küçük ve yapmacık beyinleri o kadar boştu ki onlarla konuşurken sıkıntıdan patlıyordu. Hele de şamatacı neşeleri ve taşkın enerjileriyle gençler, onu dehşete düşürüyordu. Asla sessiz sakin durmuyor, güvertede sürekli halka oyunu oynuyor, ha bire turluyor veya denizden sıçrayan yunusları ve uçan balık sürülerini izlemek için bağırış çağırış küpeşteye koşuyorlardı.
Sayfa 474 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 34. Basım·Kitabı okudu