(...) ey ölümcül para, henüz bir tapınakta oturmuyorsan da; henüz tapınaklar dikmedik paralarımız için, (...)
Edebiyat
Aristokrat efendiler sınıfı ta Perikles devrine, yani 5. yüzyılın ikinci yarısına kadar Polis'te idareyi büyük ölçüde elde tuttuğu için bu inanç da sürüp gitti, ataların dini olarak kaldı. Büyük halk kitlesi de oldum olası buna bağlıydı; çünkü tapınaklar mihraplar her tarafta göz önünde duruyordu. tanrılar şerefine yapılan törenler de, üstün ve alçak her tabakadan bütün halkı -hele demokratik hü- kümet şeklinde- hep bir araya getiriyor ve birbirine bağlıyordu.
Felsefe
Tarihten önceki o devrin kahramanları tanrılarını kendi kişiliklerine göre, yani savaşçı karakterde olarak nasıl kıhklandırdılarsa, Olympos'un, yeraltının ve denizin bu tanrılarını Polis'in aristokratları da hiç değiştirmeden, öylece aldılar; çünkü onların kanlarında da savaşçılık yaşıyordu ve savaşlar, fetihler, politika mücadeleri ve spor karşılaşmalarında bütün gücünü kullanacağı alan buluyordu. Tanrılara şehirlerde en güzel yurtlar, tapınaklar, yapılıyordu; her yerde hazır ve nazır olan onlara kurbanlar sunuluyor, dualar ediliyor, bununla da onların gözüne girmek ve gazaplarından kaçınmak isteniyordu. Çünkü mutluluk, şeref, şan, mal mülk, zevk, hep bu verimli topraklarda, bu parlak göğün altındaydı; ölünce karanlık Hades'te acıklı bir gölge varlığına düşülürdü.
Felsefe
Etrafınıza bakın: Her tarafta vaaz veren solucanlar; her kurum bir misyonu dile getirir; tapınaklar gibi belediyelerin de mutlakları vardır; yönetimin ise yönetmelikleri maymunların kullanımına yönelik metafizik... Hepsi de bütün insanların yaşamına çare bulmaya çabalar: Dilenciler ve şifasız hastalar bile buna can atarlar: Dünya kaldırımları ve hastaneler re-formcularla dolup taşar. Olay kaynağı haline gelme isteği, her biri-nin üzerine zihinsel bir karışıklık, ya da kişinin kendi istediği bir lânet gibi etki eder. Toplum - bir kurtarıcılar cehennemi! Diogenes'in elinde lambasıyla aradığı, ilgisiz biriydi...
SÖ: Afganistan yüzlerce yıldır İslam ile yaşıyor. Budist tapınaklar hep vardı, ancak hiçbir Afgan bu tapınakları yok etmeyi düşünmedi. Ancak, Batılı entelektüeller farklı bir akıl yürütme tarzı benimsedi. Kendi eksikliklerini görmek yerine, başkalarının sahip olduklarını baltalamaya yöneldiler. Bizim yapmamız gereken, bu manipülasyonlara aldırmadan istikametimizi korumak. Tevfik Fikret'in de dediği gibi: "Hak bellediğin bir yola yalnız gideceksin." KS:Anadolu'nun kültürü, irfanı ve bilgeliği büyük bir mirastır. Ancak, zaman zaman bu değerlere karşı duyarsız hale geliyoruz. Oysa türkülerimiz bile bu irfanın birer parçasıdır: Bu dağlar kömürdendir/Geçen gün ömürdendir / Feleğin bir kuşu var / Pençesi demirdendir/ Bu yol Pasin'e gider / Döner tersine gider/ Şurda bir garip ölmüş / Kuşlar yasına gider. Bu eserler, bu toprakların duygusunu ve hikayesini anlatır. Biz, çok zengin bir mirasın üzerinde oturuyoruz. Ancak bu miras bazen gerilimlere ve aidiyet krizlerine yol açabiliyor. Kimi insanlar kendilerini buraya köklenmiş hissetmek istemiyorlar. Daha kozmopolit daha dünya vatandaşı olarak yaşamak istiyorlar. Oysa biz kendimizi bu toprağa ait hissediyoruz; burada kök salmak, "kökü mazide olan ati" olmak istiyoruz.. SÖ: bu noktada ciddi bir yanılsama var . Menfaatine birazcık dokunun , iş bitmiştir .”Dünya vatandaşıyım" diyen insanlar, menfaatleri sarsıldığı anda gerçek yüzlerini gösterirler. Bunu defaatle deneyimledim. Rahat zamanlarda, bolluk içinde, "Sen de benim vatandaşımsın" diyerek cömert davrananlar, şartlar değiştiğinde aynı tavrı sürdüremezler.
Sayfa 30·Kitabı okuyor
Anadolu Halkı Hacı Bektaş'ı, Taptuk Emre'yi, Mevlana'yı, Yunus Emre'yi ve Anadolu'nun diğer gerçek Sultanları'nı, bir istilacı gibi karşılamamış, çok özledikleri