Freud ego ve idi at ve atın binicisi olarak tarif eder. At enerjiyi sağlar, ama nereye gidileceğine binici karar verir. İd enerjiyi, ego ise bu enerjinin nasıl kullanılacağını temsil eder.
Sayfa 15
Başka ne yazabilirim? Gökyüzünü mü tarif etmeliyim, gece uyandığımı, kara ağaçların simsiyah gökle güreşe tutuştuğunu, ayın bizim memlekettekinden daha büyük olduğunu, aynada kendime baktığımı mı yazayım? Şiir okuduğumu? Yediklerimin yarısının daha önce hiç yemediğim şeyler olduğunu.
Sayfa 167 - Nebula Kitap,2. Baskı/Nisan 2021·Kitabı okudu
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Başkalarına tarif, kendime itiraf edemediğim bir boşluk var hem içimde hem günlerimde ...
Sayfa 21 - Doğan novus·Kitabı okuyor
Depresyonda olduğumu fark ettim..):
“Depresyondaysanız, olumlu olan ber şeyi filtreleyen bir gözlük takmış olursunuz. Artık bilincinize takılan ber şey olumsuzdur. Bu zihinsel filtrenin farkında olmadığımız için ber şeyin gerçekte de olumsuz olduğuna kanaat getirirsiniz. Bu işlemin teknik adı 'seçici odaklanmadır. Sizi gereksiz acılara sürükleyen kötü bir yaklaşımdır bu... Sağlıklı üzüntü ile depresyon arasındaki fark nedir? Ayrım çok basit... Üzüntü; yaşanan olumsuz bir olayı çarpıtmadan tarif eden, gerçekçi algılar tarafından meydana getirilen, normal bir duygudur. Depresyonsa, daima, bir sekilde çarpıtılmış düşüncelerin neden olduğu bir bir hastalıktır.
Sayfa 61
Sultan Fatih
Bu entelektüel, Babinger' in tarif ettiğine göre; Kritovulos, Languschi gibi ya yerli Rumlar ya da diplomat İtalyanlar, Venedikli veya alakasız Avrupalı münevverlerin tasvir ettiği gibi; Yunancaya oldukça vâkıf, Farsça ve Arapça bilgisi ve mahareti malûm, dünya tarihini, hatta Homeros'un İlyadasını okuyan, okutturan, şerh ettiren; tabii ki İran mitolojisini bilen ve Türkiye'nin sadece İslâm değil,İslâm öncesi tarihini bile merak eden büyük bir adamdır.
Sayfa 408·Kitabı okudu
Alıntı
Yapay Zekâ ve İçimizdeki Kadim Savaş: Firavunu mu Büyütüyoruz Hz. Musa’yı mı? İnsanoğlu tarih boyunca yalnızca tabiatı anlamakla yetinmedi; ona hükmetmek, onu yeniden kurmak, hatta kimi zaman yaratıcı rolüne soyunmak istedi. Cansıza can verme arzusu, bu kadim arayışın en dikkat çekici tezahürlerinden biridir. Eski Yunan mitolojisinde Prometeus’un ateşi çalması, Yahudi geleneğinde Golem’in topraktan şekillendirilip harekete geçirilmesi, modern edebiyatta Frankenstein’ın ölü parçalarından yeni bir varlık meydana getirme teşebbüsü hep aynı derin arzunun farklı kılıklara bürünmüş hâlidir: İnsan, kendisine verilmiş olan kudreti emanet bilmek yerine, o kudretin sahibiymiş gibi davranmaya başladığında yaratıcı rolüne soyunur. Bugün yapay zekâ tartışmalarının merkezinde de bu kadim arzu var. Mesele yalnızca daha gelişmiş makineler yapmak, daha hızlı hesaplama sistemleri kurmak veya insan emeğini kolaylaştıracak araçlar üretmek değildir. Mesele, insanın kendisini merkeze koyduğu, hakikatten kopuk anlam dünyasını insana rağmen sürdürme serkeşliğidir. Daha derinde, insanın kendi ontolojik yerini unutması ve gafleti kurumsallaştırmasıdır. İnsan nedir? Makine nedir? Akıl nedir? Ruh nedir? Bilgi ile hikmet aynı şey midir? Taklit ile hakikat arasındaki fark nerededir? Yapay zekâ bu soruları teknik bir mesele olmaktan çıkarıp yeniden insanın varoluş meselesi hâline getirmiştir. Yapay zekâ alanındaki canhıraş gayret makine ile insanın arasındaki bir savaş değildir. Asıl savaş insanın içindedir. Daha açık söylemek gerekirse bu savaş, insanın içindeki Firavun ile Hz. Musa’nın savaşıdır. Firavun, yalnızca tarihî bir zalim figürü değildir; insan nefsinin en uç hâlidir. “Ben sizin en yüce rabbinizim” diyebilecek kadar kendini büyüten, kudreti kendinden bilen, mülkü emanet değil
Din