Puan vermedi·211 syf.·
2026 44. kitabı
Kitap gerçekten denildiği gibi Yeşilçam filminden hallice. Yazarın daha önce Masumiyet Müzesi kitabını okudum. Genelde böyle abartı hikayeler yazmayı seviyor sanırım, tarzı bu ama gerçekten bu kitapta abartmış. Kitabın bir yerinde de zaten Yeşilçam filmlerine atıfta bulunuyor kendisi. Kitabın konusunu aldığı destanların, halk hikayelerinin; filmlerde, dizilerde, gerçek hayatta hep karşımıza çıktığını, hep aynı şeyleri yaşadığımızı söylüyor. Bir ibrahim Tatlıses filmi örnek veriliyordu sanırım bununla ilgili hatta. Yani nereden başlasam bilmiyorum ama tanıtımda ilk aşk hikayesi falan yazınca ben gerçekten bir aşk hikayesi okuyacağım sanmıştım. Okuduğum şeyin aşkla alakası yok. Bir anlık hayranlık, cinsel çekim aşk diye adlandırılmış burada. Bu zorlama, tesadüflerle dolu hikaye beni zaten hiç çekmedi. Onun dışında Cem'in daha 2 haftadır tanıdığı Mahmut ustayı baba yerine koyması falan da zorlama geldi bana. Orhan Pamuk derin bir şeyler yazayım, içine biraz tarihi hikayelerden, Kuran'dan vs.. bir şeyler katayım çabasında olmuş ve bence ortaya çok zorlama bir hikaye çıkmış. Kitap boyunca o kadar çok bahsediliyor ki Oedipus-Kral Laios ve Rüstem-Sührab ikililerinden. Artık bir yerden sonra sıkıyor. Sonuç olarak kitabı pek sevemedim. Tek güzel yanı dili biraz basit olduğu için rahat okunmasıydı. Kitap pek sıkmıyor ama memnun da etmiyor maalesef. Ben biraz beklentiyle okuduğum için çok memnun kalmadım.
Kırmızı Saçlı KadınOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202462,2bin okunma
10/10
··
Beğendi
SES (Öykü) Sabahattin Ali Sabahattin Ali’nin düş, düşünce ve gözlem dünyasına dönük yolculuğunuza, yazarın değerli beş öyküsünü bir arada sunan ve adını ilk öyküsünden alan Ses ile devam ediyoruz. Kitaptaki öyküler: * Ses * Köpek * Sıcak Su * Mehtaplı Bir Gece * Köstence Güzellik Kraliçesi Ses hikâyesinde anlatıcı, Anadolu’nun ücra bir yerinde memur olarak çalışmaktadır. Medeniyetin birçok imkânından mahrum bu yerde, tesadüfen bir köylünün söylediği ve bugün hepimizin bildiği, İbrahim Tatlıses yorumuyla da ünlenen Leylim Ley türküsünü dinler. Bu olağanüstü ses karşısında adeta büyülenirler ve el birliğiyle bu köylüyü Ankara’daki konservatuvara kabul ettirmeye çalışırlar. Kıt imkânlarla konservatuvar görevlilerinin karşısına çıkarılan bu genç adam, kendisini burada son derece yabancı hisseder. Büyük bir yeteneğe sahip olmasına rağmen, bulunduğu ortamın ruhuna uyum sağlayamaz; sesini istediği gibi kullanamaz ve yapılan sınavın önemini de tam anlamıyla kavrayamaz. Sonuçta elenir. Ertesi gün anlatıcı onu görmek için otel odasına gittiğinde, sazını yol parası yapmak için sattığını ve çekip gittiğini öğrenir. Bu hikâye, halk ile aydın arasındaki büyük uçurumu anlatması bakımından son derece değerlidir. Aslında çok nadir bulunan bu ses, sahibinin yetiştiği kültürel bağlamdan koparılarak teknik araçların ve yabancı insanların bulunduğu bir salona taşındığında yabancılaşır. Hikâyedeki “Orada bir türlü sesimi bulamadım.” sözü de bunu açıkça ifade eder. Yetenek vardır; ancak onu besleyen ortam kaybolmuştur. Köpek hikâyesinde ise bir mühendis ile bir çoban arasında gelişen diyaloglar üzerinden aydın–halk çatışması ele alınır. Sıcak Su öyküsünde birbirini seven iki insanın fedakârlıkları, devleti temsil eden iki jandarma tarafından değersizleştirilir. Hikâyede devlet
SesSabahattin Ali · Edebiyatist Yayınevi · 20227,8bin okunma
Reklam
8/10
·568 syf.··
2026 14. kitabı
·
138 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 02:31
Bir şair dilinden seksenli yılların sonlarında yazılmış bir çok tanıdık simanın bir araya geldiği antoloji diyebiliriz 99 Yüz eserine. Cemal Süreya, bu eserinde kimleri kimleri konuk etmiş. Politikacısından sanatçısına, yazarından oyuncusuna kimi ararsanız var. Turgut Özal, Süleyman Demirel, Deniz Baykal, Sakıp Sabancı, Banker Kastelli, İbrahim Tatlıses, Haldun Dormen, Levent Kırca gibi 99 yüz hatta kendisi bile kaleminden nasibini almış. Kimisine kalemi bir ok gibi saplanırken kimisine de laleler dağıtmış. Cemal Süreya'yı şairliği dışında da tanımak isterseniz bu izdüşümlerini okuyabilirsiniz. Eğlenceli, bazen de düşündürücü...
Edebiyat
99 YüzCemal Süreya · Can Yayınları · 2023420 okunma
Bir Yazar Bir Hikaye Bir Hayat
8/10
·86 syf.·
2026 10. kitabı
Münkesir Yazar Erdal Fidan "İnsanlığını yitirmemiş ve yitirmeyecek olanlara... " diyerek ilk cümlesiyle derin kesiği zihinlere atarak başlıyor anlatmaya... Arka fon müziğinde İbrahim Tatlıses'ten music.youtube.com/watch?v=pYYTe7g... " Yanlızım Dostlarım " eşliğinde,sanki "dinle beni 21.yüzyılın insanı"diyerek. Kalabalıklar içinde yanlız kalanlardan biriysen ,gel hasbihal edelim der gibi içerlemiş ses tonuyla Münkesir 'i kelime kelime inceden inceye nasıl hissettiklerini dile getiriyor.Birden kendinizi hikayenin içinde buluveriyorsunuz...: ) Spoiler vermeyi sevmeyen bir okuyucu olarak devam ediyorum. Kitap 95 sayfa,15 bölümden oluşuyor olsada,öz ve ez bir anlatımla insanların, okuyucularının hayatlarında bir farkındalık oluşturma gayretiyle kaleme alınmış olarak yazılmış.Okuyunca kimine göre hikaye,kimine göre gerçek hikaye kesitlerinden oluşuyor olduğuna karar vereceksiniz. Belkide çağımız insan ilişkilerinin, son dönemeçteki ahvalini dikkat çekmek kadar, bir o kadar da satırlara da dökerek, maskeli yüzlerin son durumlarını ve Münkesir bir yüreğin halini gözler önüne seriyor.Kendi kendini iyileştirme sürecini de tanıklık edeceksiniz. Son cümle yine yazardan gelsin... Tarifi var mıdır, huzura giden yolun? Tarifi var mıdır, huzurla biten sonun ? Müreccah 'ta buluşmak üzere diyelim.Keyifli okumalar...
Kreatif Roman ve Hikaye
MünkesirErdal Fidan · İkinci Adam Yayınları · 202387 okunma
İçimdeki arabesk yanıma ithaf ediyorum
6/10
·206 syf.··
2026 21. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2026 00:00
Yazar hakkında hiç bilgim yoktu, ismen biliyordum sadece. Ulaşamadığım kitapları internet aracılığıyla sahaflardan alıyorum. Bayağı bir antoloji (şiir) kitabı alınca ince düşünceli satıcı bana bu kitabı hediye olarak göndermiş. Normalde olsa hiç dikkatimi çekmeyecek olan kitap böylece kütüphaneme eklenmiş oldu. Özdemir Asaf’ın şiir kitabını okurken çok bunaldım ama şiir kitabı okumak istediğim için bu kitapla devam etmeye karar verdim. Kitabın arka kapağını okumamıştım fakat bazı şiiirleri okurken çok tanıdık geldi, meğer şiirlerin pek çoğu bestelenmiş. Bunu kitabı bitirip de arka kapağı okuduğumda öğrendim. Coşkun Sabah, Cengiz Kurtoğlu, Ferdi Tayfur, İbrahim Tatlıses, Muazzez Ersoy, Bülent Ersoy gibi sanatçıların seslendirdiği şiirler hiç dinlemediğim sanatçılar da olsa bana bile tanıdık geldi. İçlerinde sadece Nilüfer ve Emel Sayın’ın şarkılarını dinlemişim. Şarkıcıların isminden de anlaşılacağı gibi bayağı arabesk şiirler ama anlamlı, yaşanmış, gereksiz metafor yapılarak okuyucu yorulmamış. Ahmet Selçuk İlkan sadece şiir yazmış. Yazara gerçek bir sanatçı dememek mümkün değil. Kitabın benim için en farklı kısmı ise benden önce iki kişi tarafından okunmuş ve notlar alınmış olmasıydı. Kızın ismini yazmak istemiyorum ama Ömer diye çok sevilen bir erkek için alınmış notlar, altı çizilmiş satırlar kızın nasıl bir ayrılık acısı çektiğini ispatlıyordu resmen. Öyle bir acıyı yaşattığı için hiç sevmedim hiç tanımadığım Ömer’i. Kız şiirleri okumamış yaşamış resmen. Farklı bir yazıyla alınmış notlarda ise liselim, c…. gibi ithaflar vardı ve notların kim için alındığı belli değildi. Bu muhtemelen ikinci okuyucuydu ama emin değilim. İki yaşanmış aşk ve iki yaşanmış ayrılık acısına karşın ben kendimden bir şeyler bulmadan okudum kitabı ama yaşanan acılar için özenle yazılmış
Edebiyat
Ayrılıkların ŞairiAhmet Selçuk İlkan · Kora Yayınları · 2010138 okunma
Bir Sesin Peşinde: Gramofonlu Kahvehane
8/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 28 Mart 2026 22:04
Başta bu kitabı ince sanıp kısa sürede okuyacağımı düşünmüştüm. Ama sayfalar ilerledikçe fark ettim ki aslında elimde tuttuğum şey bir kitap değil; müziğin içinden geçen uzun, katmanlı bir yolculuk. Öyle bir yolculuk ki, sadece okumuyorsun… dinliyorsun, hissediyorsun, hatta bazı yerlerde susup düşünmek zorunda kalıyorsun. “Gramofonlu Kahvehane” tam olarak bunu yapıyor: seni metnin dışına çıkarıp sesin, hafızanın ve kültürün içine bırakıyor. Kitap boyunca en çok çarpan şey şu oldu: müzik burada bir “ürün” değil. Bir aktarım biçimi. Bir hafıza. Bir kimlik. Kahvehanelerde kurulan meclisler, ustadan çırağa geçen ezgiler, taş plaklara sıkışmış sesler… Bunların hepsi birer kayıt değil sadece; bir dönemin, bir toplumun ve bir ruhun taşıyıcıları. Bu yüzden Tanburi Cemil Bey gibi isimler sadece bir sanatçı değil, bir dönemin sesi olarak karşımıza çıkıyor. Aynı şekilde Celal Güzelses, Mukim Tahir, Hamza Şenses, Bakır Yurtsever ve Cemil Cankat gibi isimler, müziğin “okunarak” değil, yaşanarak aktarıldığı bir geleneğin temsilcileri. Kitap, bir noktadan sonra açık bir çatışma kuruyor: gelenek ve modernite. Ama bu yüzeysel bir karşıtlık değil. Gelenekte sabır, disiplin ve derinlik varken, modern üretimde hız ve yüzeysellik öne çıkıyor. Bu kırılmayı en iyi gördüğümüz yerlerden biri de İbrahim Tatlıses üzerinden yapılan değerlendirme. Tatlıses’in gücü inkâr edilmiyor ama onun yaptığı müziğin artık “türkü” olmaktan çıkıp başka bir forma dönüştüğü açıkça söyleniyor. Bu da aslında dönüşümün kaçınılmaz ama riskli doğasını gösteriyor. Ses meselesi ise kitabın belki de en hassas noktası. Mukim Tahir’den Cemil Cankat’a uzanan çizgide “yırtınan” değil, “hakim olan” bir ses anlayışı var. Yumuşak, duygulu ve kendinden emin bir icra… Buna karşılık daha sonra ortaya çıkan bağıran, zorlayan,
Gramofonlu KahvehaneTahir Abacı · İkaros Yayınları · 20135 okunma
Reklam
Reklam