Puan vermedi·512 syf.··
2026 13. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 28 Ocak 2026 00:09
Kış Bahçesi - Kristin Hannah Herkese selamlar Nasılsınız, neler okuyorsunuz? Bugün sizlere tam da mevsimine uygun bir kitap ile geldim. Benim yazarın kalemiyle tanışma kitabımdı ancak daha farklı bir kitabıyla da başlayabilirdim(ki keşke öyle yapsaydım ) diye düşünmekteyim. Çünkü nedense bu kitabı okurken biraz zorlandım. Akıcılığı belki de benim için pek istediğim seviyede değildi ve kaleminden ilk kez bir okuma yaptığım için bir tık zorlandım. İncelediğim birkaç yorumda da aynı probleme rastladım. Farklı kitaplarına şans vermeyi düşünüyorum. Öneriniz var ise yorumlara yazmayı unutmayın. Gelelim kitabın konusuna... Meredith ve Nina Whitson birbirine taban tabana zıt karakterlerdeki kız kardeşlerdir. Biri evde kalıp çocuklarına bakmış ve aile işinin başına geçmiş, diğeriyse hayallerinin peşinden gidip dünyayı gezmiş ve ünlü bir foto muhabir olmuştur. Ancak sevgili babaları hastalandığında bu birbirine yabancı iki kadın, kendilerini yine bir arada, şimdi bile kızlarına herhangi bir avuntu vermeyen, aşırı mesafeli anneleri Anya’nın yanında bulacaktır. Anneleriyle aralarındaki tek bağ, onun, çocukluklarında bazı geceler kızlara anlattığı bir Rus masalıdır. Ölüm döşeğindeki babalarınınsa, hayatındaki kadınlardan son bir arzusu vardır. Anya kızlarına bir masal anlatacaktır; yıllar önce başladığı ama hiç bitirmediği o masalı. Hem de bu kez sonuna kadar. Bu masal daha önce duydukları hiçbir şeye benzememektedir; altmış yıldan uzun bir zamanı kapsayan, savaş mağduru Leningrad’da başlayıp günümüz Alaska’sına kadar uzanan, sürükleyici, gizemli bir aşk hikâyesi. Nina’nın gerçeği açığa çıkarma konusundaki saplantısı, onları annelerinin geçmişlerinde, ailelerini tümüyle sarsacak ve tamamen değiştirecek bir sır öğrenecekleri, beklenmedik bir yolculuğa
2026 Okuma Raporları
Kış BahçesiKristin Hannah · Pegasus Yayınları · 20166bin okunma
8/10
·32 syf.··
Beğendi
·
2025 23. kitabı
Bugün klasik masalların büyülü ama bir o kadar da karanlık dünyasına geri döndüm: Hansel ve Gretel. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın bu özel baskısı, hem dil sadeleştirmesiyle hem de görsel dünyasıyla masalı çocuklar için çok daha anlaşılır ve akıcı hâle getiriyor. Bu masalda beni en çok etkileyen şey, iki çocuğun umutsuzluğun içinden birbirlerine tutunarak hayatta kalma çabası. Ormanın soğukluğu, yalnızlık hissi, açlık duygusu… Hepsinin ortasında aslında iki küçük yüreğin dayanıklılığı anlatılıyor. Bazen hayat da tıpkı o ormana benziyor. Karanlık, belirsiz ve yorucu. Ama tıpkı Hansel ve Gretel gibi elimizdeki tek güç çoğu zaman yanımızdaki insana güvenebilmek, birlikte çıkış yolu bulabilmek. Bu yüzden bu masal sadece bir çocuk hikâyesi değil; büyüklere de “hangi kırıntılar bizi kurtuluşa götürür?” diye fısıldayan bir metafor. İş Bankası Yayınları’nın çizimleri ve düzeni ise özellikle hoşuma gitti; modern, sade ve çocukların gözünde korkutucu değil, tam aksine merak uyandıran bir hava yaratıyor. Sence de bazı masallar çocuklar için yazılmış gibi görünse de aslında yetişkinlere derin dersler vermiyor mu?
1000Kitap
Hansel ve Gretel – Bir Varmış Bir YokmuşGrimm Kardeşler · İş Bankası Kültür Yayınları · 016 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bu hikayeden nasıl sağ çıkılır? Cehenneme hoş geldiniz!
10/10
·109 syf.·
2025 34. kitabı
Alexandre Seurat, 1979 Paris doğumlu, Fransız bir yazardır. École Normale Supérieure ve Sorbonne Üniversitesi’nde edebiyat eğitim almış ve Angers Üniversitesi'nde modern edebiyat dersleri vermektedir. 2024 yılında, Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü’nü kazandığı "Sakar" romanı, onun 2015’te yayımladığı ilk romanıdır ve 2009 yılında, Fransa’da yaşanmış gerçek bir olayı konu almaktadır. Aynı zamanda, 2019 yılında, Sakar adıyla bir film uyarlaması da yapılmıştır. Yazarın üç romanı daha var, bunlar: "L'administrateur Provisoire (2016; Kayyum)", "Un Fu­ Nambule (2018; İp Cambazı)" ve "Petit Frère (2019; Küçük Kardeş)". Romanlarının büyük bir kısmı genellikle, aile ilişkilerinin muğlaklığı ve söylenmemiş sözlerden kalan ağırlığı işlemektedir. Bir anne, birçok anne gibi, bir gün güzel bir bebek dünyaya getiriyor. Bu anne çocuğu istemiyor ve gizli doğum yapmaya karar veriyor; bebeğe ölü doğmuş muamelesi yapılıyor. Bebek ilk çığlığını attığında aslında annesizdir. Bir ay sonra anne fikrini değiştiriyor ve çocuğu kabul eden babayla birlikte bebeğin sorumluluğunu üstleniyorlar. "Ölü doğmuş çocuk"… Ve bir bakıma, tek kusurları doğmuş olmak, hayatta olmak olan bu çocukları bekleyen kader de budur değil mi? Diana… Kaderi karanlık ve trajik bu çocuk için ne uğursuz bir isim. Bu romanda sırayla Diana’nın anneannesi, teyzesi, öğretmeni, okul müdüresi, okul doktoru, sosyal hizmet görevlisi, ikinci okul müdiresi ve ikinci öğretmeni, adli tabip, jandarmalar, komşu, babasının iş arkadaşı, üçüncü müdiresi ve polis memuru konuşuyor. Küçük kızın etrafında, imkânsızın olduğu bir dünya kuruluyor: morluklar, yaralar, yanıklar… Her biri vicdanları uyandıran izlerdir. Diana kendini koruyor, durumu küçümsüyor; her bir morluğun nedeni ise sakarlıktır. Sakar sıfatı ona, kolayca etiketlenmiş kötü bir
Edebiyat
SakarAlexandre Seurat · Metis Yayınları · 20255,8bin okunma
Özlem (Kaybolan İnsanlığa), Paradoks (Gelişim ve Kayıp)
7/10
·109 syf.··
2025 6. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2025 00:00
Merhaba. Yeni bir eserin incelemesiyle beraberiz. Osamu Dazai 'nin yarı otobiyografik başyapıtı " İnsanlığımı Yitirirken " (No Longer Human), bireyin toplumla, varoluşla ve nihayetinde kendisiyle kurduğu acı dolu ve çıkışsız ilişkiyi anlatan, okuyucuyu derinden sarsan bir eser. Bu roman, ana karakter Yozo Oba'nın çocukluğundan yetişkinliğine uzanan, adım adım yitirilişinin, yabancılaşmasının ve ruhsal çöküşünün itirafnamesidir. ​Yozo'nun hikayesi, insan denilen varlığı ve onun "ortak hayat" adını verdiği toplumsal normları bir türlü anlayamayan, onlardan korku duyan birinin trajedisidir. O, dünyanın basit ve doğal akışını çözemeyen, yabancı bir gezegenden gelmiş gibi hisseder. Bu derin uyumsuzluk, onu erken yaşta bir savunma mekanizması geliştirmeye iter: Şaklabanlık. ​Yozo'nun Maskesi: Şaklabanlık ​Yozo, etrafındaki insanların onu kabul etmesi ve ona zarar vermemesi için sürekli komiklikler yapan, neşeli ve uyumlu bir maske takar. Bu "soytarılık", onun içindeki gerçek yalnızlığı, kaygıyı ve insanlara duyduğu dehşeti gizlemesinin tek yoludur. Ancak bu maske, onun gerçek benliği ile dış dünya arasında kapanmayacak bir uçurum yaratır. O, sürekli performans sergileyen, sürekli rol yapan bir oyuncudur; bu yüzden gerçekten insanlarla bağ kuramaz. ​ ​Yozo'nun hayatı, bu yabancılaşma duygusuyla şekillenir. Toplumsal kuralları, ahlakı, sevgiyi ve hatta mutluluğu dahi sahte bulur. Bu durum, onu yıkıcı ve kendine zarar veren davranışlara sürükler: ​Bağımlılıklar: İçki, kadınlar ve nihayetinde morfin gibi maddeler, Yozo için bu dayanılmaz varoluş acısından kaçış kapılarıdır. Bunlar geçici bir avuntu sağlasa da, onu daha da büyük bir boşluğa iter. ​Ahlaki Boşluk: Kendi benliğiyle bağlantısı zayıfladığı için, iyilik ve kötülük kavramları da onun için bulanıktır. Başkalarının beklentilerini
Alıntı
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai · Sel Yayıncılık · 202060,4bin okunma
7/10
·276 syf.··
Beğendi
·
2025 14. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 17 Ağustos 2025 19:07
Bir biyografi mi yoksa içsel yolculuğun bir akışı mı? Belki de bir itiraf. Papini bu kitapla hayatının ilk otuz yılını okuyucunun ellerine teslim ediyor, belki de ruhunu. Karmaşık bir ic döküş. Bitirilmemiş fikirlerden doğan bir bitik adam. Çocukluğu, gençliği ve otuz yaş olgunluğu icindeki acıları, umutları ve tüm zayıflılıkları okuyucunun ellerinde. Lakin o ne acıma, ne hoşgörü, ne övgü ne de avuntu istiyor. İstediği tek sey hayatının üç, dört saati ve Papini'nin ifadesiyle; "yine de, fikirlerime inat, benim gercekten de bitik bir adam olduğuma inanmayı hala sürdürecekseniz şayet, en azından benim çok şeye başlamak istediğim için bittiğimi ve her şey olmak istediğim için artık hiçbir şey olmadığımı kabullenmeniz."
Bitik AdamGiovanni Papini · Monokl Yayınları · 20201,404 okunma
Sessiz Dokunuşun Gücü Yalnızlıktan Ortaklığa
10/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2025 149. kitabı
Acı, kelimelere sığmaz; ama bazen bir şair gelir, onu kelimelerle değil, kelimelerin arasındaki sessizlikle anlatır. Şükrü Erbaş’ın satırlarında acı, bir yara gibi değil, bir insanın tenine işlemiş bir koku gibi kalır; zamana direnir, ama aynı zamanda onunla değişir. “İnsanın Acısını İnsan Alır”da, bireysel yalnızlıkla toplumsal yaralar birbirine karışır. Erbaş, bir insanın kırılmış yanlarını, bir başkasının dokunuşuyla onarabileceğini söylerken, bunu ne bir teselli ne de romantik bir avuntu gibi sunar. Burada acı, paylaşıldığında azalmaz; yalnızca başka bir sese, başka bir nefese karışarak biçim değiştirir. Şairin dizelerinde, küçük hayatlar büyük anlamlar taşır. Bir annenin bakışı, bir dostun sessiz varlığı, bir sevgilinin gidişi… Her biri, bir insanın bütün yaşamını şekillendirecek kadar güçlüdür. Erbaş, bu anları yalın ama derin bir dille kurar; okur, kendi acılarının da bu kelimelerde yankılandığını hisseder. Kitap, sadece bireysel duygulara değil, insan olmanın yüklerine de dokunur. Yoksulluk, göç, ayrılık, toplumsal kırılmalar… Tüm bunlar, tek bir kişinin hikâyesinde bile kendini gösterir. Ve o hikâyeler, bir süre sonra okurun kendi hafızasına yerleşir. Erbaş’ın en büyük ustalığı, acıyı büyütmeden, onun içinde sessiz bir güzellik bulmasında. Onun dünyasında, en sert acılar bile insana dair sıcak bir iz taşır. Çünkü bilir ki, insanı insan yapan şey, acısının derinliği değil; onu taşıyış biçimidir. Kitap bittiğinde, insanın kendi yaralarına dokunmak için başka bir insana ihtiyaç duyduğunu bir kez daha hissedersin. Ve belki de bu yüzden, acının adı değişir; artık yalnızca senin değil, sizin olur.
İnsan ve Duygular
İnsanın Acısını İnsan AlırŞükrü Erbaş · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201814bin okunma