10/10
·360 syf.·
Beğendi
·
2026 75. kitabı
Yazdan Başka Mevsim Yok Modem dünyada Antik Yunan tanrı ve tanrıçaları okumayı düşünmek hayal gibi gelirdi, ancak Matilda Leyser bunu başarmış. Kahramanlarımız Zeus'un kardeşleri Demeter ve Hades, bir de Demeter'in ( Zeus'tan olan ) kızı Persefoni. Persefoni hayatının 6 ayını yerin altında , karanlıkta , ölüler diyarında kocası , ilk aşkı Hades ile geçiriyor, kalan 6 ayı da yeryüzünde doğanın, bereketin tanrıçası olan annesi Demeter ile. Ancak son yeryüzüne çıkışında onda bir farklılık olduğunu hem kendi hissediyor hem de kocası Hades. Öte yandan modern zamanın iskan politikası ve imar sorunları Demeter'in bahçesine , ormanına , evinin olduğu araziye geliyor. Şimdi ikisinin de tek istediği Persefoni 'nin bundan sonra hep kendi yanlarında kalması. Hades büyük bir özlem ve kaybetme şüphesiyle geldiği bahçede Demeter'e 6 aylık anlaşmalarını bozmamak için yol çalışmasını durdurmasını, bunun için 3 ay süresi olduğunu söylüyor. Aslında kitap boyunca anne olmak ve evlat olmak arasındaki o ince çizgiyi okumak hüzünlü geldi bana. Persefoni iki tarafı da anlamayı öğrenecek. Tüm bunların yanında gelişen olaylar, gündelik hayatın sorunları, karakterlerin mitolojik yanlarının özünde insanlığı görmeyi sağlıyor. Persefoni tarafını seçecek , bu seçim nelere sebep olacak okuyun , pişman olmayacaksınız. Ve Demeter sen gerçek bir kraliçesin. Kitapları Kurtaran Kedi Yazdan Başka Mevsim Yok Matilda Leyser
Yazdan Başka Mevsim YokMatilda Leyser · Nora Kitap · 20261 okunma
“Dokunmadan” Üzerine
10/10
·352 syf.··
2026 7. kitabı
·
35 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 13:26
Dokunmadan: Hayatın Kıyısında Bir Vicdan Yolculuğu (Spoiler İçerir!) Bazı kitaplar olay örgüsüyle, bazıları karakterleriyle, bazılarıysa diliyle hafızamızda yer eder. Yazarla tanışma kitabım olan “Dokunmadan” benim için üçüncü gruba giriyor. Kitabı bitirdiğimde aklımda en çok kalan şey ne Adalet’in yolculuğu ne de romanın sürprizleri oldu; zihnimde en çok yer eden şey, yazarın kelimelerle kurduğu dünyaydı. Kahramanımız Adalet, henüz yirmi dokuz yaşında olmasına rağmen ölüm döşeğinde karşımıza çıkıyor. Hastane odasında ölümü beklerken hayatını sorguluyor ve kendine çok temel bir soru soruyor: “İlk gerçek günahım neydi?” Bu soru onu çocukluğuna, vicdanının en karanlık köşelerine ve yıllardır taşıdığı suçluluk duygusuna götürüyor. Adalet’in en belirgin özelliği, hayatı boyunca yakasını bırakmayan suçluluk hissi. Yaptıkları için, yapmadıkları için, düşündükleri için hatta bazen yalnızca var olduğu için suçluluk duyuyor. Bu nedenle roman sadece bir geçmişe dönüş hikâyesi değil; aynı zamanda vicdanın insan hayatını nasıl şekillendirebildiğinin de hikâyesi. Kitabın en etkileyici bölümlerinden biri hiç şüphesiz ölümle yüzleştiği ilk sayfalar. Adalet şöyle diyor: “Ölecektim. Öyle yaşlanıp elden ayaktan kesilince değil üstelik, bugün yarın. Belki yeni bir mevsim göremeden, tek bir yeşil erik daha yiyemeden, kıymetli defterimin sonuna gelemeden… Her an kapımı çalmasından çekindiğim arsız bir misafiri bekler gibi hazır olacaktım ölüm hazretlerinin teşrifine. İçimden bir ses, ‘Buraya kadarmış Adalet,’ diye fısılyordu. Ürperiyordum.” (syf: 8) Bu satırlarda beni etkileyen şey ölüm korkusundan çok, insanın yaşayamayacaklarını düşünmesi oldu. Yeni bir mevsim görememek… Bir daha erik yiyememek… Kıymetini çoğu zaman fark etmediğimiz sıradan güzelliklerin ölüm karşısında
Roman
DokunmadanNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 202511,6bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Akıl sağlığınızı koruyun
Puan vermedi·104 syf.··
2026 5. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 11:31
Kör Baykuş, "Ben ne okudum şimdi?" şaşkınlığı ile "Aman Allah'ım, bu bir şaheser!" hayranlığı arasında mekik dokutan bir labirent. Kitabı kelimenin tam anlamıyla çok beğendim, ama yalan söylemeye gerek yok: Anlamakta yer yer o kadar zorlandım ki, bir ara kitabın beni okuduğunu ve üzerimde psikolojik bir deney yaptığını düşündüm. Hidayet, "Oysa benim hayatımda tek bir mevsim oldu ve hep aynı haldeyim" derken sanırım benim kitabı okurken içine düştüğüm o sabit "Anlamaya çalışan insan" ifadesinden bahsediyordu. Bir sayfada gerçek hislerini aşkın ve ilahiyatın ardına saklamak istemeyen cesur bir anlatıcı görüyorsunuz, diğer sayfada ise beyninizin içinde adeta mavi ekran veriyor. Sayfalardaki o yoğun melankoli arasında kaybolurken tıpkı yazarın özlediği gibi hissettim: "Keşke her şeyden habersiz olduğum çocukluk zamanlarımdaki gibi usulca uyuyabilseydim! Sakin, huzurlu bir uyku..." Ama ne mümkün!
Kör BaykuşSadık Hidayet · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202436,7bin okunma
9/10
·491 syf.··
2025 3. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 12 Ocak 2025 08:14
‎​ Kozadaki Dünya: Bir Dönüşümün Gölgesinde Varoluş Sancısı ‎ ‎"Aslında olduğum varlık bir kabuktu, sürekli içi boşaltılıp tekrar doldurulan bir insan." ‎ ‎Hamza Karabektaş'ın Kozadaki Dünya sayfalarını araladığım an, kendimi yazarın o tekinsiz, karanlık kozasının tam kalbinde, varoluşun sessizliğine gömülmüş buldum. Kitabın satırları arasında ilerledikçe zihnimde o soru yankılanıp durdu: "Koza" dediğimiz şey, dış dünyanın gürültüsünden sığındığımız bir korunak mı; yoksa kendi gerçekliğimizi örmemiz gerekirken bizi yavaş yavaş kimliğimizden arındıran, o boğucu ve uçsuz bucaksız bir hapishane mi? ‎ ‎Yazar, 'daha otuzumda olmama rağmen dünya uzun zamandır çekilmez geliyordu' itirafıyla, ruhumuza çöken o erken yaşlanmışlığın, o 'erken yorgunluğun' soğuk nabzını tutuyor. Zamanın merhametsiz çarkları güneşin her doğuş ve batışında bizi bir adım daha sonumuza iterken, sormadan edemiyorum: Ruhlarımızı bu hayatın geçici gölge oyununda hangi köşede düşürdük? Karabektaş'ın o keskin gözlemiyle yüzleşmek kaçınılmaz oluyor: 'İnsanlığa anlam katan ruhlarımızı çoktan geride bırakmıştık.' Bizler artık, kendi hikayemizin yazarı olmayı bırakmış; içine sadece dünyanın acısını doldurduğumuz, her mevsim biraz daha şeffaflaşan birer 'kabuktan' mı ibaretiz? Yoksa bu sessizlik, kozamızın içinde bir türlü kanat açamayan o kadim çığlığın yankısı mı? ‎ ‎Anlayacağınız üzere, bu roman ütopik bir dünyanın steril soğukluğu ile hayalin uçurumları arasında salınan, alışılmışın sınırlarını aşan bir kurguya sahip. Karabektaş bizi tek bir merkezde sabitlemek yerine, her biri kendi karanlığında kaybolmuş hayatların labirentine bırakıyor. Bu çoklu bakış açısı, sadece karakterlerin ruhsal katmanlarını aralamıyor; her bir sayfada, kendi iç dünyamızın tekinsiz dehlizlerine açılan kapıları da usulca
Edebiyat
Kozadaki DünyaHamza Karabektaş · Kırmızı Ada Yayınları · 20245 okunma
Yağmur bazen gökten düşmez; bir kitabın sayfalarından kalbe iner.
Puan vermedi·224 syf.··
2026 2. kitabı
Bu kitapta kelimeler yalnızca anlam taşımaz; ses olur, yankı olur, hatıra olur. Dizeler, kuraklaşmış bir gönül iklimine düşen ilk damlalar gibi insanın iç dünyasına dokunur. Yağmurun toprağı arındırması gibi, şiirler de zihni gündelik gürültülerden uzaklaştırıp daha derin bir sessizliğe davet eder. Eğer bir akşam vakti pencereye vuran yağmur sesini dinlemeyi seviyorsanız, eğer bazen tek bir mısrada uzun bir hikâye bulabiliyorsanız, Yağmur size yalnızca bir kitap değil, eşlik edecek bir mevsim sunacaktır. Bazı kitaplar okunur ve biter. Yağmur ise kapandıktan sonra da insanın içinde yağmaya devam eder.
Şiir
YağmurNurullah Genç · Timaş Yayınları · 20193,511 okunma
10/10
·235 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 20:07
Sarı Sıcak, birbirinden bağımsız gibi görünen 22 hikâyeden oluşsa da aslında tek bir coğrafyanın, aynı yokluğun ve aynı bunaltının içinden geçen insanların ortak hikâyesini anlatıyor. Her hikâye başka bir karaktere açılıyor ama arka planda değişmeyen şey; Anadolu insanının açlıkla, yoksullukla, unutulmuşlukla verdiği yaşam mücadelesi oluyor. Bu kitapta sıcak yalnızca bir mevsim değil; adeta hikâyelerin içine sinmiş yaşayan bir varlık gibi. Yaşar Kemal sıcağı öyle güçlü anlatıyor ki sayfalarda yalımların buğusu tütsüleniyor sanki. Rus edebiyatı insanın iliğine işleyen ayazı ve kışı hissettirirken, Yaşar Kemal bunun tam tersini yapıyor; insanı sıcağın altında yavaş yavaş kavuruyor. Susuzluğu, tozu, teri, yorgunluğu satır aralarında hissetmemek imkânsız. “Sarı Sıcak” da bu yüzden yalnızca bir hikâye adı değil, kitabın tamamını kuşatan bir atmosfer aslında. Kitapta beni en çok etkileyen hikâyelerin başında “Şahan Ahmet” geldi. Tam anlamıyla küllerinden yeniden doğma, pes etmeme ve hayata yeniden tutunma hikâyesiydi. Yaşar Kemal’in karakterleri ne kadar ezilirse ezilsin içlerinde küçücük de olsa bir direnme gücü bırakıyor. “Pis Hikâye” ise adı gibi gerçekten pisliğin hikâyesi. Ama burada yalnızca maddi bir sefalet değil, insanların iç dünyasında biriken manevi çürüme de anlatılıyor. Dedikodu, çıkarcılık, insanların birbirini ezme hali… Hikâyeyi okurken insan hem rahatsız oluyor hem de bunun gerçekliğini inkâr edemiyor. “Ağır Akan Su” ise ayakta kalma çırpınışının ve bazen insanın tüm mücadelesine rağmen hayata yenik düşüşünün hikâyesi gibiydi. Aslında bu üç kısa hikâye bile tek başına bir roman olabilecek kadar güçlü temellere sahip. Ama Yaşar Kemal ustalığını burada gösteriyor; uzun uzun anlatmadan, tek nefeste insanı olayların derinine çekebiliyor. Gelelim beni kitaptan
Sarı SıcakYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 20236,8bin okunma