Venedik karşısında yaşanan deniz felâketi (1656) ve pâyitahtın tehlike altına düşmesi üzerine, vâlide sultan son çare olarak, çoktan beri kendisine tavsiye edilen Köprülü Mehmed Paşa'ya başvurmak zorunda kaldı. İhtiyar Köprülü'nün o zamana kadar mesleği pek parlak değildi. İbşir Paşa veziriâzam atanıp İstanbul'a gelirken Köprülü Mehmed Paşa, Köprü kasabasında idi. İbşir'i Kütahya yakınında karşılayıp İznik'e kadar beraber gelmişlerdi. İbşir, kendisini Trablus-Şam vilâyetine vali atadı. Trablus, o dönemde Dürzî Ma'n oğlu olayı dolayısıyla kargaşa içindeydi. Köprülü'den vilâyeti düzene sokması ve devlete ait vergileri hazineye göndermesi isteniyordu. İbşir'in katli üzerine Köprülü, vilâyeti bir düzene sokamamış ve eli boş Köprü kasabasına geri dönmüştü. Boynu-Yaralı Mehmed Paşa, veziriâzam atandığında, Köprülü kendisini Eskişehir'de karşılamış, beraberinde İstanbul'a gelmişti. Yolda yeni vezire devlet işlerine dair tavsiyelerde bulunmuştu. Vaktiyle mimar Kasım'ın dikkatini, devleti kalkındırma konusundaki düşünceleriyle çekmişti. Sonraki icraatı göstermiştir ki, Köprülü ülkede çocuk pâdişah yerine kâhir bir otoriteye sahip birinin devletin başına gelmesi ve kesin kararlar alması gereğini ileri sürmekteydi. Fakirdi, dönemde emsali paşalar gibi servet yapmak ve rüşvetle paşalık peşinde olan biri değildi. Köprülü'ye güçsüz "müflis" biri diye yukarıdan bakıyorlardı. İstanbul'da Bayezid semtinde, bir yere atama bekliyordu. O zamanlar vâlide sultanın koruduğu mazûl eski defterdâr Şâmizâde Mehmed, mimar Kasım Ağa ve saray hocası Mehmed Efendi zaman zaman onunla gizlice buluşup devletin durumu üzerinde konuşurlardı. Vâlide sultan Turhan'ın kethüdası mimar Kasım Ağa, kendisine Köprülü'den överek söz etmekteydi. Onun tedbirli, deneyimli biri olduğunu ve devleti kargaşadan
Sayfa 341 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Güzel ve ulvi bir kadının yanında insan her türlü kötü düşünceden uzak olarak niçin beyaz ve masum yaşamamalı? Nedir bu insanlıktaki, varlığımızın derinliğindeki tufan, bu çamur, bu fırtına… Bu pisliğin, saflığı daima tekrar kalkmamak üzere yaralaması niçin?
Sayfa 113·Kitabı okudu
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Bir Fısıltı Kadar Aydınlık
Güzelliğin sesi kısıktır.” demiş biri. Belki de bu yüzden kimse duymuyor artık onu. Gürültüyü alkışlıyorlar, sessizliği es geçiyorlar. Oysa güzellik bir çığlık değil, geçerken omzuna konan serin bir kuş gibi. Uçup gittiğinde fark edersin. Bakarsın: Gökyüzü biraz eksilmiş. Artık her şey bağırıyor: ekranlar, afişler, insanlar, umutlar… Aşk bile bağırıyor. “Bak, beni sevdim!” diyor, “Bak story attım!” Ama gerçekten seven, belki sadece göz kırpıyor. Belki de sadece susuyor. Çünkü güzellik, sesini kaybetmiş bir keman gibi. Hâlâ titreşiyor, ama sadece yakından bakanlar duyabiliyor. Bir kafede oturan yaşlı bir çiftin birbirine uzattığı çay bardağında, Bir annenin çocuğunun ense köküne fısıldadığı “üşüdün mü?”de, Birinin gece üçte kimseye göndermeden yazdığı şiirde saklı belki. Gösteriş çağında sadelik bir ihtilal. Çünkü sadelik artık görünmez değil, yasaklı. “Yavaş konuşanlar siliniyor sistemden.” diyor yapay zekâ. “Lütfen daha coşkulu olun.” diyor algoritmalar. Ama güzellik inadına sessiz. Çünkü güzellik acele etmez. Aşırı pozlanmış bir yüz kadar soğuk,
Sayfa 62 - Sinem Uğurlar·Kitabı okudu
Ölümsüz bir dünyada yazının, aşkın, öfkenin nerdeyse anlamı kalmaz. Zaten yazar, hayatın bütün katmanlarında faaliyet gösterebilen bir mezar kazıcısına benzer. Kurguya dâhil ettiği her parça sönmüş, donmuş hatta ölmüş kraterlerden alınmadır. Ölümlü anlar birleşerek ölümsüz bir bütünlük meydana getirir. Kurmaca, hâliyle insan doğasının yaşanmışlıklarından faydalanır. Ama onlar yaşanmış bitmiş, ikinci defa tekrar edilmesi imkânsız deneyimler olarak yazarın elinde Dr. Frankensteinvari bir yaratma zevkinin parçalarına dönüşür. Ölümlü parçalardan hayat dolu kurgular doğar. Yazı da çürümenin ardından gelen yeşermenin doğal yasalarına bağlıdır. Ölüm çarpar, dağıtır, yenilgiye uğratır; ölüm fikri ise sonu gelmez bir oyuna kapı aralar. Acaba yazmak, çok derinlerde ölüm fikri karşısında oynanan bir oyun mudur?
Sayfa 4·Kitabı okudu
Alıntı
Hiçbir zaman hayatı böyle ele geçmez, böyle ulaşılmaz hain bir şey olarak bilmemişti.O, hayatını geldiği gibi yaşamıştı,sonra onu kendine uydurmak mecburiyeti çıkınca öğrenmeye, tanımaya başlamış, tanıdım dediği yerde yine bilinmez bularak sonunda onu anlaşılmaz bir bilmece,tamamen çaresizlikten oluşmuş acı bir bilmece olduğunu görünce dehşeti artmıştı.Şimdi, şimdi artık bu hayata karşı bir kin ve öfke hissediyor,bir şey yapamamak imkânıyla büyüyen bu kin,onu acı,zalim yapıyordu.Ne kadar aldanmış olduğunu;hayatını güzel ve mutlu bir hayat diye görmekten çok öyle devam edecek,öyle devam etmek için hiçbir sebep yok diye inandığı için ne kadar budalalık etmiş olduğunu;bir gün,sadece kalbinin yorulduğu,ruhunun usandığı için her şeyin değişip insanın yabancı bir yer,yabancı bir hayat içinde hatta o zamana kadar bile aldanarak yaşadığını kabule mecbur kaldığını görüyor,her şeyi şimdi anlıyordu.O hiç düşünmemiş,buna ihtimal vermemişti.Ruhu daima bir hâlde kalacak,kalbi ölünceye kadar öyle vuracak zannetmişken işte ona da o yaşın,o her şeyi en hakiki rengi ile görüp anlamak yaşının geldiğini görüyordu.Bir anlam,bir sebep veremediği sıkıntıların,hep alıştığı hayatın artık ruhuna yetemediği için ortaya çıktığını ve sonunda şimdi ruhunun kıymetli gıdasını bulduğu zaman,o hiçbir şeyi bilmeden düzenlenmiş ve kabul edilmiş hayatın bağlarıyla bağlanarak bu yeni mutluluğu reddedip uzaklaştırmaya mecbur olduğunu görmek kendisine acı geliyordu.Ah,hayatına tekrar başlamak mümkün olsaydı...
Sayfa 226 - Koridor Yayıncılık·Kitabı okudu
Necip, dünyaları arzularına oyuncak edecek bir sevinçle dışarı fırladı; kapıdan çıktığı zaman sendeliyordu, “Ah, beni seviyor,seviyor, seviyor!” diye delice tekrar ederek çamurlara daldı.
Sayfa 143·Kitabı okudu