1/10
·365 syf.··
2026 25. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 02:33
Eylül, okumakta zorlandığım bir kaç defa yarım bırakıp sırf Türk edebiyatının ilk psikolojik romanı olduğu için tekrar tekrar şans verdiğim bir eser. Karakterlerin iç dünyası, vicdan çatışmaları ve bastırılmış duyguları başarılı bir şekilde yansıtılmış. Ancak romanı okurken en çok dikkatimi çeken iki unsur oldu. İlki, oldukça yoğun betimlemeleriydi. Doğa, mekan ve ruh hallerini anlatan uzun tasvirler, dönemin edebiyat anlayışını yansıtsa da günümüz okuru için zaman zaman anlatının akışını yavaşlatıyor. Bu nedenle romana adapte olmam kolay olmadı. İkincisi ise merkezindeki yasak aşktı. Romanda fiziksel bir aldatma yaşanmasa da evli bir kadın ile eşinin yakın arkadaşı arasında gelişen duygusal bağ, bana göre sadakatin ihlalidir. Çünkü sadakat yalnızca bedensel değil, duygusal bağlılığı da kapsar. Üstelik erkek karakterin kadının sadakatine hayran olurken aynı zamanda onu eşinden bile kıskanması, insanın arzuları karşısındaki çelişkisini güçlü biçimde ortaya koyuyor. Sonuç olarak Eylül, psikolojik çözümlemeleriyle edebiyat tarihindeki yerini hak eden bir eser. Ancak yoğun betimlemeleri ve yasak aşkı merkeze alan konusu nedeniyle her okurda aynı etkiyi bırakmayabilir. Bir klasiği okumak her zaman onu sevmek anlamına gelmiyor; bazen değerini kabul ederken anlatmak istediği dünyaya mesafeli de kalabiliyoruz.
EylülMehmet Rauf · İnkılap Kitabevi · 201750,1bin okunma
"Tenlerin ayrılığı, canlara ayrılık getirmez."
10/10
·704 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
·
157 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 15:28
Bayram Ali Öztürk... Hayatını Allah ve Resulü'nün (s.a.v.) yoluna adamış bir Allah kulu. Kendisini Allah'ın yoluna kurban etmiş mübarek bir hoca. Gelin size de hayatını kısaca anlatayım. Bayram hoca, Sakarya Karasu'nun Konacık köyünde doğmuştur. Henüz 5 aylık iken babasını kaybeder. İki yıl sonra tekrar evlenip evden ayrılan annesi de onu bırakınca 2-3 yaşından itibaren halası ve babaannesi'nin himayesi altına girmiştir. 12-13 yaşına basınca şehirde okumak için amcasının yanına yerleşir. Evlenene kadar amcasıyla kalan Bayram hoca, yüreğinde ki yetimlik duygusunu her daim taşır. Bu yüzden sakin bir mizaca sahiptir. Başı bükük, kendi hâlinde, suskun... Okuduğu için hep ders çalışırmış. Kendisine "Kütüphane mi olacaksın" derlermiş. Gerçekten de dedikleri gibi oldu hocamız... Evlenip askerliğini yapan Bayram hoca, üniversiteyi bitirmeye yakın Mahmut Ustaosmanoğlu'na (k.s.) danışarak bundan sonra nasıl bir yol izlemesi gerektiğini sorar ve böylece İstanbul'a gelir. Bir süre imamlık yaparak, sonrasında ise kadrolu olarak göreve başlar. Çektiği yokluk bir yana, marul-ekmek yiyerek hafızlığını tamamlar. Emekli olana kadar da camii görevine devam eder. İlköğretimden itibaren okuduğu kitapları biriktirir. Okuma, ilim, kitap aşkı ile 20.000 ciltlik bir kütüphanesi vardır. Bu kütüphane ile hoca ve öğrencilerin müracaat kaynağı olmuştur. Kendisine "Kürsüde kükreyen, sokakta kedi gibi olan" lakabı takılmıştır. Canım hocam... Verdiği sohbetler içime işledi okurken. İnsanlara karşı koruduğu mizacı ise çok başka... O ise bu cümlenin ezikliğini hep hissetmiştir. Kitapta ise hocamızın hayatı, notları (bu kısımda çok güzel bilgiler vardı), sevdiği şiirler, beyitler, onu tanıyanların gözünde ki yeri ,albüm (şehadet elbiselerinin resmi de dahil) bölüm bölüm aktarılır. Sağolsunlar,
İnceleme
Şehid Bayram Ali Öztürk Hoca 1 (Hayatı ve Hatıraları)Bayram Ali Öztürk · Kubbe Yayınevi · 201892 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·264 syf.··
2026 55. kitabı
Bu kitap, yüzeyde bakıldığında yapay zekâ sonrası bir dünyada geçen bir bilimkurgu romanı gibi görünse de, aslında çok daha derin bir yerde duruyor. Çünkü anlatılan şey yalnızca makinelerle insanlar arasındaki mücadele değil; insanlığın kendi yarattığı sistemler karşısında nasıl savrulduğu, kurtuluşu ararken nasıl tekrar tekrar aynı hatalara düştüğü ve en önemlisi de insan olmanın özünü kaybetme tehlikesi. Romanın olay örgüsüne derinlemesine bakıldığında dünya büyük bir kırılmanın ardından karşımıza çıkıyor. Yapay zekânın kontrolden çıkmasıyla devletler, şehirler ve medeniyet düzeni çökmüş; insanlar küçük kolonilere, sığınaklara ve yeni yaşam alanlarına çekilmek zorunda kalmış. Ancak yazar burada kıyamet sonrası bir dünyanın harabelerini anlatmaktan çok, bu harabelerin içinde yeniden anlam arayan insanları anlatıyor. Andre ve Kate’in çöllerde başlayan yolculuğu, terk edilmiş şehirler, yağmalanmış müzeler ve unutulmuş madenler arasında ilerlerken aslında insanlığın geçmişinin izlerini sürüyor. Bu yolculuk sadece fiziksel değil; aynı zamanda insan türünün kökenine ve geleceğine yapılan bir yolculuk. Müzedeki Neandertal kafataslarının keşfiyle birlikte romanın yönü değişiyor. O andan itibaren hikâye yalnızca hayatta kalma mücadelesi olmaktan çıkıyor ve büyük bir gizemin peşine düşüyor. Kafataslarının içindeki kuantum çipleri, geçmişten gelen bir mesajın anahtarı hâline geliyor. İşte burada yazarın en dikkat çekici başarısı ortaya çıkıyor: Bilimkurgu unsurlarını sadece heyecan yaratmak için kullanmıyor; onları insanlığın kaderini sorgulamak için bir araç hâline getiriyor. Romanın merkezindeki GANE kavramı da tam burada önem kazanıyor. Başlangıçta bir sistem, bir öğreti ya da bir topluluk gibi görünen GANE, aslında insanın kendisini yeniden tanımlama çabasıdır. Karakterler
GaneCeyhun Bıdıl · Yazıgen Yayınları · 06 okunma
9/10
·504 syf.·
2026 76. kitabı
2026 yılında en çok okuduğum yazar olan Nermin Yıldırım ‘ın ilk romanı. Burdan başlamamıştım ama 5 kitap sonra işte burdayım (: Nermin Yıldırım okurken alıntılama yapmaktan yeni sayfaya bir türlü geçemediğim için de ağır ağır sindire sindire haftalarca okurummm. Yine bir kopuk aile.. anne-baba-evlat üçgenindeyiz. Süreyya, bir yazar, yıllardır görmediği annesinden gelen bir telefonla başlar anlatmaya..Bir kırklarındaki Süreyya’dan bir de 69 yaşındaki annedinden dinleriz her şeyi. Bölümler bir kızı bir anneyi konuşturur. Pal Sokağı Çocukları okumalıyım artık (: Süreyya’nın da başucu kitabıymış. Ve de benim çocukluğumun da favori yazarı Jules Verne ile birlikte.. Bu kez Paul Auster’ı keşfediyorum Nermin hanım sayesinde. Süreyya üniversiteyi 12 Eylül darbesi zamanında hukuk okur. Dönemin soğuk günlerine götürür bizi. En iyi arkadaşı Zinnur, istismar mağduru bir genç kız. Yine Nermin Yıldırım imzası gibi bir karakter daha. Yıllar sonra çocuk yaşta başlayan istismarın katili olacaktır. Süreyya babaanneyle büyür. Ona da ait olamaz, hep boşlukta gibi. Babanne o üniversite 3’teyken ölür. Mezun olur, çevirmenlik yapmaya başlar. Hukukçu olmayı istemez. En güzel işi ranyo programı sunduğu kısımdı. Kırmızı Defter, edebiyat dolu bir akış. Her yazardan, her karakterden alıntılarla müthiş bir yayın akışı.. Gerçek olmasını isterdimm. NY ile bu radyoda tanışır, onun adına kitaplar yazacaktır daha sonra. Romanlar yazıp satacak, iyi bir paraya, Ny de kendi adıyla basıp yazar havasında gündemde kalacak.. Bir ara intihar romanı yazmak ister. Virginia Woolf , Sylvia Plath , Nilgün Marmara ‘nın intiharlarına götürür bizi. Çok hisliydi o satırlar.. Radyodan ayrılıp soluğu Barcelona’da alır. Aşk’ı bulur, Marcel. Bir de kızı olur, Ada.. Ancak uzun sürmez annelik. Barcelona’yı terkedip döner İstanbul’a bir bavulla. Aile olmayı bilmediği için, istemez.
Unutma Beni ApartmanıNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 20256,2bin okunma
Kurtuluşa giden yol
Puan vermedi·160 syf.··
2026 36. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2026 00:00
Aynı hikâyede 3 farklı kişinin gözünden Atatürk'ü okudunuz mu hiç? Biri Atatürk'ü Atatürk'ün gözünden, biri Atatürk'ün bir askerinin gözünden, diğeri ise bir çocuğun gözünden. Her bölüm sonunda bir sonraki bölüm hakkında bir cümle ile merak canlı tutulurken her bölüm başında da bir iki cümlelik geçmiş bölümden tekrar ile sürekli bir bütünlük sağlanmış. Bu bütünlük çocukların gözünde Atatürk'ün hikâyesini nasıl kalıcı kılar öğretmen arkadaşlarım bilir. Bu kitabı okurken oğlum okuldan geldi, öyle bir coşkuyla kitabı okumalısın dedim ki sen ne zaman bitirirsin diye sordu. Eşime öyle bir anlatmışım ki kitap okumayan adam aslında böyle kitapları ben de okumalıyım dedi. Eşim de dahil kiminle yazar hakkında konuşsam yazarı herkes tanıyor. Bir ben kalmışım bilmeyen. Bir yetişkinin gözüyle Atatürk'e çocukça bir sevgi, bağ oluştururken bir çocuk gözüyle vatan sevgisi, ülke ve vatandaşlık bilinci sağlıyor bu kitap. Varlığın içinde büyümüş çocuklarımıza vatanımızın kurtuluşunun nasıl yoksulluk içinde olduğunu anlatan öyle sayfaları var ki. Daha güzel anlatılamazdı. Müftü Efendiyi, cılız tavuğu, Şükrüye Hemşireyi... hangi birini sayayım? Ve biliyorum ben bu yoruma ne yazsam da kitabın güzelliğini anlatamayacağım. O yüzden lütfen en kısa herkes okusun, okutsun. Ataturk'ü bu kitaptan tanımak her çocuğun hakkı . Sarışın bir kurda benziyordu... Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı. Sakarya Savaşı, 22 gün 22 gece sürdü. 13 Eylül 1921'de zaferle sonuçlandı. Dünyanın en uzun meydan savaşı olarak tarihe geçti. Atatürk'ün atının adı "Sakarya" idi. Bu at, onun en sevdiği arkadaşıydı. Dünyada, çocuklara bayram armağan eden tek lider Atatürk'tür. Elbise ödünçtü ama, O elbiseyi giyen Yürek, koskoca bir millete ayağa kaldıracak kadar güçlüydü. Sessiz bir odada düşüncelere
Kurtuluşa Giden YolNaim Babüroğlu · İnkılap Kitabevi · 014 okunma
Üç Başı Mamur Bir Ankara Romanı: Ankara! Mon Amour
Puan vermedi·167 syf.··
2026 27. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 23:26
Bu yazıya kadar, hakkında yazdığım kitaplar, özellikle de romanlar, hep gelip beni bulmuşlardı. Karşıma çıkmakla kalmayıp bir şekilde beni etkileyen bu kitaplar henüz bitmeden, zihnimde tahlil cümleleri dolaşıma giriverir, haliyle de dayanamayıp o eserler hakkındaki analizlerimi satırlara dökmek zorunda kalırdım. Dergimizin bu sayıdaki ana temasının ‘Ankara’da Edebiyat’ olacağı kararlaştırıldığında bir kere daha bana kitap analizi düştü. Böylece ilk defa bir roman hakkında yazmak için bizzat arayış içine girmiş oldum. Elbette Ankara’mız, edebiyat dünyamızda hatırı sayılır bir alan işgal ediyor ancak roman söz konusu olduğunda bu alan bir hayli daralıyor. Konusu bütünüyle ya da büyük oranda Ankara olan roman sayısı ne yazık ki bir elin parmaklarını geçmiyor. Ankara ile alakalı roman söz konusu olduğunda, edebiyata ilgisi biraz yoğun olan birçok kimsenin olduğu gibi benim de aklıma ilk gelen Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun ‘Ankara’sı oldu. Lakin bu roman, hakkında ziyadesiyle yazılan, birçok analize konu olan eserlerden biriydi. Ayrıca, İbrahim Eryiğit Hocamız, bu sayı için hazırladığı ve önceden vâkıf olduğum hayli zengin içerikli yazısında, söz konusu kitapla ilgili de kısa ama tatmin edici bilgilere yer veriyordu. Ve ilk seçenek böylece elendi. Bir de ‘Yaşanmayanların Romanı’ vardı tabii. Muhammed Ali Koçak ile tanışmama ve dergimizin yazarlarından biri olmasına vesile olan bu roman hem neredeyse bütünüyle Ankara’da geçiyor hem de Ankara’nın kadim tarihine dair birçok bilgi içeriyordu. Lakin onun hakkında da yakın zamanda web sayfamız ve e-dergimizde bir analiz yayınlamıştım. Araştırmamı sürdürürken nihayet istediğim özelliklere sahip romanı yakaladım. Hem adı hem de hikâyesi Ankaralıydı. Başta da ifade etmeye çalıştığım gibi bu sefer kitabı ben arayıp bulmuştum;
Ankara, Mon Amour!Şükran Yiğit · İletişim Yayınları · 20221,646 okunma