Adın Kurtigurs, dinin Ortodoks, karın Bizanslı Teodora olmadan buradan kaç kardeşim. Bizans kahpelerin, kalleşlerin, yağcıların diyarı. Kakacaksan sen de onlara uyavaksın. Havasına uymayanı Bizans yok eder. Buradan, özellikle Teodara'dan kaç...
Teodora'ya şeytanlar kralıyla yatıp onun eşi olacağı rüyasında söylenmişti.
"Anlattığım şeylere tanık olmadım ama gördüklerinde ısrar eden kimselerden işittim" diye yazıyordu Prokopius.
Ayasofya'yı gezdiyseniz, görmüşsünüzdür. O eşsiz sütunların üzerindeki başlıklarda
Jüstinyen ile karısı Teodora'nın başharflerinden oluşan monogramlar yer alır. Tıpkı günümüz dev şirketlerinin logoları gibi. Yani Ayasofya bir mabet olduğu kadar, aşktan gözü dönmüş bir imparatorun, sevdiği kadın için yaptırdığı devasa bir anıttır da...
Teodora, Ayasofya'ya bakıyordu Jüstinyen'in yanında. Roma kerhanelerinde anlamıştı insanoğlunun alçaklığını. Romalı askerlerin çadırlarında farkına varmıştı bu büyük acımasızlığım, Romalı asillerin yatağında öğrenmişti insanoğlunun ikiyüzlülüğünü. Bu yüzden Konstantinopolis'in halkı ayaklandığında biç heyecanlanmadı. Romalı asiller onlara katıldıklarında hiç şaşırmadı. Halk, Konstantinopolis'i ateşe verdiğinde hiç korkmadı. Jüstinyen kaçmak istediğinde bile korkmadı. Zarafetini biç yitirmeden tuttu imparatorun ellerinden. Kendi oğlunun gözlerinin içine bakar gibi baktı kocasının gözlerine. Yumuşak ama kesin bir ifadeyle şöyle dedi: "Sen İmparatorsun, ölmek daha çok yüceltir seni kaçmaktan. Ama daha iyi bir yol var ölmekten: Öldürmek.”
Teodora yanındaydı Jüstinyen'in. Konstantinopolis kışının en mutlu günüydü. Tapınak tamamlanmıştı. Beş yıl süren çalışma sona ermiş, beş yıllık hırs, zekâ ve emek, yepyeni bir kilise olarak kendini göstermişti bu eski kentin ortasında. Beş yıllık düşlerine bakıyorlardı İmparator'la İmparatoriçe. Birbirini deli gibi seven iki âşık, birbirine tutkuyla bağlı iki insan, birbirine inanan iki can yoldaşı. Teodora'nın eli, Jüstinyen'in avucundaydı. Dünyanın kötülüklerinden korunmak için imparatorun kudretli avucuna sığınan bir kuş gibi. Ama kimin kime sığındığı belirsizdi. Teodora sokaklardan geliyordu. Sokaklar, Roma devletinin yüksek terbiyesiyle büyüyen bir imparatorun öğreneceğinden çok daha fazlasını öğretmişti ona. Teodora olmasaydı Jüstinyen olmazdı. Füstinyen olmasaydı ne Roma yeniden altın çağını yaşayabilir, ne de Konstantinopolis küllerinden doğabilirdi.