Sessiz Hasta
Puan vermedi·309 syf.··
2026 12. kitabı
Kitabın içinde yer alan Alicia’nın günlükleri geçmişi, ailesi, evliliği ile ilgili bilgiler içeriyor. Bu duruma nasıl gelindiği hakkında fikirler veriyor olsa da gizemi elden bırakmadan olaylar kaldığı yerden devam ediyor ta ki son sayfalara kadar. Aynı zamanda içinde bulunduğu ruhsal durumunu da betimliyor. Ressam olan Alicia’nın portreleri de derin anlamlar barındırıyor. Sadece Alicia değil Theo’nun çocukluğundan, aile yaşantısından evliliğe kadar olan hayatından da bahsediliyor. Yan karakterlerin de olaylarla bağlantıları, tutarsız ifadeleri, geçmişin izleri, ruhsal bunalımlar, yarım kalan hayatlar, cevapsız kalan sorular, yerine oturmayan parçalar insanın daha çok kafasını karıştırıyor. Bu da merakımı hep canlı tutmama neden oldu. Yazarın tam da amacı bu zaten devamlı düşünmeye itmesi, aklımızla oynamaya çalışması. Ve her şeyin ortaya çıktığı o son bölümde tam bir ters köşe yapması. Kitap, yayımlandığı yılın en iyi gerilim romanı olarak seçilmiştir. Aynı zamanda New York Times Çok Satanlar listesinde de yer almış. Yazarın ilk romanı olmasına rağmen oldukça başarılıydı. Psikolojik temellere dayanan sağlam bir kurgusu var. Agatha Christie kitaplarından çıkmış gibiydi. Gerilim olarak yavaş bir ilerleyişi olsa da heyecanı hiç eksilmedi. Gizem-gerilim-psikoloji üçlemesine güzel bir örnek oluşturuyor. Ayrıca psikoterapist nedir, terapi nasıl olmalıdır, uygulanan teknikler gibi geniş bir açıdan psikoloji ile ilgili detaylarda yer alıyordu. Ve tahmin edilemez oluşuyla şaşırtmayı da başardı. Bu türü sevenlerin beğeneceğinden eminim. Kitabın sinemaya uyarlanacağının da sinyalleri verilmiş. Tavsiye ederim
Sessiz HastaAlex Michaelides · Domingo Yayınevi · 202312,9bin okunma
İçselleştiren bir eser!
Puan vermedi·400 syf.··
2026 16. kitabı
Bir kez okumakla anlaşılmayacak kadar derin. Her okuma ise farklı bir derinlik yaratacak kadar özgün bir eser. Hayatı sorgulatan cinsten. Dünya cetvelle ya da doğal olarak sınırlarla bölünmüş olsa da insan türü temelde aynıdır. Aynı şeyleri yaşar, üzülür ve kum tepeleri gibi benzer hayatlar yaşayarak ölürüz. Belki dil ve coğrafya farklıdır. Kültür ya da hava belki de her şey farklı fiziki olarak ama yaşam sanki az önceki benzetme gibidir(kitaptan aklımda kalan) İnsan hayatları da kum tepeleri gibidir derdi; sürekli oluşur ve bozulur. Biz orada aynı/benzer şeyler görürüz, insan hayatı gibidir onlar da esasında. Kitaplar bu yüzden değerlidir; zira okunan her kitap en az bir hayattır, belki tecrübe belki de okuyan için terapi. Yaşamın bu kadar hızlı akması, bu kadar benzer süreçlerde geçmesi. Bize kendi hayatlarımıza tekrar bakma imkanı sunar. Öyle ki içimizde hissederiz; hayal kırıklıklarımızı, geçip giden anlarımızı. Hayat trene binmek gibidir demişti Prado bir keresinde. Hepimiz aynı trendeyiz içimiz farklı olabilir ama hepimiz için akıp giden tek bir zaman var. Bize rağmen akmaya devam eder, biz o ara ‘yaşarız’, belki! Bende uyandırdığı, içimde hissettiğim düşünceler bunlar. Muhtemelen tekrar okuyacağım, çok beklemeden hem de. Zira yastığın hemen yanında saklanacak kitaplardan. Bolca alıntı yapılacak, tekrar tekrar okunacak.
Lizbon'a Gece TreniPascal Mercier · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20122,192 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
8/10
·155 syf.··
2022 45. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 30 Haziran 2022 00:00
Viktor E. Frankl’nin tüm zamanların en çok satan ve ilgi gören (popüler kitaplara alerjim var diyemem, sadece haketmedim ilgiyi kabullenen eser ve sahiplere karşı soğukluğum var, doğru) “İnsanın Anlam Arayışı”nın ilk bölümünde II. Dünya Savaşı sırasında bir toplama kampındaki deneyimlerini aktarırken, ikinci bölümde ise kendisinin kurmuş olduğu “Logoterapi”nin detaylarını günlük yaşamdan örnekler vererek açıklıyor bizlere. Toplama kamplarındaki sayılar veya numaralarla insanların tanınması, “kimliksizleştirmenin” bir parçası ve en etkili yolu. Bunu sosyolog Zygmunt Baumann da dile getirir. Zamyatin’in “Biz”inde de böyledir, Ken Loach harikası olan “I, Daniel Blake”te de “Ben bir insanım, bana atfetmiş olduğunuz bir sigorta numarasından çok daha fazlasıyım,” der. Bu örnekleri muhtevayı iyice anlattığını düşünüyorum. Bir insanlık ayıbı olan Auschwitz Nazi toplama kampları 1 milyondan fazla insanın ölümüne sebebiyet vermişti. İnsanın Anlam Arayışı, hayatım cehenneme çeviren kamp hayatından sonrasını da ele aldığından çok değerli. Özellikle II. bölüm beni daha çok etkiledi ve artık psikolojinin tıkanma noktasına geldiğini düşündüğümüz noktada (psikanaliz-bilişsel yaklaşım) Logoterapi yöntemiyle, bilim dalının ömrünü uzattığını düşünüyorum. Logoterapi nedir peki? Logoterapi, logos(anlam) ve terapi kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuştur. Logoterapi anlam merkezli bir psikoterapidir ve hastanın gelecekte yerine getirilecek anlamlar üzerinde odaklanır. Logoterapi’ye göre, kişinin kendi yaşamında bir anlam bulma arayışı, insandaki temel güdülendirici güçtür. Kişisel varoluşta somut bir anlama bulma arayışı, kaygan bir zeminde yürümeye benzer. Ne mutlu ki, cevabını bulabilene. Bulamayanlar ise, ara durur, belki son nefeste, belki de asla. Acı çekmenin insana bir yol
İnsanın Anlam ArayışıViktor E. Frankl · Okuyan Us Yayın · 202651,4bin okunma
'Kararlı olmak, sessiz olmak demektir. '
10/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Nisan 2026 11:45
Gerçek hayatta sık rastlayamadığımız, filmlerde geçen duygu dolu bir sahne vardır. Salon kalabalıktır, herkes kendi arasında sohbete dalmıştır, siz mikrofonu alır bir şeyler söylemeye başlarsınız, herkes susar. Bir an tereddüt edersiniz ve salonda bulunan, arkadaşlarınızı, ailenizi, sevdiğiniz ve hiç sevemediğiniz insanları şaşkına çevirecek o konuşmayı yapmaya başlarsınız. İlk dakikalarda içinizden bir ses bunun delilik olduğunu söyler ama son cümleye geldiğinizde, sizin bu cümleleri söylemeye, dinleyenlerin de bunları duymaya uzun zamandır ihtiyaç duyduğunu anlarsınız. Darian Leader size uzaktan göz kırpıp, onay veren ve bu çılgınlığı başlatmanız konusunda sizi yüreklendiren bir analist... O halde başlayalım :) Şakaydı elbette ama bu uzun ve yorucu :)) 9 yılda, bana en az kitaplar kadar yardımı olan kıymetli arkadaşlarıma teşekkür ederim. Darian Leader, Lacancı bir psikanalist. Lacan'ın teorilerini kendi eserlerinden kavramanın güçlüğünü gidermek için âdeta özel bir çaba sarfediyor. Zaman zaman Klein ve Lacan'ın düşüncelerinin bağlantılarını da bulmaya çalışıyor. Ama bunu psikiyatrinin tatsız atmosferinden çıkarıp ilgi çekici, entelektüel ve öğretici bir yolculuğa dönüştürüyor. Leader, 'Kesinlikle Bipolar' eserinde yaygın şekilde kullanılan psikiyatri ilaçlarının gerçek yüzünü ortaya çıkardığında kendisine çok saygı duymuştum. Hattâ ilaç pazarına müşteri kimliğiyle dahil edilen hastaya 'en çok işe yarayacak kokteylin' hazırlandığını ifşa eden cümlesi alkışlanasıdır. Bu eseri bitirip de, ben manik-depresyonu tanımlayan motifleri anlayamadım diyebilecek kişi çıkmaz sanıyorum. Bir analistin yazmaktan büyük keyif alan bir edebiyatçı gibi bir üslûp geliştirdiğini görmek okuru da motive eden ana etkenlerden biri. Bir bilgi yığını olmasından çok günlük hayatın içine
Psikoloji
İş İşten Geçtikten Sonra Verilen SözlerDarian Leader · Ayrıntı Yayınları · 200011 okunma
10/10
·100 syf.··
Beğendi
·
2026 40. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 01 Mart 2026 00:00
"TEMET NOSCE" "Sonsuz olasılıklar evreninde bir seçim yaptı isen onun senin için en iyisi olduğuna inanıp kararlılıkla yürümelisin, diğer olasılıklar artık zaten yok oldu." Hayatın bizi en beklenmedik anlarda, en karanlık köşelerde sınadığı anlar vardır. Bazen bu sınav, tüm dünyanın sarsıldığı birkaç saniyeye sığar. Eser, tam da böyle bir anın, ölümle burun buruna gelinen o eşikte yaşanan dönüşümün hikâyesini anlatıyor. 6 Şubat depreminin en ağır yıkımını yaşayan Hatay'da geçiyor. Raçel, sarsıntının şiddetinin doruk noktasına ulaştığı o birkaç saniyede, fiziksel dünyadan koparak bambaşka bir boyuta geçiyor. Bu sıradan bir baygınlık ya da bilinç kaybı değil; "mental bir kopma" olarak tanımlanan, ruhun bedenden ayrıldığı anlar... Raçel'in deneyimlediği şey, ölümden dönüşlerle ilgili anlatılanların ötesinde. O, o kısacık anda evrenin yaratıcısıyla karşılaşıyor, sonsuz bir ışığın içinde kendini buluyor. Korkuların tamamen yok olduğu, yalnızca saf sevginin var olduğu bir yer burası. Tasavvufta "vuslat" denilen o kavuşma anını, dünyevi tüm bağlardan arınmış halde deneyimliyor. Bu olağanüstü deneyim, Raçel için bir son değil, gerçek anlamda bir başlangıç oluyor. Yaşadıklarını anlamlandırmak, bu deneyimden edindiği kazanımları yeni hayatına ışık yapmak için bir araştırma yolculuğuna çıkıyor. Artık sorduğu sorular farklı: · O an gerçekte ne yaşadım? · Ölüm dediğimiz şey aslında nedir? · Bu deneyim bana kendimle ilgili ne öğretti? · "Kendini bil" çağrısı benim için ne anlama geliyor? Depremden sağ kurtulan Raçel'in sonraki 21 günü... Bu süreçte yaşadıkları, hissettikleri ve en önemlisi bunların onda bıraktığı izler öyle ustalıkla aktarılmış ki, okumaktan çok izlediğinizi hissedeceksiniz. Beni en çok etkileyen noktalardan biri, deprem sonrası ortaya çıkan insan manzaraları
Edebiyat
Temet NosceMüge Akgün Gülşen · Karina Yayınevi · 202545 okunma
10/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 38. kitabı
“Kintsugi'de ağzınıza koyabileceğiniz güvenli Urushi kullanılıyordu. Onarım iz bıraksa da Japonya'da eskiden beri ortaya çıkan yeni manzaranın tadını çıkarma geleneği vardı. Çatlaklar ve kırıklar doğanın yarattığı şekillerdi. Oraya başka bir renk ekleyerek öncesinden farklı bir manzara elde ediliyordu.” Merhabalar Kitap sever dostlarım. İyi hisset serisini çok sevdim. Her ay bu seriyle ilgili kitaplar okumak çok keyif veriyor. Uzakdoğu edebiyatını sevmeye başladım. Öncelikle Kintsugi nedir? Hiç duydunuz mu? Kintsugi, adını Japonların kırılan seramikleri altınla onarma sanatı olan “kintsugi”den alır. Bu sanat, kusurları gizlemek yerine onları değerli kılmayı simgeler. Roman da tam olarak bu fikir üzerine kuruludur. Aslında kitabı okurken bir sanatın inceliğini ve üç kuşak kadının kırılma hikayesini okuyoruz. Roman, üç farklı kuşağa mensup kadının —bir büyükanne, bir anne (Yuuko) ve bir kız çocuk (Mao)— hikayesini merkeze alır. Hikaye, Kanazawa’nın geleneksel dokusunda, vernik (urushi) kokularının sindiği bir evde geçer. Hikaye ile sanatın uyumu çok iyiydi. Kırılan kendi yaşamlarında çatlakları onarmaya çalışırken Kintsugi sanat evi de kırılan şeylerin atılmadığı ve onarılmaya çalışıldığı bir sanat. Çok sevdim terapi gibi bir sanat. Kitabı genel okurken sıcak bir atmosfer ve sakinlikle okuyorsun. İster istemez iyi hissediyorsun. Yuuko’nun yaşadıkları ve kendini bırakmaması ve Mao’nun lise öğrencisi olup ve büyük annesi ile iletişimi ve sanatın inceliklerini öğrenmesi ve kendi yolunu çizmesi manidardı. Kitabın son cümlesi de beni çok etkiledi. Tavsiye ederim. Kitapla kalın.
Kintsugi EviSanae Hoshio · Athica Yayınları · 202644 okunma