Terör örgütünü asla taviz verilemez, imasında bile bulunulamaz.
Özellikle hitap tarzında onları cesaretlendireecek veya sımart abilecek bir tutum takılamaz.
Yetişkinlerin savaştığı bombalar attığı, birbirini kesip doğradığı, acımasızlığın kol gezdiği bir dünyada gençlerin yurtsever, dine bağlı, uslu, terbiyeli olmaları söz konusu değildir. Koca Tanrı'nın adamı olarak sözleri geçerlidir, uygundur "suç ve sorumluluk yetişkinlerindir"Gençler suçsuzdur.
Soru sorulması gerekenler defalarca terör örgütünü bitirme noktasına getiren TSK değil, bu süreçte görevini yapmayan diğerleridir. Çünkü TERÖRLE MÜCADELE TOPYEKÜN yapılması gereken bir mücadeledir. Biz askerlerin icra ettiği kısmı ise TERÖRİSTLE MÜCADELE kısmıdır.
Yaşadığımız anarşinin siyasal nedenleri vardır, işsizlikle ve düzensiz kentleşme ile ilgili sınıfsal nedenleri, toplumsal nedenleri vardır. Ama işin bir de bu yanı önemli. “Kim” finanse ediyor bu terörü? Bu soruyu sorup yanıtlarını almak zorundayız. Yaşadığımız anarşinin siyasal nedenlerini, toplumsal nedenlerini masa başından teorik yazılarla kestirip yazmak kolaydır. Fakat terörün kimler tarafından nasıl ve ne biçimde desteklendiğini, olayın bir de bu yönünü, araştırıp yazmak kusura bakılmasın biraz yürek işidir, cesaret işidir.
Günümüzde birçok tarih bilmez ya da açıkça "üstat" dediği Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu dergisinde "Artık günün geldi!" başlıklı bir yazı yazmış; İsmet Paşa'yı açıktan tehdit ediyor ve ölmesinin yakın olduğu haberini veriyordu. "Haksız bir taşın açtığı bere üstündeki minicik plaster ne demek? Haklı bir güllenin yere sereceği leşi örtecek kocaman kefenden ne haber?" diyerek İsmet Paşa'ya taşla değil gülle ile saldırılması gerektiğini söylüyordu. DP iktidarının körüklediği olaylar artık kontrolden çıkıyor, CHP'nin her gittiği yerde DP'liler tarafından olaylar çıkartılıyordu. İktidara gelebilmek için önceki yıllarda toprak ağalarıyla ve karşı devrimcilerle anlaşan Menderes bu sefer dinci yobaz lider, Nur Cemaatinin kurucusu Said Nursi'ye mektuplar göndererek kendisini desteklemesini istemiş ve dini iyice siyasete alet etmeye başlamıştı.
CHP'nin seçim gezileri, devlet eliyle
engellenmeye çalışılıyordu. Telgraf çekip Kayseri'ye gelmemesini isteyen Kayseri Valisi Ahmet Dallı'ya İsmet Paşa "Maskara! Beni Said-i Kürdi (Nursi) sanıyor!" diyerek sert tepki göstermiş ardından da trenle Kayseri'ye doğru yola çıkmıştır. Tarih 3 Nisan 1960'dır. Devlet gücüyle terör estiren Vali, İsmet Paşa'nın trenini Himmetdede istasyonunda durdurmuş ve askerlere, gerekirse silah kullanılması yönünde emir vermiştir. Ancak Valinin görevlendirdiği Binbaşı Selahattin Çetiner bu emre uymayarak askerleriyle 3 sıra halinde dizilmiş, İsmet Paşa'yı koruma çemberine alıp şehre girmesini sağlamıştır. (Düşman askerlerinin yapamadığını Kayseri Valisi denemiş fakat Yunan askerleri gibi bozguna uğramıştır.)
Hakikatten umudumuz kesildi. Yalnızca bir sonraki yalanı merak etmek bizi ayakta tutuyor. İnsanlar birbirlerinin dertlerini kusur sayıyor. Hayat, insanın kaybetmekte olduğu bir oyuna dönüştü. Suç, ihlal, terör, delilik ve kaçışın sunduğundan başka bir özgürlük seçeneği yok.