İnsan yaşlanmaya başlayınca hayatını yaşamak istiyor, dümdüz, çıplak hayatı, körlemesine, amaçsız, nedensiz, şekilsiz ve sınırsız yaşamak istiyor. İnsanı sadece bu muğlak ve aptal hayat gerçekten ilgilendiriyor. Sadece hayat seni bir anlığına da olsa teselli edebiliyor, çünkü onu kaybedeceğini biliyorsun.
Wimbledon Tenis Turnuvasının ilk siyahî şampiyonu Arthur Ashe, kan naklinden kaptığı hastalıktan dolayı ölüm döşeğinde iken, hayranlarından biri, “Allah böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?” diye sorar. Arthur Ashe‘nin cevabı şu olur: “Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar, 5 milyonu tenisi öğrenir, 500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini yarışmalara girer, 5 bini büyük turnuvalara erişir, 50’si Wimbledon‘a kadar gelir, 4’ü yarı finale, 2’si finale kalır. Elimde şampiyonluk kupasını tuttuğum zaman Allah’a ‘Neden ben?’ diye hiç sormadım. Şimdi sancı çekerken, Rabbime hangi yüzle ‘Neden ben?’ diyebilirim.”
Freud insana, onu teselli etme uğruna miskin dünyasına açılan bir kapı sunmamış; dünyevi veya ilahi cennetlere bir kaçış yolu göstermemiştir.Aksine, daima insanın özüne uzanan ve en derinlere inen tehlikeli yola yöneltmiştir onu.