Mesnevi bize şu dersi verir: “Yoksul bir derviş Herat’ta Horasan Vâlisi’nin süslü püslü kölelerini gördü. Köleler Arap atlarına binmiş, altın sırmalı elbiseler giymiş, daha başka süslerle süslenmişlerdi. Derviş ‘Bunlar hangi beylerdir, hangi ülkenin padişahlarıdır?’ diye sordu. Ona dediler ki: ‘Bunlar bey değil, Horasan Vâlisi’nin köleleridir.’ Yoksul derviş kalbinden geçen ‘Allah’ım kula bakmak nasıl olurmuş bak da Vâli’den öğren’ cümlesine engel olamadı. Derviş çıplaktı, yoksuldu, yiyeceği yoktu, Kışın soğukta tir tir titriyordu. Elinde olmaksızın böyle bir cürette bulundu. Nihayet günün birinde padişah, vâlinin bazı işlerinden rahatsız oldu ve elini ayağını bağlatıp onu zindana attı. O süslü püslü kölelere de ‘Efendinizin hazinelerinin yerini söyleyin’ diye türlü işkenceler etti. Gece gündüz çekilen işkenceler neredeyse bir ayı buldu. Fakat tek bir köle bile efendisinin sırrını söylemedi. Konuşmayacağı anlaşılan kölelerin hepsi paramparça edilerek öldürüldüler. Yoksul derviş, uykudayken ötelerden şöyle bir ses işitti. Ey kendini derviş zanneden kişi, gel sen de kul olmayı vâlinin kölelerinden öğren.”