“Sonsuz başarısızlığın olmadığı bir düzlem. Vazgeçip kendimi özgür bıraktım. ‘Bağışlama’ ile ‘özgürlük’ kelimeleri birçok dilde aynıdır; bu çok bariz bir tespit olabilir, ancak o sırada ‘bırakmanın’ da aynı kefeye alınabileceğini fark ettim.”
“ Önce uzun bir acı olur. Keder sonra gelir...
Bu acının bedenimdeki yerini tespit etmeye çalışıyorum, kaynağı tam olarak neresi? Şimdi göğsümün derinliklerinde, diyaframın olduğu yerde, beni boğuyor, nefes almamı engelliyor. Aslında bu göçebe bir ağrı. Şimdi yukarıda boğazımda, ağlama merkezinin oralarda bir yerde. Şu anda hamur kıvamında, tam pişmemiş ekmek gibi, yutması zor. ”
Peki sorunlar ve ilgili çözüm alternatifleri hakkında bu kadar çok bilgiye sahip olmamıza rağmen neden bir türlü harekete geçemiyoruz? Aslında bunun bir küçük bir de büyük iki temel nedeni vardır. İlki basit. Okumak, dinlemek, izlemek gibi pasif öğrenme eylemlerini gerçekleştirmek nispeten daha kolaydır. Oysa çabalamak ve harekete geçmek gerçekten zordur ve biraz cesaret, biraz da emek ister. Bu durum ne yazık ki birçok insanın gözünü korkutur. Ama asıl büyük sebep "beklenen doğru zaman" kavramından kaynaklanır.
Çünkü onun tespit ve teşhislerine göre bizim hastalıklarımız fakr u zaruret, ihtilâf ve cehaletti. Bu illetlerin çaresi de, çalışma, ittifak, ilim ve mârifetti
Ortaklık beladır. İşler iyi giderken açgözlülükten, kötü giderken tıyniyetsizlikten bozulur. Bozulduğu an en zor durumda olan kimse kabak onun başına patlar.