Pusula

Pusula
@theoverthinker
İflah Olmaz Bir ASOSYALİM : Yaşamak zorunda bırakıldığım bu son derce garip gerçek dışı dünya sanki hasta bir beynin ürünü kötü bir fantezi.
LİSE
İSTANBUL
İSTANBUL, 3 Aralık
1067 okur puanı
Aralık 2018 tarihinde katıldı
Şeytanın aldatma biçimi ilginçtir. Şöyle nasihat ederek insanı aldatır: “Ne gam çekiyorsun böyle? İstediğini yap! Allah kerem sahibidir, rahmeti boldur, azap vermez, ceza vermekte acele etmez. Vakti geldiğinde tövbe eder, annenden doğduğun gibi temizlenirsin. Şimdi daha gençsin. Hem, su bulanmadan durulmaz.” Şeytan bu nasihatiyle insanı kandırır. Akıllı olanlar buna kanmaz, Hak Teâlâ’nın, “Şeytan sizin düşmanınızdır. Siz de onu düşman sayın.” (Fatır, 6) ve “Zira o sizin apaçık düşmanınızdır.” (Yasin, 60) âyet-i kerimelerini kulaklarına küpe yaparlar. Evet, şeytan hep düşman olmuştur; kadimden bu yana, ata ve dededen beri. Ondan hayır bekleyen beklediğini bulamaz. Ona ve onun sözlerine niçin uyulsun? Hz. Âdem ve Hz. Havva’ya neler yaptığını bilmiyor musun, duymadın mı? Nice insanoğlunun imansız gitmesine sebep olmuş, iman harmanını kibir ateşiyle yakıp kül etmiştir. Her zaman uzun emellerle ölümü unutturmuş, ölüm geldiğinde de gaflette olanların imanlarını kolaylıkla çalmıştır. Böylelikle insanlar, imansız ve kara bir yüzle Hakk’ın huzuruna giderler.
Sayfa 142 - Sufi Kitap
Din
Reklam
İnsan, “İş ve kârım ne olacak? Bu yıl bu kadar kâr ettim, gelecek yıl ne yapmak gerekir ki bunun gerisine düşmeyeyim hatta daha ileri gideyim?” diye düşünür. Bugünün işini bırakır, yarının işini düşünmeye dalar. Burada kalmaz; bir sonraki yılı, iki yıl sonrasını düşünecek hale gelir. Yarına dahi çıkacağı belli değilken, çok fazla gün ve yılın işini düşünmeye başlar. Öyle biçe düşüne, düşüne işleye iş bir deryaya dönüşür. İş derya olur, kişi deryada dalgıç… Malum, dalgıç zamanla daha derin denizlere dalmak ister. Dalar ama derin denizler dalgalı olduğundan dalgıç yorulur. Gücü ve takati kalmadığından denizin dibine inemez; inemediği için de bir şey bulup çıkaramaz. Muradına eremez, denizin kıyısına dönmek ister. Fakat daldığı yerden, kıyılardan uzaklaşmıştır. Dalgalarla boğuşur, kıyıya varmak ister. Dalgalar bırakmaz, güç ve kuvvetten düşer. Deryalarda boğulup gider.
Sayfa 141 - Sufi Kitap
Din
İnsan, başta ömrünün uzun olduğunu düşünür, “Bu kadar yıl yaşarım...” deyip ölümü unutur. Ölümü unuttu mu yüzünü dünyaya çevirir, dünyaya gittikçe onu sevmeye başlar. Nefs-i emmârenin, hayal ve erişilmez emellere sahip olduğunu söylemiştik. Nefs-i emmârede olanlar; yarına çıkacaklarından emin olmadıkları halde elli yıllık düş kurar, bunların peşine takılırlar. Bağ-bahçe, ev-bark, oğul-kız, kazançlı mülkler için tedbir alırlar. Bunların hepsi için dünyalık lazımdır. Arzu dünyayı kazanmak olunca, gece-gündüz demeden çalışmak gerekir. Kendini böyle teslim etmeyene, dünya kendisini teslim etmez, muradına kavuşturmaz.
Sayfa 141 - Sufi Kitap
Din
Ey aziz! Dünyayı sevmenin sebebi ölümü unutmaktır; ölümü unutmanın sebebi ise, geleceğe dair uzun emellerin endişesiyle yaşamaktır. Nefs-i emmare sahipleri uzak emeller besler, bunlara dair endişe duyarlar. Bu hale, “tûl-i emel” denir. Kişi, “Şunu şöyle edelim, bunu böyle yapalım.” derken ölümü unutur. Ölümü unutmak, kişiye dünya muhabbetini getirir.
Sufi Kitap
Din
Dostoyevski ''Suç ve Ceza'' adlı romanında şöyle der: ''Başkalarının zavallığına bakıp kendi haline şükredenlerden tiksiniyorum'' Dostoyevski'nin bu cümlesi insanın başkalarının acısı üzerinden kendini yüceltme eğilimini yargılar. Bu yalnızca bir ahlaki çöküş değil, aynı zamanda insanın kendi yalnızlığını ve eksikliğini örtme çabasıdır. Gerçek şükür, başkasının acısını küçümsemekle değil, onu anlamak ve taşımakla başlar. Çünkü her acı insanlığın ortak mirasıdır. Çünkü her acı insanlığın ortak mirasıdır ve onu görmezden gelmek, kendi insanlığımızdan vazgeçmektedir.
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Dünya Klasikleri
Reklam