“Şunu da unutma: İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın!
“Ey oğul, yükün ağır, işin çetin, gücün kula bağlı.
“Allah yardımcın olsun!”
Bu özet vasiyetin sadece “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın” şeklindeki tek cümlesini alıp kısaca şerh etmeye çalışalım.
“İnsanı yaşat,” diyor Şeyh Hazretleri. “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın!”
“İnsanı yaşatmak” için ne yapacaksınız? Öncelikle ona “aş (yemek-ekmek)” vereceksiniz...
“Aş” verebilmek için de “iş” vermek zorundasınız. Bir işte çalışıp üretecek, kazandırırken kendisi de kazanacak. Böylece ekonomi gelişecek, devlet de güçlenecek.
“İş” verebilmek için, tabii ki “tesis, fabrika vs.” kuracaksınız, yerine göre sanayileşeceksiniz. “Üretim-tüketim dengesi” tesis edecek, ardından gelir dağılımında adalet sağlayacaksınız.
Ve hem doğru yaşaması, hem de işini doğru düzgün yapabilmesi açısından, insanı eğiteceksiniz. Bunun için okullar açacaksınız, üniversiteler kuracaksınız, öğretmenler, öğretim üyeleri yetiştireceksiniz.
Verimli çalışabilmesi ve üretebilmesi için, her insana kaliteli sağlık hizmeti vereceksiniz. Yani kendi çağını aşan hastahaneler kuracaksınız; doktor, hemşire, laborant, bakıcı, eczacı, araştırmacı yetiştireceksiniz.
Biliyorum, bunlar hem evrensel, hem de çağdaş normlar. Demek oluyor ki, günümüzden yedi yüz küsur sene önce yaşamış olan Şeyh Edebali, çağını çok aşan evrensel normlarla hayata bakabilmiş, devletin bu çerçevede kurulması hâlinde ancak kalıcı olabileceğini düşünebilmiştir.
Bu topraklarda böyle bir beyin yetişti. Fakat ideolojik saplantıları olan aydınla okuma ve araştırma özürlüsü siyasetçi bu beyni görmezden geliyor. Görüp yararlanmak isteyenleri de “aforoz” etmeye kalkışıyor.