Puan vermedi
"Sanatlı bir eser, sanatkârı icab eder..." İşte ey tabiata saplanan ve bataklıkta boğulmak derecesine gelen gàfil! Bütün mâzi ve müstakbele ulaşacak hikmetli ve kudretli mânevî el sahibi olmayan birşey, nasıl bu zeminin hayatına karışabilir? Senin gibi hiç ender hiç olan tesadüf ve tabiat buna karışabilir mi? Kurtulmak istersen, "Tabiat, olsa olsa bir defter-i kudret-i İlâhiyedir; tesadüf ise, cehlimizi örten gizli bir hikmet-i İlâhiyenin perdesidir" de, hakikate yanaş. Yirmi Beşinci Pencere Nasıl ki, madrub, elbette dâribe delâlet eder; san’atlı bir eser, san’atkârı icâb eder; veled, vâlidi iktizâ eder; tahtiyet, fevkıyeti istilzam eder, ve hâkezâ. Bütün umûr-u izâfiye tâbir ettikleri, biribirsiz olmayan evsâf-ı nisbiye misillü, şu kâinatın cüz’iyâtında ve heyet-i umumiyesinde görünen imkân dahi, vücûbu gösterir. Ve bütün onlarda görünen infiâl, bir fiili gösterir. Ve umumunda görünen mahlûkıyet, hàlıkıyeti gösterir. Ve umumunda görünen kesret ve terkib, vahdeti istilzam eder. Ve vücûb ve fiil ve hàlıkıyet ve vahdet, bilbedâhe ve bizzarure, mümkin, münfail, kesîr, mürekkeb, mahlûk olmayan, Vâcib ve Fâil, Vâhid ve Hàlık olan mevsuflarını ister. Öyle ise, bilbedâhe, bütün kâinattaki bütün imkânlar, bütün infiâller, bütün mahlûkıyetler, bütün kesret ve terkibler, bir Zât-ı Vâcibü’l-Vücud, Fa’âlü’n-Limâ Yürîd, Hàlık-ı Küll-i Şeye, Vâhid-i Ehade şehâdet eder. Elhâsıl: Nasıl imkândan vücûb görünüyor; infiâlden fiil ve kesretten vahdet-bunların vücudu, onların vücuduna katiyen delâlet eder. Öyle de, mevcudât üstünde görünen mahlûkıyet ve merzûkıyet gibi sıfatlar dahi sâniiyet, rezzâkıyet gibi şe’nlerin vücudlarına katî delâlet ediyor. Şu sıfâtın vücudu dahi, bizzarure ve bilbedâhe, bir Hallâk ve bir Rezzâk Sâni-i Rahîmin vücuduna delâlet eder. Demek, herbir mevcud,
Alıntı
SözlerBediüzzaman Said Nursî · Söz Basım Yayın · 20126,9bin okunma
10/10
·105 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Ocak 2026 18:09
Mezopotamya’nın kalbinde; kuzeyde siyasi gücün temsilcisi Asur, güneyde ise kültür ve dinin başkenti olan Babil’in günlük yaşamının bilinmeyenlerine dair, bu iki uygarlığın günlük hayatına konuk oluyoruz. Bu uygarlıkların günlük hayatına doğru adım attıkça görüyoruz ki sadece kralların ihtişamlı saray yaşamını ya da bitmeyen savaşlarını okumuyor aynı zamanda Asur ve Babil halkının nasıl yapılarda yaşadıklarını,neler üretip neler yediklerini,evliliklerin nasıl yapıldığını,hangi inançlara sahip olduklarını ve daha bir çok şeyi kolay ve anlaşılır bir dil eşliğinde hem de büyülenerek okuyoruz.Sekiz (8) bölümden oluşan eserimizin ilk bölümünde bu iki uygarlığın karakteristik farklılıkları karşılaşıyor bizi.Babil "tuğla", Asur ise "taş" yapıları tercih ediyor,ilk bakışta basit bir fiziksel ayrım gibi görünen bu durum aslında iki toplumun ruhunu nasıl şekillendirdiğini de anlamamızı sağlıyor. Babil; güneşle pişmiş tuğlalardan yükselen,suya ve toprağa bağımlı,yumuşak ve tarım odaklı bir medeniyet yaşamı sergilerken; Asur,taşın sertliğini uygarlık karakterine yansıtan,savaşçı ve otoriter bir yapı olarak karşımıza çıkıyor. Babil’in o devasa kulelerinin zamanla doğaya yenik düşüp birer çamur yığınına dönüşmesini üzülerek düşünmeden de edemiyor insan! Kitabın evlilik ve kölelik bölümleriyse binlerce yıl öncesinin hukuk sistemine dair şaşırtıcı detaylarla dolu. Özellikle Babil’de istisnalar harici tek eşliliğin esas olması,kadının sosyal konumunun korunması ve bir erkeğin eşini boşamak istemesi durumunda kadına yüklü bir tazminat ödemek zorunda olması dönemin hukuk anlayışının günümüzle ne kadar birbirine benzemesiyle oldukça şaşırtıcı. Kölelikse bugünkü algımızdan çok daha farklı.Kölelerin ticaret yapabilmesi,özgürlüklerini satın alabilmesi veya evlatlık verilerek hürriyetine
Asur ve Babil'de Günlük HayatArchibald Henry Sayce · Kanon Kitap · 20256 okunma
Reklam
Pek Tabii İnsan
9/10
·355 syf.··
Beğendi
·
2024 26. kitabı
·
142 günde okudu
·
Okunma: 23 Temmuz 2024 00:22
Nietzsche ve onunla ilgili kitaplar okumak bana büyük keyif veriyor. Zira zamanının (1844-1900) en açık beyinlerinden biri ve yazış üslubuna hayranım, edebî ustalıkla yazıyor; metafor labirentlerinde gezinmeyi sevenlerin keyif alması kaçınılmaz. İnsanca, Pek İnsanca’da bolca yaptığı gibi bir teknik felsefi analiz onun en iyi olduğu alan olmasa da bu konuda da fena sayılmaz. İnsanca, benimle konuşuyormuş hissi yaşadığım, keyif ve merakla okuduğum ancak bazı aforizmaları anlamakta zorlandığım bir kitap oldu. Amatör bir Nietzsche okuyucusu olduğum için kaynak kullanmadan Nietzsche’yi derli toplu anlayabilmem zor. Ben de İnsanca, Pek İnsanca için Julian Young’ın Nietzsche kitabından bir özet yaptım. Epey hacimli bu kitaptan konuyla ilgili kısımları daha öz hale getirmek için ilgili bölümlerdeki aktarımları bazen aynen aldım, bazen daha açık bir şekilde ifade etmeye çalışıp, gerek cümleleri –elbette içeriği koruyup– kendi üslubuma çevirerek, gerekse kitabın farklı bölümlerindeki bilgileri aynı potada eriterek bu metni ortaya çıkardım. Kitabın içeriğiyle ilgili kişisel düşüncelerime ise akışı bozmamak adına en sonda yer verdim. Wagner ve Schopenhauer’in Nietzsche’ye etkisi; Tragedyanın Doğuşu; Bayreuth Festivali; Sorrento günleri; İnsanca, Pek İnsanca ve Wagner’den kopuş; Nietzsche’nin pozitivizmi ve arkadaşlarıyla ilişkileri gibi birçok konuyu az ya da çok aktardığım bir yazı oldu. Çok uzun olmaması için konuyla ilgili aforizmaların linklerini dipnotta verdim. Aforizmaları kesip biçmedim, tamamını vererek bağlamının görülmesini hedefledim. Bunlardan hiçbiri okunmadan da konu anlaşılabilir çünkü Young’dan yaptığım özet, aforizmaların da bir özetini içeriyor ancak hem bilimsellik adına, hem de daha fazla detay seven ve doğrudan Nietzsche’den okumak isteyenler için böyle bir
Felsefe
İnsanca, Pek İnsanca 1Friedrich Nietzsche · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20213,579 okunma
En muhtasar tefsir
Puan vermedi·1920 syf.··
2025 1. kitabı
Bu incelemeye bazı ansiklopedik bilgiler ile başlamak yerinde olacaktır. Bu eser Celalüddin el-Mahalli (791-864) ve Celalüddin es- Suyuti (849-911) tarafından kaleme alındığı için Celaleyn tefsiri olarak bilinmektedir.  Her ne kadar tefsir olarak adlandırılsa da Batılı bir sınıflama ile tefsirli-meal kategorisine yerleştirebiliriz bu eseri. Oldukça muhtasar olan bu eserde hemen hemen hiç rivayet, dirayet konularına uzun uzun girilmemiş. Arapça dil bilgisine de bazı okunuş farklılıklarından kaynaklı anlam karmaşasını giderecek kadar ufak bir miktarda değinilmiştir sadece.  Müteşabih ayetlerin en meşhurlarından olan mukattaa harflerinin tefsirinde mesela ilk cild boyunca Celalüddin el-Mahalli, Allah (cc) bu ayetle ne murat ettiğini en iyi kendisi bilir diyerek konuya yaklaşımlarını da çok net ortaya koymuştur; herhangi bir açıklamaya girmeden öylece bırakmıştır.  Ayrıca nasih ve mensuh ayetler hakkındaki bilgiler de okuyucunun doğru hüküm üzerinde sabit kalmasını kolaylaştırıyor. Bu inceleme de kendime yarar sağlayacağını ümit ettiğim kişisel notlarımı tutacağım. Lakin olur da, birini müspet anlamda etkilerim de bu eseri okumak ister ise diye düşünerek önemli bir noktayı paylaşmam gerektiğine inanıyorum.Eserin Sağlam Yayınları'ndaki basımında maalesef bazı ayet meallerinin yeri karışmış durumda gözüküyor. Editörlük faaliyeti ile ilgili olduğunu düşündüğüm bu kabahat neticesinde örneğin Bakara suresinin 25-28. ayetleri Ahzab suresinin aynı sıradaki ayetleri ile karışmış gözüküyor ve buna benzer bazı bir kaç hata daha tespit ettim. Dolayısıyla okuyucu bu konuda biraz titiz davranarak bu karışıklığın üstesinden gelebilmektedir; ama dikkatli olunmalıdır. I. cilt kişisel notlarım  *Bakara 57. ayetin tefsirinde kudret helvası ve bıldırcının bir kenara azık olarak
Celaleyn Tefsiri (3 Cilt Takım)Kolektif · Sağlam Yayınevi · 201619 okunma
9/10
·538 syf.··
Beğendi
·
2024 140. kitabı
1.Uluma Vahşi Kadının Dirilişi:Eğer çöllerde kaybolmuşsanız, yorgunsanız, şansınız yaver gider mutlaka La Loba ile karşılaşır ve seversiniz. La Loba yaşlı kemik koleksiyoncusudur .Arketipsel simgecilikte kemik tahrip edilemez gücü temsil eder .Kolaylıkla kendilerini temsil etmezler.Mit ve öykülerde tahrip edilemez olan ruhun tinini temsil eder.Ruh tininin yararlanabileceğini hatta sakatlanabilir ama asla yok olmaz.Öyküde kurt kemikleri vahşi benliğin tahrip edilemez, yok edilemez olduğunu ve bozulmayacak olanı temsil eder .Vahşi benliğin ruhsal kemikleri içimizdedir.Zamanı geldiğinde bu yaratık tekrar ete kemiğe bürünerek kendimizi ve dünyamızı değiştirir .Kadınları değiştirecek kemik içindedir.Bu nefes içimizdedir .Kaybolmaz,tahrip olmaz ama onu bularak bir araya getirmek ona nefes vermek hayatın her döneminde olabilir. Kadının içinde hayvani iç güdüsel benlik vardır ve bu benlikte vahşi olan yön vardır. Bu benlik hareket eder ,konuşur ,öfkelenir ,özgürdür ve bilgili bir benliktir. İçimizdeki yaşlı bugün de kemikleri topluyor.Ruh evinin inşacısıdır .Ruh yapıcı, kurt yetiştirici, vahşi şeylerin koruyucusudur yaşlı kadın kemikler üstüne şarkı söyler ve o şarkı söyledikçe kemikler ete bürünür. Hayatımız boyunca yaşadığımız hayal kırıklıkları,özlem ,üzüntüler sonrasında zmanı geldiğinde o yeniden oluşumu başlatacak ruhumuzun sesini dinlemeliyiz.O zaman ruh kemiklerimiz yeniden canlanacak ve vahşi oluşum gerçekleşecektir. Çölde hayat küçük ama muhteşemdir, olan bitenlerin çoğu yeraltında sürer gider .Birçok kadının hayatı da buna benzer.Bir kadın psişesinin yolu kulağına gelen tınılar ya da geçmişte maruz kaldığı zulümler veya yer üstünde daha geniş bir hayat yaşamasına izin verilmemiş olması yüzünden çöle düşmüş olabilir .Bazı kadınlar psişik çölde bulunmak
Edebiyat
Kurtlarla Koşan KadınlarClarissa P. Estes · Ayrıntı Yayınları · 202110,7bin okunma
Puan vermedi
İstanbul, tarihi boyunca farklı uygarlıklar ve kültürler tarafından çeşitli isimlerle anılmıştır. İşte İstanbul’un bilinen bazı isimleri ve anlamları: 1. Byzantion (Bizantion) • Köken: MÖ 7. yüzyılda Megaralılar tarafından kurulduğunda verilen isim. • Anlam: Kurucusu Byzas’ın adından gelir. 2. Augusta Antonina • Köken: Roma İmparatoru Septimius Severus tarafından oğlu Antoninus adına verilmiştir. 3. Konstantinopolis (Constantinople) • Köken: Roma İmparatoru I. Konstantin’in 330 yılında şehri yeniden inşa etmesiyle verilmiştir. • Anlam: “Konstantin’in Şehri.” 4. Nova Roma (Yeni Roma) • Köken: I. Konstantin, İstanbul’u Roma İmparatorluğu’nun yeni başkenti ilan ettiğinde kullanılmıştır. • Anlam: Roma’nın bir devamı olarak tasarlanmıştır. 5. Dersaadet • Osmanlı Dönemi: “Mutluluk Kapısı” anlamına gelir. İstanbul’un güzelliklerine ve önemine atfen kullanılmıştır. 6. İslambol • Osmanlı Dönemi: “İslam’ın bol olduğu yer” anlamına gelir. İstanbul’un Müslüman nüfusunun artışıyla kullanımı yaygınlaşmıştır. 7. Stanbul/İstanbul
Tarih
İstanbul İstanbulBurhan Sönmez · İletişim Yayınları · 20191,288 okunma
Reklam
Reklam