Puan vermedi·128 syf.··
2026 42. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 09:47
Bazı kitaplar vardır, okurken sadece metni değil, kendi inançlarını, değerlerini ve sınırlarını da sorgulamaya başlarsın. Korku ve Titreme tam olarak böyle bir eser. Kierkegaard bu kısa ama yoğun kitabında, Hz. İbrahim'in oğlunu kurban etmeye götürme hikâyesi üzerinden insanın inançla olan ilişkisini ele alıyor. Ancak burada amaç dini bir anlatıyı tekrar etmek değil; aklın, ahlakın ve bireysel inancın çatıştığı noktaları göstermek. İbrahim'in yaşadığı ikilemi incelerken okuyucuya şu soruyu yöneltiyor: Bir insan, evrensel ahlak kurallarının ötesine geçerek yalnızca inancına dayanabilir mi? Kitap boyunca Kierkegaard'ın geliştirdiği iman şövalyesi kavramı dikkat çekiyor. Ona göre gerçek inanç, kesinlikten değil belirsizlikten doğar. İnsan tam da anlam veremediği yerde bir sıçrayış yapar ve bu sıçrayış beraberinde korkuyu, kaygıyı ve titremeyi getirir. Bu yüzden eser, yalnızca dini bir metin değil; aynı zamanda insanın varoluşsal yalnızlığı üzerine güçlü bir düşünce denemesidir. Korku ve Titreme, kolay okunan bir kitap değil. Zaman zaman tekrar eden anlatımı ve yoğun felsefi dili sabır istiyor. Ancak satır aralarında dolaştıkça Kierkegaard'ın neden varoluşçuluğun öncülerinden biri olarak kabul edildiğini daha iyi anlıyorsunuz. İnanç, özgürlük, birey ve ahlak üzerine düşünmeyi sevenler için sarsıcı ve ufuk açıcı bir okuma.
1000Kitap
Korku ve TitremeSoren Kierkegaard · Say Yayınları · 20172,264 okunma
Büyülü Gerçekcilik Ama İran'da Olanı
8/10
·136 syf.··
2026 17. kitabı
Gulam Hüseyin Sâedi 'nin aynı karakterleri barındıran 6 adet öyküden oluşan kısa ama dolu dolu bu kitabını ben çok sevdim. Hikayeler İran'ın bir köyünde geçiyor, zihnimde canlanan toplasan 10 hane anca ya var ya yok ufacık bir balıkçı köyü. Geçimleri deniz bu yüzden hayatlarının önemli bir kısmında deniz başrolde olduğu için iyi ve kötü her şey önce Allah'tan sonra denizden. Dış dünyaya çok kapalı ufacık bir topluluktan bahsettiğimiz için bildikleri dünya dışında ne varsa hepsine önyargılılar ve korku ile karşılıyorlar. Çocukca bir korku ama aslı astarı olmayan, neyden korktuklarını tam bilmeden duydukları bir korku var. Tabi cehalet, yoksulluk vb temaları alıyoruz arka plandan. Görünmez varlıklara inanç, kadercilik, yanlış dini inanışlar kol geziyor kitapta. Hikayeler boyunca ya biri çarpılıyor , ya birisi çarpılmaktan korkuyor, in midir cin midir anlamadığımız değişik karakterler aracılığıyla boyuna bizimle alay ediyor sanki yazar. Büyülü Gerçekcilik akımı Latin Amerika'da değil de Doğu toplumunda olunca çok da büyülü gelmiyor açıkcası, tanıdık geldiği için belki absürt de bulmadım. Zaten Marquez'e de normal gelen anlatılar bize büyülü gerçekçilik... Bazı sembollerin neyi temsil ettiğini anlamadım elbet ama keyifle okudum.
Edebiyat
Korku ve TitremeGulam Hüseyin Sâedi · Yapı Kredi Yayınları · 2021164 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
9/10
·480 syf.··
2022 1. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 15 Şubat 2022 00:00
"Herkesin bir ilk'i vardır ama benimki bir numarayla başladı: 26." Beyza Alkoç’un kalemiyle tanışmak, benim için sadece bir hikayeye başlamak değil, kelimelerin o tılsımlı dünyasına kapı aralamaktı. No. 26, bu yolculuktaki ilk durağım, ilk heyecanım ve kitaplığımın en özel köşesi. Kitap, Mine ve Efe’nin birbirine dolanan kaderlerini öyle ince bir işçilikle anlatıyor ki, kendinizi o apartman dairesinin sessiz bir tanığı gibi hissediyorsunuz. Beyza Alkoç, yalnızlığı ve aidiyet duygusunu sadece anlatmıyor, adeta okuyucunun kalbine ilmek ilmek işliyor. Karakterlerin arasındaki o görünmez mesafe azaldıkça, sizin de hikayeye olan bağlılığınız artıyor. Bu incelemeyi yazarken içimde ayrı bir titreme var; çünkü bu benim okuduğum ilk kitap. Okuma serüvenime böyle dokunaklı bir başlangıç yapmak, sayfaların arasında kaybolmanın ne demek olduğunu keşfetmek tarif edilemez bir duygu. Mine ve Efe’nin hikayesi bitti belki ama bende bıraktıkları iz, okuyacağım binlerce kitabın ilk adımı oldu. "Peki ya sizin kelimelerle tanışmanıza vesile olan o 'ilk' kitap hangisiydi?"
1000Kitap
No: 26Beyza Alkoç · İndigo Kitap · 202111,6bin okunma
9/10
·336 syf.··
2026 27. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2026 00:36
Hapishanenin soğuk görüşme odasında, hayatı üç farklı lakaba sığmış bir adam Jason. Sakladığı sessizliğini, genç bir gazetecinin getirdiği o mektuplu kitapla bozuyor. Sayfa numaralarıyla eşleşen gizemli mektup Jason’ın eline değdiği an, dökülmeye başlıyor hayat hikayesi... Jason’ın anlattıkları sadece bir yaşam öyküsü değil acının bir insanı nasıl ayakta tuttuğunun kanıtı. Ailesi öldürülünce yetimhaneye gönderiliyor .Yetimhanenin karanlık kilerinde ağlarken Martin’in onu bulmasıyla başlayan bu yolculukta, otizmli kardeşi Olivia onun tek sığınağıydı. Büyüdü, bir basketbolcu oldu ama kader peşini bırakmadı. Jason’ın sesindeki asıl titreme, o yangını anlattığı an başlıyor. Karısı ve çocuklarının evlerinde yakılarak katledilmesiyle, Jason için yaşamak kavramı yerini tek bir amaca bıraktı "İntikam". Yazarın kalemine zaten aşinaydım ama Jason’ın hikayesi beni bir solukta kitabın içine çekti. Gazetecinin sorduğu o son soru hala zihnimde yankılanıyor.
Süper Çocuk Yanık Göz ve Genç NolanMurat İsfan Korkmaz · Bengisu Yayınları · 2024160 okunma
10/10
·416 syf.··
2026 43. kitabı
·
37 günde okudu
·
Okunma: 24 Nisan 2026 23:50
Hey hey, size çok sevdiğim bir kitapla geldim. Kitap öyle ama öyle iyiydi ki. Hem çok özgün hem de baya iyi bir fantastikti. Çok şükür, kitap zevkim bayağı iyi. Bu kitabı okumayı ta yurt dışında çıktığı gün kafaya koymuştum. Orijinalinden okuyacaktım ki şahane bir baskıyla çevrildi. Aldım, dedim ki daha fazla bekletemem bunu rafta. Ve anlatıma bayıldım, hem sürükleyici hem de atmosferik bir kitap. Aynı zamanda masalsı bir tınısı da var. Öyle ki okurken kendimi nasıl kaptırdıysam çapraz okumaya bile girmedim bu kitap için. Gelelim konuya, Ailelerde 13. çocukların çok nadir ve çok kıymeti olduğu tanrılarca kabul edilen bir dünyaya gidiyoruz. Hazel'ın ailesi çocuk üstüne çocuk yapıyor ve her nasılsa pişmanlıkları ve ekonomik durumları 13. çocukta patlıyor. Ve 3 tanrı 13. çocuğu büyütmek üzere talip oluyor. Hazel'ın şirret ve iğrenç annesi "ilk olan/ kutsal ilk" adındaki tanrıçayı reddediyor. Sonra bölünmüşler denen tanrı ve tanrıça topluluğu geliyor tek bedende ve onu da reddediyorlar. En sonunda ise Hazel'a ölüm tanrısı Hazin Son (Merrick_ üzümlü kek baba) talip oluyor. ve ona çocuğu veriyorlar ancak Tanrı, Hazel 11 yaşına basana kadar ortada görünmüyor. Aşırı zorbalığa ayrımcılığa ve kötü muameleye maruz kalan Hazel 11. doğum gününde Hazin Son tarafından dünyalar arasına götürülüyor. Vaftiz babasına bundan sonra Merrick demeye başlayan Hazel kendisini bekleyen büyük bir geleceğe onun için hazırlanmış bir kulübede başlıyor. Ve bu yolculuk titreme hastalığı denen bir salgına tedavi bulmaya ilerliyor. Şifacı olarak ünlenen Hazel'ın kaderinde krallıkları değiştirmek var. Tek kelimeyle bayıldım. Artık fantastik edebiyatın birbirini tekrarladığını ve sıkıldığımı düşünürken bu tarz bir kitapla karşılaşmak benim için şans oldu. Çok sevdim konsepti. Hazel'ın vafitz babasıyla
On Üçüncü ÇocukErin A. Craig · Ephesus Yayınları · 202637 okunma
Puan vermedi·
Beğendi
Bu kitapta, aşkın peşine takılıp aklını geride bırakanlardan biriyle tanışıyoruz: Calla. Kalbini pusula yapıp Jonah’ın izini sürerek Alaska’nın o sert, keskin, insanı sınayan coğrafyasına geri dönüyor. Yeni aldıkları arazi ve ev, kağıt üzerinde “yuva” kelimesinin sözlük karşılığı gibi duruyor… ama Calla’nın içinde hep ince bir titreme var; sanki bavulu kapının yanında, her an gidecekmiş gibi. İşte o his, okurken insanın içine de sızıyor. Yine de hakkını teslim etmek lazım: Bir insanın hem soğuğa, hem yalnızlığa, hem de keçilere aynı anda alışması kolay iş değil. Calla bunu yapıyor. Üstelik sadece alışmakla kalmıyor, kendinden parçalar bırakarak kök salmaya çalışıyor. İlk kitapta biraz bencil gibi görünen o kadın gidiyor, yerine fedakârlığın sessiz yükünü taşıyan biri geliyor. Ama asıl sürpriz Jonah. İlk başta gökyüzü kadar özgür, sevilesi bir adam gibi duran Jonah’ın aslında kendi dünyasının merkezinden pek çıkamadığını bu kitapta daha net görüyoruz. Uçma tutkusu, özgürlük arzusu… güzel, etkileyici. Ama bazen insanın aklına şu geliyor: “Peki ya Calla?” Onun bıraktıkları, vazgeçtikleri, sustukları? Jonah’ın yer yer bencilliğe kayan tavırları, hatta ince ince işleyen bir manipülasyon hissi, hikâyeye tatlı bir huzur yerine keskin bir gerçeklik katıyor. Kitap boyunca Alaska sadece bir mekân değil; adeta üçüncü bir karakter. Soğuğu, sessizliği, genişliği… Calla’nın iç dünyasıyla yarışıyor. Bir yanda alışmaya çalışan bir kadın, diğer yanda özgürlüğüne sıkı sıkıya bağlı bir adam. Ortada ise inkâr edilemeyecek kadar güçlü bir aşk. Ve evet, ne olursa olsun birbirlerini çok sevdiklerini hissediyorsun. Ama bu sevgi, pamuk gibi yumuşak değil; biraz sert, biraz keskin, biraz da yorucu. Sayfalar bittiğinde insanın aklında tek bir soru kalıyor: Bu aşk, Alaska kadar güçlü mü… yoksa
Alaska'nın KalbindeK. A. Tucker · Ren Kitap · 202533 okunma