Sarı Yüz, sıradan bir kurmaca kitap değil, Kuang’ın derdi de zaten öylesine bir roman yazmak değil, her satırda bunu hissediyoruz.
Yazarın daha önce herhangi bir kitabını okumadım, okumaya merakım da olmadı. Sarı Yüz çıktıktan sonra ilgimi çektiği için merakıma yenik düştüm ve örnek sayfaları okudum. Bu sayfalar benim için yeterliydi ve bu kitabı okumalıyım dedim.
Yazarlık, editör-yazar ilişkisi, intihal, telif, çok satan kitaplar, sektör sorunları, ödüller, kıskançlık, başarı, sosyal medya linçleri gibi konularda eleştirileri olan bir kitap. Düz bir roman gibi okuyup, kurgusunu beğenip beğenmemek okurun ne okuduğunu bilip bilmediğiyle ilgili bir durum aslında.
Edebiyat dünyasındaki yapısal sorunlarla bir savaşma biçimi olarak okunabilecek bir kitap. Benzer bir kitap değil ama tıpkı sistemi eleştiren Dövüş Kulübü gibi bir misyon edinmiş kendisine. Sadece Sarı Yüz biraz daha sessiz sakin bunu yaparken, Dövüş Kulübü biraz daha patırtı çıkararak ve fiziksel şiddetle yapıyor.
Kendinden başlayarak, birilerinin sesi olmaya çalışıyor Kuang, bu bariz bir tespit, daha da net olursam; bence bir hesaplaşma denemesi.
Kitabı biraz okuduktan sonra kapattım, yazdığı kitapların Goodreads yorumlarına epey vakit harcadım. Bunu yapmamdaki amaç; yazarın derdinin kendi başından geçenleri bir üst kurmacayla anlatmak olduğunu anlamamdı. Özellikle “Haşhaş Savaşı Üçlemesi” Çinli okurların hışmına uğrayan bir seri. Yorumlarda bunu görebiliyoruz ve yazarı birçok şeyle suçluyorlar. Babil'de nasibini almış elbette. Kitapta ırkçılık temasının birden çok kez önümüze getirilmesindeki ana sebeplerden birisi de bu kitaba yapılan olumsuz yorumlar.
Sayfa 111’de geçen “Dünyadan haberi olmayan Beyaz bir kadın…” ifadesi bizzat bu yorumlara bir gönderme. Hatta birçok alıntılanacak ifade bu yorumlara ve